2
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
242
Okunma

İnsan bazen ömrünün en büyük yolculuğuna bir tek "Merhaba" ile çıkar.
Ben seni ilk gördüğüm gün bunu bilmiyordum.
Bir selamın, yılların suskunluğunu bozacağını, gönlümün kurak toprağına baharın ilk yağmurunu indireceğini de bilmiyordum.
Sonra günler geçti.
Kelimeler çoğaldı.
Her konuşmamız, bozkırın ortasında usul usul akan bir pınar gibi içime serinlik verdi. Sen anlatıyordun; ben dinliyordum. Demokrasi diyordun, adalet diyordun, insan onuru diyordun. Köylünün alın terini, işçinin nasırlı elini, kentin yalnızlığını, toprağın bereketini anlatıyordun. Söylediğin hiçbir söz kuru değildi. Her cümlenin ardında yaşanmışlık vardı; her düşüncenin altında insan sevgisi vardı.
Ben de ömrünü meydanlarda, sendika kürsülerinde, emekçinin yanında geçirmiş bir adamdım. Bilirdim sözün ağırlığını. Bilirdim boş lafla hakikatin aynı sofraya oturamayacağını. Onun için seni dinlerken, söylediklerinden önce yüreğinin sesini duydum.
İnsan bazen bir ömrü, bir çift gözde görür.
Ben senin yeşil gözlerinde bunu gördüm.
Orada gösteriş yoktu.
Kibir yoktu.
İnsanı küçülten hiçbir şey yoktu.
Bir Anadolu sabahı kadar temiz, yeni sürülmüş toprak kadar bereketli bir gönül vardı.
Sen aileyi anlatırken yalnız bir evden söz etmiyordun.
Bir ocağın tütmesinden...
Bir annenin duasından...
Bir babanın alın terinden...
Çocukların gülüşünden...
Ve insanı insan yapan görünmez bağlardan söz ediyordun.
O zaman anladım ki, dünyanın bütün zenginliği bir evin huzuru kadar kıymetli değildir.
Sen bana göre eski zamanlardan çıkıp gelmiş bir Anadolu kadınıydın.
Komşusunun ayıbını örtmeyi erdem bilen...
Ekmek bölüşmeyi ibadet sayan...
Kötülüğü kapısının eşiğinden içeri sokmayan...
Yorgun bir kuşu bile incitmeye kıyamayan...
Yeşil gözlerinde yalnız sevgi taşıyan bir kadın...
Ben sana o gün hayran olmadım yalnız.
Sana inandım.
Çünkü insan sevmeden önce inanır.
Sonra seni hayatın gürültüsünden alıp hayalimizde kurduğumuz uzun bir yolculuğa çıkardım.
Bir gemi değildi bu.
Bir sevda idi.
Rüzgârı umut olan, yelkeni sadakatten dokunmuş bir yolculuktu.
Şimdi o yolculuğun onuncu ayındayız.
Aradan geçen zaman sevgimi eksiltmedi.
Dağların rüzgârı nasıl eskimezse...
Toprağın kokusu nasıl tükenmezse...
Sana olan sevgim de öyle büyüdü.
Onun için yazdım.
Şiirler yazdım.
Türküler yazdım.
Besteler yaptım.
Romanlara başladım.
Çünkü bazı sevdalar yalnız yaşanmaz; anlatılmak ister.
Bir gün bir çocuk okur da, "Demek ki böyle seven insanlar da yaşamış." der diye yazıyorum.
Sen benim portakal çiçeğimsin.
Bahar gelince dalları beyaza kesen o ince çiçek gibi...
Kokusu uzaktan bile insanın içine işleyen...
Sensiz geçen gün, yağmursuz kalmış Çukurova tarlası gibidir.
Yeşil gözlerin değmeden hiçbir sabah tam aydınlanmaz.
Şimdi biliyorum.
İnsan bazen bütün ömrünü tek bir insana anlatmak için yaşar.
Ben de ömrümün geri kalanını sana olan sevgimi anlatmaya adadım.
Ve gün gelir de bu sevdanın hesabını sorarlarsa, başımı eğmem.
Çünkü sevmek suçsa, ben bu suçun ömrüm boyunca taşıyacağım tek mahkûmuyum.
Adımı taşlara yazmasınlar.
Yeter ki senin kalbinde bir dua gibi yaşayabileyim.
Hikmet Metin Çavdar
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.