2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
450
Okunma
ADİL OLMAK VE
ADİL GİBİ GÖRÜNMEK
Daron Acemoğlu’nun "ulusların düşüşü" isimli harika bir kitabı var.
Acemoğlu bu kitapta diyor ki
Neden Mısır Amerika’dan çok daha yoksuldur.
Mısırın daha müreffeh olmasını engelleyen koşullar nedir?
Mısırın yoksulluğu kalıcı mıdır yoksa kökü kazınabilir mi?
Bunlar kitabın başlangıç cümleleri.
Bizim konumuz ise Adalet.
Adaletin yoksulluğa olan etkisi ve bir ülkenin gelişimine olan katkılarına değineceğiz.
Bir soru ile başlamak istiyorum
Bir hakim veya Cumhuriyet savcısı düşünün.
Kendi işiyle ve kendi Mahkemesi ile ilgisi olmayan ancak hataen ya da kasten bir şekilde kapatılmış bir cinayet dosyası önüne bir vesileyle gelmiş olsun.
Bu hakimden mesleki tecrübelerine dayanarak bu olayı incelemesini karanlıkta kalan yönleri tespit etmesi istenmiş olsun.
Ayrıca bu olayı aydınlatmanın adalete büyük bir katkı sağlayacağı söylenmiş olsun.
Sizce savcıların ve hakimlerin ne kadarı kendi işini bırakır ve bu dosya ile ilgilenir.
Yasalara baktığımızda bu hakimin bu dosya ile ilgilenmemesi Hakime zerre kadar bir sorumluluk yüklemiyor.
Tam aksine hakim bunu başkasının işine karışmak gibi algılayıp ilkesel olarak bunu tehlikeli bile bulabilir..
Bu tamamen vicdani ve ilkesel bir durum. Adalete nereden ve nasıl bakıldığı ile ilgili bir durum.
Bu sorunun cevabı bize adaletin kutsallığına, adaletin işlerliğine adaletin bütünlüğüne dair bizi bir sonuca götürecektir.
Birçok hakim savcı böyle bir durumda şunu düşünecektir.
Bu benim alanım değil benim sorumluluğumda değil beni ilgilendirmez diyerek kendi gündelik belki sıradan davalarına yönelecektir.
Çok az olan bir grup hakim şöyle düşünecektir:
B u dava benim yetki alanında olmasa bile baktığım bin davadan daha önemlidir.
Buradaki bir haksızlığı ve yanlışlığı çözebilirsem adaletteki büyük bir hasarı tamir etmiş olacağım. Benim elimdeki bin davanın toplumdaki adalet algısına olan etkisiyle bu davanın adaleti algısına olan etkisi bir değildir.
Bu dava yaşadığın ülkeye ve adalete olan güveni için elimdeki binlerce davadan daha önemli olup ben mesleki deneyimimle bunu çözebilirim.
diyerek bu davaya yaklaşabilir.
Şimdi size soruyorum.
Bu iki hakimden hangisi daha ilkeli hangisi daha adil hangisi adaletin ruhunu kavramış ve içselleştirmiş.
Kısacası hangi hakim adalet için daha faydalı.
Belki sizlerin arasından 1. hakimi doğru bulanlar da çıkacaktır.
Bu durum
Tıpkı hastanedeki bir doktorun kendi servisindeki hastalarla ilgilenip kanamalı ağır bir hasta getirildiğinde O esnada bu iş yapabilecek kendisinden daha Ehil bir doktor olmadığını bu hastaya müdahale etmemesi halinde hastanın öleceğini bilmesine rağmen benim hastalarım var Bu hasta benim alanımda değil diyerek ilgilenmemesi ve o hastayı ölüme terk etmesi gibidir.
Adalet bir bütündür.
Bir organizma gibi insan vücudunun bir yerindeki arıza nasıl bütün vücudu sarsıyorsa bütün vücudun konforunu bozuyorsa adalet de böyledir.
Adalet mensupları sadece kendi mahkemeleri ile değil başka mahkemelerin(tecrübesizlik kadro eksikliği veya başka sebeplerle) hatalarını çözebilecek bir güçte olduklarına inanırlarsa ve sistem bu hatayı düzeltmemiş ise (Gönül ister ki sistem bu hatayı kendisi düzeltsin) ellerinden geldiğini yapmakla yasal olmasa da ilkesel ve vicdani manada yükümlüdür.
Bu ilke kitaplarda anayasada ve kanunlarda yazmaz akademilerde okutulmaz.
Bu adaletin kendi ruhu ve felsefesinin bir sonucudur.
Adalete inanmış bir ruhun ulaştığı sonuçtur. Zira kaybolan bir hayat milyonlarca paradan ve binlerce yaralı hayattan daha önemli değil midir?
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.