Kahramanlara tapınma, insan özgürlüğüne en az saygı duyulan yerlerde doruklara çıkar. herbert spencer
Nâfiz BASAN
Nâfiz BASAN

Dağa Küsen Tavşan

Yorum

Dağa Küsen Tavşan

15

Yorum

24

Beğeni

0,0

Puan

559

Okunma

Okuduğunuz yazı 13.6.2026 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.
Dağa Küsen Tavşan

Dağa Küsen Tavşan


Kişi, ekseriyâ bilmediğine ve anlamadığına husûmet besler.
Eski bir darb-ı meselde söylendiği gibi, kedi erişemediği ciğere murdar dermiş.
Meselenin hulâsâsı budur.

Arapçaya, Farsçaya ve bilhassa Osmanlı Türkçesine karşı bu derece öfke duyanlar, gönül isterdi ki o pek hayran oldukları Batı dillerinden birini olsun hakkıyla tahsîl etmiş olsalardı. Belki o vakit bir dilin yalnız kelimelerden değil; târihten, medeniyetten, tefekkürden ve müşterek hâfızadan da ibâret olduğunu idrâk edebilirlerdi.

Bugün ilmin ve bilginin en geniş imkânlarla yaygınlaştığı bir çağda yaşıyoruz. Sözlükler, ansiklopediler, dijital kütüphâneler, akademik kaynaklar ve sayısız neşriyât herkesin elinin altında. Şahsım adına söyleyeyim ki, divânî istikâmette yazdığım şiirlere harcadığım vakitten katbekat fazlasını doğru kelimeyi bulmak, onun kökenini araştırmak ve en mühîmi onu mısrada hakkıyla yerine yerleştirmek için sarf etmekteyim. Bu iş biraz da aşk meselesidir. Lâkin aşkın yanında inkâr edilemeyecek derecede emek, sabır ve gayret de vardır.

Ne var ki asıl hazîn olan, bu emeği ve muhabbeti anlamaya çalışmak yerine onu tahkîr etmeye kalkışan bir zihniyetle karşılaşmaktır. Daha da hazîni, kendi cehâletini ölçü kabul edip başkalarının kelime dağarcığına, kültürüne ve sanat anlayışına veto koymaya yeltenmesidir. İnsan sormadan edemiyor: Bu ne mel‘un bir bağnazlık, ne garîb bir tahammülsüzlük, ne acınası bir kendini bilmezliktir?

"Neymiş efendim, okumayacakmış!" Okusa anlayacak sanki...

Atalar ne güzel söylemiş: "Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış."

Gel gör ki bizim tavşanın yalnız kulakları değil, dili de bir hayli uzamış görünüyor. Klavye başında celâdet taslayanların cesâreti, ekseriyetle ekranın bittiği yerde hitâma erer. Yazı sahasında aslan kesilenler, hakîkî bir muhâvere ikliminde aynı vakâr ve cesâreti göstermekten âcizdir.

Nitekim söz konusu zâtın paylaşımları da beklenildiği üzere ciddî tenkîtlerle karşılaştı. Hazan Gülü Fatoş Hanımefendi, Ayla Kara Hanımefendi, Mesut Tütüncüler Beyefendi ve Murat Kahraman Murâdî Beyefendi gibi kıymetli kalem erbâbı, son derece nezîh ve vakûr bir üslûpla meseleyi ilmî ve târihî zeminde izâh etmeye çalıştılar. Bu gayretler takdîre şâyân olmakla berâber maalesef netîcesiz kaldı. Çünkü cehâlet bâzen bilgisizlikten değil, öğrenmeyi reddeden bir kibirden beslenir.

Netîcede yapılan ilmî açıklamalar, târihî deliller ve kültürel izâhlar muhâtabının zihninde yankı bulmak yerine çöp kutusuna gönderildi. Hâlbuki delili susturmak, delilin ağırlığını ortadan kaldırmaz; yalnızca sâhibinin tahammül sınırını ifşâ eder.

