Denk olmayan birleşmelerin en kötüsü gönüllerinkidir. chamort
Ali Rıza  Coşkun
Ali Rıza Coşkun

Ah O Yıllar...

Yorum

Ah O Yıllar...

( 9 kişi )

8

Yorum

17

Beğeni

5,0

Puan

281

Okunma

Ah O Yıllar...


Ah o yıllar… Neydi o yıllar? İnsan bazen tek bir cümleyle koskoca bir ömrü anlatabilir. Benim için de öyle. Ne zaman "Ah o yıllar..." desem, içimde ince bir sızı dolaşmaya başlıyor. Sanki yıllardır kapalı duran bir kapı usulca aralanıyor da çocukluğum, gençliğim, dostlarım ve memleketimin kokusu yeniden üzerime siniyor.

O zamanlar yürümeyi bile seviyorduk biz. Ayaklarımız şişse de, saatlerce yol yürüsek de, bazen bacaklarımıza kramplar girse de hiç şikâyet etmezdik. Önümüze çıkan dereleri, çamurlu yolları, karla kaplı patikaları aşarken ayakkabılarımızın içine su dolardı. Pantolonlarımız dizimize kadar ıslanır, çoraplarımız buz gibi olurdu. Ama yine de yürürdük. Çünkü vardığımız yer yalnızca okul değildi; umuttu, hayaldi, gelecekti. O yollar bizi sadece derslere değil, hayata hazırlıyordu.

Bizim yaşam alanımız dört duvar arasına sıkışmış değildi. Ne gösterişli malikânelerimiz vardı ne de zenginliğimiz. Cebimizde çoğu zaman üç beş kuruştan başka bir şey bulunmazdı. Öğrenciydik, çoğumuzda garibandık belki ama yüreğimiz dopdoluydu. Küçücük mutluluklardan kocaman sevinçler çıkarabilen çocuklardık biz.

Kış geldiğinde yollar bembeyaz olurdu. Kar dizimize kadar yükselir, attığımız her adımda ayaklarımız kara gömülürdü. Ama biz bundan yakınmazdık. Birbirimize kartopu atar, kahkahalarımız uzun okul yollarında yankılanırdı. Üşüyen ellerimize rağmen birbirimizi kovalar, bazen düşer, bazen kalkar ama hep gülerdik. Çünkü o yıllarda mutluluğun bir bedeli yoktu. Mutlu olmak için yalnızca birbirimizin yanımda olmamız yeterdi.

Hâlâ unutamadığım bir gün vardır. Okula giderken önümüze çıkan dereyi atlamaya çalışmıştım. Kendimden emin bir şekilde sıçradım ama hesap edemediğim bir şey vardı. Ayağım kaydı ve kendimi buz gibi suyun içinde buldum. Bir anda tepeden tırnağa sırılsıklam olmuştum. Pantolonum, gömleğim, ayakkabılarım... Hepsi çamura ve suya bulanmıştı. Arkadaşlarım önce telaşlandı, sonra kahkahalarla gülmeye başladılar. Ben de onlara katıldım. Çünkü o yaşta insan bazen başına gelen talihsizliğe bile gülebiliyor.

Hep birlikte üzerimi temizlemeye çalıştık. Ama ne mümkün... Temizlemek isterken daha da batırdık. Çamur, kravatıma kadar bulaşmıştı. Okula vardığımızda hâlimizi gören müdürümüz, sert görünüşünün altında sakladığı şefkatiyle, "Öğretmenler odasında sobanın yanında üstünü kurutmadan derse girmeyeceksin." demişti. O sobanın sıcaklığı yalnızca kıyafetlerimi değil, içimi de ısıtmıştı. Bugün hâlâ o kömür sobasının çıtırtısını, odadaki sıcaklığı üstümden çıkan buharı ve öğretmenlerimin merhamet dolu bakışlarını unutamam.

