5
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
206
Okunma

Zulmün Gölgelerinde Hakikatin Yürüyüşü...
Tarih boyunca zulüm ile hakikat arasındaki mücadele hiç bitmedi. Her dönemde gücü elinde tutanlar oldu, onlara karşı çıkanlar da. Bu nedenle Firavun ile Musa kıssası yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değil, insanlık tarihinin tekrar eden bir gerçeğidir. Çünkü her çağ kendi firavunlarını üretirken, aynı zamanda kendi Musa’larını da yetiştirir.
Bugünün firavunları eski çağlardakiler gibi açıkça ilahlık iddiasında bulunmuyor. Ancak insanların düşüncelerini, korkularını ve tercihlerini yönlendirebilecek araçlara sahipler. Teknoloji, medya, ekonomi ve siyaset üzerinden kurulan güç ilişkileri, zaman zaman zulmü görünmez hale getirebiliyor. Böylece insanlar baskıya maruz kaldıklarını fark etmeden ona alışabiliyor, hatta onu savunabiliyor.
Buna rağmen hakikatin sesi hiçbir zaman tamamen kaybolmuyor. Adalet talep eden bir çocukta, haksızlığa itiraz eden bir öğretmende, vicdanını korumaya çalışan sıradan insanlarda Musa’nın izlerini görmek mümkün. Çünkü Musa olmak bir makam ya da unvan değil; doğru bildiğini söyleme ve bedel ödemeyi göze alma cesaretidir.
Ancak bugün Musa olmanın en zor tarafı, yalnızca dışarıdaki zulümle mücadele etmek değildir. Asıl zorluk, insanın kendi içindeki korkularla, çıkar hesaplarıyla ve sessizlik eğilimiyle yüzleşmesidir. Çoğu zaman dışarıdaki Firavun’dan önce içimizdeki Firavun’u yenmek gerekir. Çünkü zulmün en sağlam dayanağı yalnızca zorbalık değil, insanların ona karşı çıkmaktan vazgeçmesidir.
Bu nedenle mücadele önce insanın kendi içinde başlar. Kendi korkularını aşamayan, kendi konfor alanından çıkamayan biri başkalarını özgürlüğe çağırmakta da zorlanır. Musa’nın yürüyüşü, aslında her insanın vicdanında başlayan bir yürüyüştür.
Musa’nın kardeşi Harun’u istemesi de önemli bir gerçeği hatırlatır, Hakikat yolculuğu bireysel bir sorumluluk olsa da çoğu zaman birlikte yürümeyi gerektirir. Adalet arayışı ancak dayanışmayla güç kazanır. Bir kişinin sesi bazen duyulmayabilir, fakat aynı hakikati paylaşan insanların sesi toplumlarda karşılık bulur.
Bugün de tercih etmek zorundayız. Gücün yanında durmak mı, hakikatin yanında durmak mı? Seyretmek mi, sorumluluk almak mı? Çünkü tarih bize şunu gösteriyor, Zulüm her zaman var olmuştur, ancak ona itiraz eden insanlar da hiçbir zaman eksik olmamıştır.
"Unutmayın ki, Firavunlar hep vardı, bugün de var, Musa’lar da var, var olmaya devam edecek ama, Asıl mesele, vakit geldiğinde bizim hangi tarafta duracağımızdır.
*
Mehmet Demir
12623
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.