Bâzı kalemdaşlarımız meseleyi benim gibi mîzâh ve istihzâ ile yorumladı. Kanaâatimce bu daha isâbetliydi. Zîrâ kimse duymak istemeyen kadar sağır değildir.

Hakîkatte burada mesele bir dil meselesi değildir. Dil yalnızca görünen yüzdür. Mesele, bu medeniyetin köklerine, hâfızasına ve inanç dünyâsına karşı duyulan köhne husûmettir. İslâm’ı hatırlatan her unsûr bunların nazarında âdetâ bir diken hükmündedir. Besmele duyunca irkilen, ezân işitince rahatsız olan bir rûh hâlinin Osmanlı Türkçesine muhabbet beslemesini beklemek de zâten safdillik olurdu.

İşin en ibretlik tarafı ise şudur:
Kendisine ilmî delillerle cevap veren herkesi susturduktan sonra, büyük bir meydan zaferi kazanmış edâsıyla çıkıp:

"BEN KAPIMDA İT HAVLATMAM!!!"

notunu düşmesidir.

İnsan bu cümleyi okuyunca öfkelenmiyor; yalnızca üzülüyor. Çünkü bâzen bir cümle, sâhibinin bütün kültür seviyesini ve muhâkeme ufkunu anlatmaya yeter.

Ardından bir başka bayanın (özellikle bu kelimeyi kullandım) çıkıp, meydanı boş bulan bir çakal edâsıyla ulumaya başlaması da tabloyu tamamladı. Nasreddin Hoca’ya atıfla yapılan sözler havada uçuştu, mağduriyet destânları yazıldı, fakat ne hikmetse ortada ilmî bir cevap, târihî bir delil yâhut fikrî bir muhâkeme yine görünmedi.

Velhâsıl, cehâlet eskiden susardı; şimdi konuşuyor. Eskiden öğrenmeye utanırdı; şimdi öğrenene saldırıyor. Eskiden kendini gizlerdi; şimdi kendini fazîlet zannediyor.

Lâkin değişmeyen bir hakîkat vardır:

Kelimeye düşman olan, nihâyetinde düşünceye de düşman olur.
Düşünceye düşman olan ise eninde sonunda hakîkatten mahrûm kalır.

Hakîkat ise ne çöp kutusuna sığar, ne de bağnazlıkla susturulabilir.


---


Hâşiye:

Burada ayrıca ibretlik bir tezât daha göze çarpmaktadır.

Bu zâtın edebiyat ve ahlâk üzerine kürsü kurup ahkâm kesmesine bakıp da kendisini bir irfân mektebinin müderrisi sanması abesle iştigâldir.

Zîrâ görünen manzara pek başka şeyler anlatmaktadır.

Gece yarılarında hanım şâirelere "tanışabilir miyiz?" mektupları gönderen, cevapsız kalınca da aynı kalemlere karşı tahkîr ve tezyif yoluna sapan bir tavrın adına tenkît değil, olsa olsa kırılmış nefsin çırpınışı denir.

Hakikî münekkit esere bakar.
Nefsine mağlûp olan ise sâhibine saldırır.

İşin daha hazîn tarafı şudur ki; kendisini fikir adamı zanneden bu muhterem, reddedilmiş bir talebin ardından şiirlere hücûm ederken aslında şiiri değil, kendi karakter zaafını teşhîr ettiğinin farkında bile değildir.

Çünkü insanın kalitesi, istediğini elde ettiğinde değil; elde edemediğinde ortaya çıkar.

Bir hanımefendiye ulaşamayınca kaleme sarılan, cevap alamayınca hakârete yönelen bir mîzâcın Osmanlı Türkçesi, edebiyat veya kültür üzerine söyledikleri de ancak bu kadar ciddiye alınabilir.

Eskiler ne güzel söylemiş:

"Zarfın kıymeti mazrûfuyla ölçülür."

Kelimeleri beğenmeyen bu muhteremin asıl kavgasının kelimelerle değil, kendisiyle olduğu anlaşılıyor.

Velhâsıl...

Bazıları şiiri anlamadığı için şiire düşman olur.
Bazıları ise şiiri değil, şâiri hedef alır.

Birincisi cehâlettir.

İkincisi ise daha ziyâde nefs meselesidir.

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Dağa küsen tavşan Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Dağa küsen tavşan yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Dağa Küsen Tavşan yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Tigem0663
Tigem0663, @tigem0663
16.6.2026 19:10:33
Rize zil kalesinin destanı

Bugün ilmin ve bilginin en geniş imkânlarla yaygınlaştığı bir çağda yaşıyoruz. Sözlükler, ansiklopediler, dijital kütüphâneler, akademik kaynaklar ve sayısız neşriyât herkesin elinin altında. 

Nâfiz BASAN

Düşman geliyor diyen Dursun Çavuş
O ne güzel dikkate değer dik bir duruş
Ve düşmanın attığı ilk okla
Başını koydu Allahu Ekberin yoluna
Rize Zil  kalesinde ilk şehadet şerbetini
İçenlerden birisi o oldu
Ona ağlıyordu şimdi fırtına deresi
İlim ve bilimin o engin çağında
Kul Nefsaninin kan damladı sazının teline
Sözlükler ansiklopediler yazsın bu destanı
Sarp kayalara inşa edilmişti Zil Kalesi
Koruyordu Rizede denizleri ve zikredenleri
Hünkar biat şöyle yazıyordu fermanında
Bastırmayın düşmanın ayağını bu toprağa
Bilal emmi sancağı tutuyordu elinde
Bir oluruz elbet biz elbet hak yolunda
Al götür toprak bizi temizle özümüzü
Özümüzde kir ve toz kalmasın
Şehadet şerbeti içersek Cemalini görürüz
Ve bu tövbekârda ilki edi şehit edilenlerin
Hünkâr biat geldiğinde kale surları
Düşmanın mancınıklarıyla yıkılmıştı
Dış kalenin kapısında yatıyordu şehitler
İlgazi gibi akıncıları melekler defneder
Ve kırk çeri kırk kürşat şehit edildi o gün
İlgazi ve Durmuş Çavuşu defnetti hünkar
Dediki ay askerler ey şehadete gidenler
Yıkılsada kaleler surlar kırılsada kapılar
İlim ve kitap ehli olanlar kurarlar devletleri
Yıkılmadan kıyama kalktı Rize Zil kalesi

İbrahim Kurt
İbrahim Kurt, @ibrahimkurt
14.6.2026 20:19:36
Hocam mükemmel bir çalışma okudum kutluyorum
çiftçi
çiftçi, @ciftci1
14.6.2026 14:14:54
Güne getirilen anlamlı ve değerli yazı için Nafiz Basan Beyi kutluyorum.
Zaman zaman böylesi güzel eserlerin "Günün Yazısı" gibi sayfada yer alması sevindirici.
Seçici Kurula teşekkürler.
.
Değerli Nafiz Bey,
Yazınızı tamamen ve dikkatlice okudum. Benim yazdıklarım uzunca bir yorum oldu. Bu yüzden sayfanızı işgal etmek istemedim.
Yazımın giriş bölümünü ekleyeceğim. Af diliyerek ve anlayışınıza sığınarak tamamını kendi sayfama ekleyeceğim.
Umarım gönül kırıcı bir iş yapmış olmam.
. . .
DİL VE KÜLTÜR

Değerli Nâfiz Basan Bey,
O çok değerli ve anlamlı yazınıza bir “hâşiye” de ben mi eklesem, diye düşündüm.
Öncelikle güne getirilen böylesi anlamlı ve çok çok değerli yazınız için hem getirenleri, hem de değerli zatınızı gönülden kutluyorum.
Yazınızın her bir kelimesini dikkatlice okudum. Hatta yorum yazanların da yazdıklarını eksiksiz okudum. Ferda Hanımın yazdığı gibi iyimser olmak gerektiğine ben de katılıyorum
Gerçekten zaman zaman böylesi edebî, bilgilendirici, yol gösterici; derleyici, toparlayıcı değerlendirme yazılarına, gerektiği zaman uyarılara ihtiyaç olduğu muhakkak.
Maalesef böylesi edebî sitelerde ki, bundan önce sadece iki sitede yer almıştım, “antoloji” ve “akhepedia”.
Antoloji devam ediyor. Akhepedia maalesef varlığını sürdüremedi.
Sözün özeti, Antoloji’de de küfürler, hakaretler, mahkemelik olmalar aldı başını gitti. Defalarca uyarmamıza rağmen hâkim olamadı ilgililer.
Burada ise yeni sayılırım.
Şimdiye kadar sadece bir olumsuz durumla karşılaştım ve önce iyi niyetle yapıldığını düşünerek kabullendim. Ancak sonrasında aynı kişinin, hiçbir edebi değeri olmayan tarafgirâne yorumunu ve ısrarla bir kişinin de adının zikredilmesi gerektiğini vurgulaması yorum amacının farklı boyutta olabileceği kanaati oluşturdu. Haliyle özeline mesaj yazarak muhatap almayacağımı söyledim.
Yazdığı gerekçelerinin doğru olamayacağını da kısaca izah etim. Sonra da “Tecnis” başlığı ile cinaslı şiirlerden örnekler ekledim sayfama. Kelime tekrarlarının hem anlamı güçlendireceğini, hem ahenge katkı sağlayacağını görüp anlasınlar diye.
Bu tür yorumlar, genellikle tek gözle bakılan bir dünya görüşünün olağan yansıması veya hazımsızlıktan, ilgi görememekten yahut ilgi çekmek için efelenmelerden ibarettir.
Kaale almamak gerekir.
Bu tür olumsuzluklar şimdiye kadar oldu, olmaya da devam edecek. Ancak bu, bu tür olaylara rıza gösterdiğimiz anlamına gelmez. Elbette ki bilenler bildiklerini yazmaya, bilmediklerini araştırıp doğruları anlatmaya devam edeceklerdir.
Bu da bir kazanımdır.

En kalbî saygı ve selamlarımla.
. . .
NOT:
Dil ve kültür hakkındaki görüşlerim ile ilgili yazımın devamı kendi sayfamda.
Emine Elif
Emine Elif, @elif-v-mim
14.6.2026 12:31:17
Yazıyı tam okumadım. Ara ara göz attım ve ne kadar doğru yazmışsınız.
Karşılık bulmayınca hakaret edilen olarak çok yerinde buldum yazıyı.
Üst yazı ve hâşiyesi, her ikisi de anlamlı.
Tekrar bütünüyle okuyacağım.
Farkındalık için hanımlar olarak teşekkür ediyoruz.
Buna maruz kalan beyler de yok değil.
Selam ve dua ile hocam.
Not: müsaadenizle değerli yazı ve şiirlerinizi okumak için sizi takibe alacağım.
Ferda,ca
Ferda,ca, @ferda-ca
14.6.2026 10:43:19
Kıymetli kalemdaşım,değerli hocam

Yazınızı dikkatle okudum. Dilimize, kültürümüze ve emek verilmiş bir sanat anlayışına sahip çıkma hassasiyetinizi anlıyorum. Ancak düşünüyorum ki, hakikatin gücü çoğu zaman öfkeden değil, sükûnetten beslenir.
Kelimeye düşman olan, nihayetinde düşünceye de düşman olur. Buna gönülden katılıyorum. Fakat aynı şekilde, düşünceyi savunanların da kelimelerin merhametini ve zarafetini elden bırakmaması gerektiğine inanıyorum.
Edebiyatın bize öğrettiği en kıymetli şeylerden biri, farklı seslerin aynı çatı altında var olabilmesidir. Bir eseri eleştirebiliriz; fakat birbirimizi incitmeden de bunu yapabiliriz. Çünkü edebî tenkit esere yönelir, kişiye değil.
Belki hepimiz zaman zaman kırılır, öfkeleniriz. Ancak kalemin asıl kudreti, yaralamaktan çok onarmasında gizlidir.

Kelimeler, sahibinin aynasıdır.
Aynaya öfke tutulursa ateş görünür, merhamet tutulursa ışık görünür.

Saygılarımla.

Gune yakışan yazınızı,yüreğinizi kutluyorum.Osmanlica bizim kültürümüzün bir parçası kabul edilse de edilmese de.Ayrica ben şiirlerime serpistirmeyi seviyorum.

Babalar gününuz kutlu olsun sevdiklerinizle sağlıklı mutlu huzurlu nice yıllar diliyorum🙏💐
Tigem0663
Tigem0663, @tigem0663
14.6.2026 09:48:02
Selam olsun güzel insanlar size
Kalp kırmayalım kalp onaralım
Güzel bir eserimiz kalsın geride
Kalp kırmayan dua alan kullardan olalım
Ebuzer Ozkan
Ebuzer Ozkan, @ebuzerozkan
14.6.2026 08:26:59
Güne layık olan yazıyı ve yazarını tebrik ederim. Saygılar selamlar.
Ali Rıza  Coşkun
Ali Rıza Coşkun, @alirizacoskun
14.6.2026 07:34:40
Pek kıymetli satırları ve yazan usta kalemi canı gönülden tebrik ediyorum. Yüreğinize kaleminize sağlık..
Emine Elif
Emine Elif, @elif-v-mim
14.6.2026 00:50:58
Tümünü okumadım. Ama ilk paragraflar bana tümünü beğendirtti.
Güne gelmesini tebrik ederim.
Selam ve dua ile...
Suphi sekü
Suphi sekü, @suphiseku
13.6.2026 20:46:40
Yazılması gereken ve duruşunuzla kendinize görev addettiğğiniz bu muhteşem yazınızı okudum. Özel nedenletle defteri çok açamadığım için yazınızın muhattabını bilememekle beraber, bir iki kelam sarfetmek istiyorum.
Bilim adamlarının araştırma ve tespitlerıyle, bir insan; sarfettiği sözcükler kadar dğşünebilir. Kedinlikle doğrudur.
Bu zavallı güruh, ahlâkın neden çakıldığını bilmediklrinden, orasını burasını teşhir etmeyi medeniyet sayıyorlar. Eğrt bunlar şair ise
Soruyorum.
Şeyh Galibin, Fuzûlinin, Nedimin, Nef'i,nin ve daha daha...
Bunların yaşadığı dönemlerdeki devletin ihtişamı ile bu günkü devletin durumunu kıyaslıyorlarmı. Bu gün dediysek, bugünkü iktidarı demedik.
On iki adaların nasıl gittigi mubabbetletine girmeden, 1921 anayasası lağvedilip 1924 anayasasından sonra neler yaşandığını, Murat abardakçı gibi, kendilerinin deyimiyle, modern çağdaş ama insaflı tarihçiler kambuçyaya bile duyurdu. Kendilerinr günahdın, hayırlı sabahlar.
Ama ben, insaflı tarihçilrimize başka bir soru sormak istiyorum. 1921 meclisinde toplanan milet vekilletinin bir kaç yıl içinde, peş peşe ökümlerini merak ettim. Konu lisandı, unutmadım. Bu yazının muhattabı olan zevata söylüyorum. Sizler 300 sözcükle sınırlandırılmış bir lisanla, ancak göbek ile diz ararsındaki slsnda söyleşip yazabilirdiniz. Bu kadar yeter.
Mesut ve Muradi, hocslarımın şshsında, şsire hemşirelerime dr sesleniyorum. Eğer kaleminizle nefed alıyotdanız, osmanlıca okuyup yazmayı mutlaka bilmelidiniz kur'an elifbadı bilrnler, bir haftada hem okuyup hem yazabilir. Hiç zor değildir.
Muradi Hocamın okuyup yazdığını biliyorum.

Çenem düştü Nafiz Hocam bağışla. Malum, cahillerin, çok biliyormuş gibi konuştuklarına şahit oluyorsunuz
Hayırlı geceler
Mesut Tütüncüler
Mesut Tütüncüler, @mesut-tutunculer
13.6.2026 18:34:25
Nafiz Hocam, meseleyi çok boyutlu ele alan kaleminize sağlık.

Başından beri bu tartışmanın içinde olan biri olarak benim de vardığım netice şudur:
​İlk başta dil üzerinden başlayan, felsefi veya edebi bir fikir ayrılığı sayılabilecek bu tartışma; ne yazık ki fikir sahibinin üslubunu kontrol edememesi yüzünden şahsi bir hırsa ve çirkin bir hakaret furyasına dönüştü. Bir insanın fikri, savunduğu üslup 'kazma, soytarı, yosma' gibi kelimelerden ibaretse, o tez baştan çökmüş demektir.

​Hakaret, acziyetin ve söylenecek sözün bittiğinin en somut kanıtıdır. Yazınızda bahsettiğiniz o son 'hâşiye' bölümü ise, ortadaki öfkenin aslında edebi bir kaygıdan değil, insani bir hazımsızlıktan beslendiğini çok net açıklıyor.

Hakikatin ve nezaketin tarafında olan tüm herkese selam olsun.

Ayrıca bugün bir yazı daha okudum, ilgimi çekti. Şevvali mahlaslı birinin yazısı Çakıroğlu'nu analiz etmiş.
murat yildirim
murat yildirim, @muratyildirim11
13.6.2026 18:09:54
Öncelikle ifadeleriniz için teşekkür ederim. Şahsın şahsi mevzularından ötürü bir dili hedef alması ve sonrasında hakarete varan söylemleri haylisiyle üzdü bizleri. Ne yazıkki bizler sadece üzüldüğümüz sürece bu tür rotasız tipler karşımıza sürekli çıkacaktır. Selametle
Ay
Ayla Kaya, @aylakaya
13.6.2026 17:04:32
Bazı kadınlar vardır yolu tektir izi tektir
Ne yürümekten yoruldukları patikaları başkalarının düzlüğüyle değişirler ne de asaletlerinden bir milim ödün verirler
Hayatları da duruşları da kelimeleri de kendi emeklerinin kendi alın terlerinin eseridir
Onlar gölgede kalmayı çiğ ve kibirli bir ışığın altında parlamaya tercih ederler
​Çünkü bilirler ki kalitesi kendinden menkul olanın vitrine çıkmaya ihtiyacı yoktur
​Ne yazık ki cehaletin sesinin yüksek çıktığı klavye arkasındaki cüretin celadet zannedildiği bir çağda yaşıyoruz
Kendi hırslarını reddedilmiş nefslerinin çırpınışlarını eleştiri maskesi arkasına saklayanlar aslında sadece kendi karakter zaaflarını ifşa ederler
Erişemedikleri gönüllere aşamadıkları duvarlara çamur atmaya kalkışanların kalibresi düştükleri o çirkin üslupta saklıdır
Biz o aynalara bakmayı çoktan bıraktık o sığ sularda kulaç atanları da kendi karanlıklarıyla baş başa bıraktık
​Unutulmamalıdır ki edebiyat da hayat da bir usul ve adap meselesidir
Kapımız da gönül hanemiz de herkese açık değildir
​Bizim değişmez bir düsturumuz vardır
Edeple geleni lütufla ağırlarız ama edepsizlik edeni de kendi sığlığında sessizce uğurlarız
​Sözümüz anlayana vakarımız ise yolumuzadır
​Ayla Kaya





Ebuzer Ozkan
Ebuzer Ozkan, @ebuzerozkan
13.6.2026 16:38:37
Bilimden tarihten haberi olmayanlarla uğraşmak bile beyhude. Edebi olmayandan her şey beklenir. Yüreğinize sağlık Nafiz hocam. Allah ıslah etsin diyelim. Saygılar, selamlar.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL