6
Yorum
18
Beğeni
0,0
Puan
352
Okunma
Merhaba sevgili okur, hoş geldin! Geç şöyle, masanın kenarına bir sandalye çek. Bugün ne sıkıcı edebiyat dersleri işleyeceğiz ne de kuralların boğucu koridorlarında kaybolacağız. Bugün seninle biraz kelimelerle lego oynayacağız.
Elimde malzeme olarak eski günlerden kalma, serbest vezinle yazdığım bir şiirim var. Anlamı ağırbaşlı, derdi yerinde ama ritmi biraz başına buyruk. Dedim ki, gel bunu birlikte ameliyat masasına yatıralım; fazla yerini bozmadan, geleneksel şiirimizin ritmiyle yeniden yürütmeyi deneyelim.
Şiirimizin adı: "edebtendir".
İlk hâli şöyle:
acıktığında önüne konulan bir sofradır.
sıranı beklemek dururken bu acelen nedir.
çalakaşık dalanın nasibi niyetinde saklıdır.
soframızda yerini bil dostum, bilmek edebtendir.
1. Adım: Şiire Nefes Aldırmak (Durak Nedir?)
Fark ettin mi sevgili okur? Serbest hâlinde dizeler düşünceyi taşıyor ama kulağa düzenli bir ritim vermiyor. Hece ölçüsünde önce kendimize uygun bir kalıp seçiyoruz. Bu şiirin sakin ve öğüt veren havasına 14’lü hece ölçüsü yakışır dedik.
Fakat iş yalnızca hece saymakla bitmiyor. Sonuçta şiir okurken insanın nefes almaya da ihtiyacı var. İşte okurken verdiğimiz o küçük molalara durak diyoruz.
Bizim tercihimiz 7 + 7.
Yedi hece söyledikten sonra hafifçe soluklanacak, sonra kalan yedi heceyle dizeyi tamamlayacağız.
Burada küçük ama önemli bir ayrıntı var: Geleneksel hece şiirinde duraklar mümkün olduğunca kelimeyi bölmeden kurulur. İnsan konuşurken kelimenin ortasında nefes almayı sevmez; şiir de aynı doğallığı sever.
Mesela:
A-cı-kın-ca ö-nü-ne...
ko-nu-lan bir sof-ra-dır.
Birinci bölüm yedi, ikinci bölüm de yedi hece. Üstelik nefes aldığımız yer tam bir kelimenin sonuna denk geliyor.
Birleştirip oku:
"Acıkınca önüne... konulan bir sofradır."
Bak, şiirin içinde gizlenen ritim yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.
2. Adım: Şiirin Yürüyüş Yolunu Kurmak (Ayak)
Şimdi işin en keyifli tarafına geldik.
Halk şiirinde dörtlükleri birbirine bağlayan ortak ses düzenine ayak denir. Bu ses benzerliği, şiirin farklı bölümlerini birbirine bağlayan görünmez bir ip gibidir.
Biz de şiirimizin ana sesini "edeptendir" kelimesinde topladık.
İlk kıta küçük dokunuşlardan sonra şöyle şekillendi:
Acıkınca önüne... konulan bir sofradır,
Sofrada yerini bil... böylesi edeptendir.
Çalakaşık dalanın... nasibi niyettedir,
Sırada yerini bil... böylesi edeptendir.
Dikkat ettiysen ikinci ve dördüncü dizeler aynı sesle kapanıyor. Böylece şiir, her dönüşte tanıdık bir kapıya varıyor. Üstelik burada küçük bir ses oyunu daha var sevgili okur.
"Sofrada yerini bil" ile "Sırada yerini bil" dizeleri yalnızca aynı nakaratla bitmiyor. Başlarındaki "sofrada" ve "sırada" kelimeleri de birbirine göz kırpıyor.
Her iki kelimedeki "-da" eki aynı görevde kullanıldığı için redif sayılıyor. Geriye kalan "sofra" ve "sıra" kelimelerinin sonundaki ortak "-ra" sesleri ise iki seslik bir benzerlik kurduğu için tam uyak meydana getiriyor.
Yani şiirin ses örgüsü yalnızca dize sonlarında değil, dizelerin kendi içinde de küçük köprüler kurmaya başlıyor.
Birinci ve üçüncü dizeler ise birebir aynı sesleri paylaşmak zorunda değil. Halk şiirinde asıl yükü çoğu zaman ayağa bağlanan dizeler taşır.
Kimi zaman bir kelime, kimi zaman bir ek, kimi zaman da birkaç ses bir araya gelerek ayağı oluşturabilir. Yani ayak dediğimiz şey, şiirin dörtlükleri arasında yankılanan ortak sestir.
3. Adım: Matematik Tek Başına Yetmez
İkinci kıtanın serbest hâli şöyleydi:
üşüdüğünde üzerine örtülen bir yorgandır.
odanı ısıtmak dururken bu acelen nedir.
yorganını örtenin amacı niyetinde saklıdır.
odamızda yerini bil dostum, bilmek edebtendir.
Biraz yontunca karşımıza şu dörtlük çıktı:
Üşüyünce üstüne... örtülen bir yorgandır,
Soğuk olan ne hava... ne içinde mekândır.
Örtündükçe açılan... ara, açan zamandır,
Odada yerini bil... böylesi edeptendir.
Burada hoş bir ses uyumu da yakalanıyor.
Yorgandır, mekândır ve zamandır kelimelerindeki "-dır" ekleri redif oluştururken, geriye kalan kelimelerin sonundaki "-an" sesleri iki seslik benzerlik kurarak tam uyak meydana getiriyor.
Ama işin güzelliği yalnızca matematikte değil.
Şiir bazen aynı düşünceyi başka kapılardan geçirerek büyütür.
4. Adım: Neden Birebir Çeviri Yapmadık?
Belki aklına şöyle bir soru gelmiştir:
"Madem serbest şiiri heceye çeviriyoruz, neden sadece kelimeleri kısaltıp aynı anlamı korumadık?"
Çünkü şiir, düz yazı gibi kelime kelime tercüme edilen bir şey değildir.
Serbest şiirde düşünce istediği kadar genişleyebilir. Hece şiirinde ise ritim, durak, ses düzeni ve dörtlük yapısı düşünceyi başka türlü yürütür.
Yani biz burada eski şiiri daktilodan geçirip temize çekmedik; aynı tohumu başka bir toprağa diktik.
Mesela:
"odanı ısıtmak dururken bu acelen nedir"
dizesi yerini:
"Soğuk olan ne hava... ne içinde mekândır"
dizesine bıraktı.
Artık mesele yalnızca üşümek değil; insanın içindeki soğuk, uzaklıklar ve zaman da şiirin içine giriyor.
Ardından gelen:
"Örtündükçe açılan... ara, açan zamandır"
dizesi ise ilk şiirde açıkça söylenmeyen başka bir kapıyı aralıyor.
Çünkü bazen şiirde sadakat, kelimeleri birebir korumakta değil; ruhu koruyup ona yeni imkânlar açmaktadır.
5. Adım: Her Serbest Şiir Heceye Çevrilir mi?
Cevap kısa:
Hayır.
Bazı şiirler serbest doğar, serbest yaşar. Onları zorla kalıplara sokmaya çalışmak, balığı ağaca tırmandırmaya benzer.
Bazı şiirler ise içinde gizli bir ritim taşır. Doğru dokunuşlarla hece ölçüsüne geçtiğinde bambaşka bir güzelliğe kavuşabilir.
6. Adım: Kafiyeler Şiirin Patronu mudur?
Hayır sevgili okur.
Kafiye şiirin efendisi değil, misafiridir.
Bir dize yalnızca kafiye uğruna kuruluyorsa şiir ses kazanırken anlam kaybedebilir.
Şairin görevi kafiyenin peşinden koşmak değil; düşünceyi taşıyacak doğru sesi bulmaktır.
Peki, Kısaca Ne Yaptık?
Laf aramızda sevgili okur, ameliyatın sonunda hastanın durumuna bir bakmakta fayda var.
Biz burada serbest şiiri alıp kelime kelime tercüme etmedik. Onu yeni baştan da yazmadık. Biraz yonttuk, biraz yer değiştirdik, biraz da yeni nefesler ekledik.
Bu küçük atölyede:
Dizeleri 14’lü hece ölçüsüne göre yeniden düzenledik.
7 + 7 duraklarıyla şiire daha belirgin bir ritim kazandırdık.
Dörtlükleri ortak seslerle birbirine bağlayarak şiirin ayağını kurduk.
Uyak ve rediflerle kulağa hoş gelen küçük ses köprüleri oluşturduk.
Serbest şiirdeki düşünceyi korumaya çalışırken, yeni dizelerle anlamı biraz daha genişlettik.
Ve en önemlisi, biçimin değişmesiyle şiirin ruhunun da yeniden nefes alabileceğini görmüş olduk.
Yani sevgili okur, elimizde artık aynı şiirin birebir kopyası yok.
Ama aynı tohumdan büyüyen, başka dallar vermiş yeni bir ağaç var.
Şiirin güzelliği de belki biraz burada saklıdır.
Ve Sahne! Ameliyat Bitti
Ameliyat bitti sevgili okur. Hastamız kelimelerdi; çok şükür ameliyat başarılı geçti. Birkaç dikiş attık, biraz ritim verdik, biraz da nefes aldırdık. Şimdi şiir yeniden ayağa kalktı.
Laflaya laflaya, parmaklarımızla hece saya saya, serbest yürüyen bir şiiri alıp düzenli bir ritme kavuşturduk.
Hece ölçüsü dediğimiz şey kurallara köle olmak değildir. Bazen kurallar düşünceye bir baston, bazen de güzel bir yürüyüş yolu verir.
İşte son hâliyle şiirimiz:
Acıkınca önüne... konulan bir sofradır,
Sırada yerini bil... böylesi edeptendir.
Çalakaşık dalanın... nasibi niyettedir,
Sofrada yerini bil... böylesi edeptendir.
Üşüyünce üstüne... örtülen bir yorgandır,
Soğuk olan ne hava... ne içinde mekândır.
Örtündükçe açılan... ara, açan zamandır,
Odada yerini bil... böylesi edeptendir.
Kelimelerle oynamaktan korkma sevgili okur.
Şiir bazen büyük ilhamlarla değil, küçük dokunuşlarla güzelleşir.
Bir sonraki atölyede inşallah görüşmek üzere. :))
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.