Bazen konuşmak istiyorum o günleri. Dilim çözülüyor gibi oluyor ama sonra boğazıma bir düğüm oturuyor. Kelimeler yetmiyor. İnsan bazı özlemleri anlatamıyor. Sadece dalıp gidiyor. Sonra hafızam yeniden beni o yollara götürüyor. Uzun okul yollarına... Sabahın ayazında yürüdüğümüz, akşam yorgun ama umut dolu döndüğümüz o yollara... Aslında şimdi anlıyorum ki bizi okula götüren yol, aynı zamanda bizi ışığa götüren yolmuş.

Biz varlığı da gördük. Yokluğu da gördük. Ama hiçbir zaman umutsuzluğu görmedik. Çünkü elimizdekine şükretmeyi biliyorduk. Büyüklerimizin emeklerini boşa çıkarmamak için ders çalışıyor, o zorluğa rağmen okuyup adam olmaya gayret ediyorduk. Onların yüzünü kara çıkarmamak bizim en büyük sorumluluğumuzdu.

Hayat bize yalnızca zorluğu göstermedi. Varlığın içinde yaşanan gerçek darlığı da gördük. Paranın her şeyi satın alamayacağını, dostluğun, vefanın ve paylaşmanın çok daha kıymetli olduğunu o yıllarda öğrendik. Belki cebimiz boştu ama gönlümüz zengindi.

Memleketimin sert kışını da yaşadım, kavurucu yazını da. Dondurucu ayazını da gördüm, güneş altında kavrulan topraklarını da. Ama hangi mevsim olursa olsun neşemizi kaybetmedik. Büyüklerimize saygıyı hiç eksik etmedik. Küçüklüğümüzü de, edebimizi de koruduk.

Bugün dönüp baktığımda görüyorum ki o arkadaşlarımın her biri hayatın farklı köşelerine savruldu. Kimimiz öğretmen oldu, kimimiz esnaf, kimimiz işçi, kimimiz memur... Hepimiz büyüdük. Birer çocukken şimdi koca adamlar olduk. Pansiyonlarda kaldık, yurtlarda büyüdük, kendi işimizi kendimiz gördük. Hayatın yükünü bir şekilde omuzladık ama hiçbir zaman pes etmedik.

Bir de bugün, o yıllardan bu yaşlara gelmiş biri olarak şunu söylemeden geçemiyorum: Evet, belki hepimiz çok büyük üniversiteler bitiremedik. Ama şöyle bir düşündüğüm zaman, aslında hepimizin birer lise değil de fakülte bitirmiş gibi donanımlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bizler bu eskinin, o eski zamanların terbiyesinden, eğitiminden ve öğretiminden çok güzel nasiplendik. İnanıyorum ki hayatımız boyunca da o nasibin ekmeğini yemeye devam edeceğiz.

Buradan ayrıca o dönemde öğretmenlik yapmış bütün öğretmenlerimize ve hocalarımıza saygı ve minnetimi gönderiyorum. Kim bilir nerelerde, kim bilir şu an ne durumdalar... Ama nerede olurlarsa olsunlar, onların her biri gönüllerimizde ayrı bir yer teşkil ediyor. Bunu da buradan özellikle belirtmek istedim. Ayrıca da bütün öğretmenlerimiz en derin saygılarımızı hak ediyorlar. Hepsine selam olsun...

Şimdi ne zaman yalnız kalsam, içimden aynı cümle dökülüyor: "Ah o yıllar..." O iki kelimenin içine çocukluğumu, dostlarımı, okul yollarını, soba sıcaklığını, kar kokusunu, çamurlu ayakkabılarımı ve memleketimin kadim topraklarını sığdırıyorum. Her "Ah o yıllar..." deyişimde içimden bir parça kopuyor; o da usulca çocukluğumun geçtiği topraklara, o uzun yollara, o masum günlere gidiyor.

Belki bugün daha rahat yaşıyoruz. Belki imkânlarımız eskisinden çok daha fazla. Ama o günlerin samimiyetini, dostluğunu, yokluk içindeki bereketini ve küçücük şeylerle mutlu olabilen yüreğimizi hiçbir zenginlik geri getiremiyor. İşte bu yüzden, ne zaman geçmişe dönüp baksam, yüzümde buruk bir tebessüm beliriyor ve içimden sadece şu cümle yükseliyor: Ah o yıllar... Ne güzel yıllardı...


ALİ RIZA COŞKUN

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (9)

5.0

100% (9)

Ah o yıllar... Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Ah o yıllar... yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Ah O Yıllar... yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi Etkili Yorum
Gülüm Çamlısoy
Gülüm Çamlısoy, @gulum-camlisoy
19.7.2026 16:08:55
5 puan verdi
söyleyeceğim ooo çok şey var şimdi
bir başlasam sabahı ederiz

ama siz çok güzel özetlemişsiniz

benim diyeceklerim azıcık farklı ama sizinle aynı fikirdeyim

neyin tadı kaldı be dost yazarım??
tat mı kaldı insanlarda?
şartlar tartışılır

imkanı olan var olmayan var

ben hep benden daha kötü durumda olanları düşünürüm şükrederim

kıskançlık denen kavramı hiç tatmadım

savaşım da yarışım da kendimle

var olun

selamm olsun dost yazarım

çook içtendi yazınız çok sevdim çok
Şa
Şair Ahmet1, @sairahmet1
20.7.2026 13:17:47
5 puan verdi
Emeğine sağlık Kalemin daim olsun
ramazancelik
ramazancelik, @ramazancelik
18.7.2026 22:30:19
5 puan verdi
Geçmişteki maddi imkânsızlıklara ve zorluklara rağmen yaşanan samimiyet, vefa, şükür ve gerçek dostlukların getirdiği manevi zenginliğin, bugünün maddi rahatlığıyla asla doldurulamayacak kadar kıymetli ve eşsiz olduğudur.yüreğine sağlık
erbensalim
erbensalim, @erbensalim
18.7.2026 22:28:40
5 puan verdi
Sinematik ve Canlı Anlatım: Okul yolunda dereye düşme hikayesi, çamurlu kıyafetler ve müdürün şefkatiyle öğretmenler odasındaki sobanın sıcaklığına sığınma sahnesi metne müthiş bir canlılık katmış. Okuyucu, kömür sobasının çıtırtısını ve kıyafetlerden çıkan buharı adeta kendi gözleriyle görebiliyor.
Zorluğun Eğitici Gücü: Varlığın içindeki darlığı görmek, cebi boşken gönlü zengin tutabilmek ve o çetin kış şartlarında bile umudu kaybetmemek... Yazar, dönemin eğitim ve terbiye anlayışını "lise değil de fakülte bitirmiş gibi donanımlı olmak" benzetmesiyle taçlandırarak, o günlerin mayasını çok güzel özetlemiş.
DÜŞLER SIĞINAĞI
DÜŞLER SIĞINAĞI, @dusler-siginagi
18.7.2026 22:22:55
5 puan verdi
emeğinize yüreğinize sağlık
tebrikler
selam ve sevgiler
bdbedri
bdbedri, @bdbedri
18.7.2026 21:09:16
Kıymetli Alirıza Coşkun.____
Harika bir yazı olmuş. Özetin özetinin en kısa özetinde ki istekle Okurken içim sızladı, Gözlerim doldu. O karlı yollar, soba sıcaklığı, çamurlu ayakkabılar ve tertemiz dostluklar… Gerçekten “Ah o yıllar” dedirten, samimiyetiyle insanı saran muhteşem bir anlatım.
Kaleminize ve o güzel hatıralara sağlık. Selam ve sevgilerle mutluluklar dilerim. ❤️
serdarascioglu
serdarascioglu, @serdarascioglu
18.7.2026 21:02:25
5 puan verdi
EVET O..GEÇEN YILLAR..BİR DOLU-BİR BOŞ OLMUŞ...MUTLU YILLAR .
Halit Durucan
Halit Durucan, @halitdurucan
18.7.2026 21:01:48
Geçmişe dönüp yıllar arasında bir gezinti yapsak ve günümüz insanlarıyla/dostluğuyla yüzleştirsek, eminim milyonlarca insan o gençlik çağına kanat açar. Eski dostluklar bir başkaydı. İnsanlık bir başkaydı. Hayırlı geceler hocam, güzeldi...
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL