Hiçbir söz yoktur ki, eskiden söylenmemiş olsun. terence
mesut.çiftci
mesut.çiftci

Bekleme Salonu

Yorum

Bekleme Salonu

1

Yorum

6

Beğeni

0,0

Puan

159

Okunma

Bekleme Salonu

Bekleme Salonu

Dört büyük melekten birisi olan İsrafil’in elindeki Sûr, boyunuza benzer bir araç ya da bir nefes borusu, boru olarak tasvir edilen bir varlıktır. Çoğu kaynakta Sur Borusuna birinci kez üflendiğinde kıyamet ve ikinci kere üflendiğinde ise yeniden diriliş yani haşir olacağından bahsedilir. Bazı alimler ve hadis rivayetleri ise üç üflemeden bahseder; birinci üfleme korku üflemesidir ve her şey sarsılır. İkinci üfleme ölüm üflemesidir ve tüm canlılar ölür. Üçüncü üfleme ise kıyam üflemesidir ve tüm canlılar tekrar dirilir. Ancak Kuran-ı Kerimde açıkça iki üflemeden bahsedilir; ilk üfleme sayha ile tüm evrenin yok olması ve ikinci üfleme tüm ölülerin dirilmesi. İşte bu ikinci üflemeden sonra mahşer yerinde yaratılmış olan tüm insanların, çırılçıplak bir vaziyette ve ayakta dehşet verici bir bekleyiş içerisinde olacağından bahsedilmektedir. Korkunç, dehşetli ve uzun bir bekleyiş. Hatta bu bekleyişin o kadar uzun süreceğinden bahsedilir ki cehenneme gidecek olanların bile bu bekleyişten usanıp bir an önce sorgulamanın başlamasını istedikleri söylenir. Buradan da anlaşılıyor ki beklemek başlı başına bir eziyettir. Ben de bekleyişin bir eziyet olduğuna kısa ömrümdeki uzun bekleyişleri dikkate alarak şahitlik edebilirim.

Ömrümce hep bekledim bir şeyleri. Uzun uzun bekledim. Çoğu zaman neyi beklediğimi bilmedim, çoğu zaman beklediğime ulaşamadım. Yalnızca bekledim. Hala da beklemekteyim. Beklemenin eziyet olduğunu da çok iyi bilmekteyim. Kısa ömrümde uzun bekleyişler yaşadım. Anadolu’nun orta yerinde yoksul bir ailede doğdum. Daha çocuk yaşlarımda beklemekle tanıştım. Babamın akşam işten dönmesini, bayramların gelmesini, eskiyen ayakkabılarımın yenilenmesini, bir gün bizim de başkalarının sahip olduğu şeylere sahip olabilmemizi bekledim. Babamın eve döneceği günü bekledim önce. Kapının açılmasını, tanıdık ayak seslerini, sofrada eksik kalan sandalyenin yeniden dolmasını bekledim. Bekledikçe anladım ki bazı gidenler uzaklara değil, yıllara gidiyormuş. Sonra annesizliği yaşadım. Bir çocuğun düştüğünde sığınacağı şefkati, başını yaslayacağı dizleri, sebepsiz yere saçlarını okşayan bir eli bekledim. Kalabalıklar içinde bile annesiz kalınabileceğini öğrendim. İnsan bazen annesi hayatta olsa bile annesiz hissedebiliyormuş. Sonra büyüdüm; bu kez sınav sonuçlarını, askerlik gününü, işe girmeyi, maaş almayı, sevdiğim insanların dönmesini, kaybettiklerimin acısının dinmesini bekledim. Her yaşın kendine mahsus bir bekleyişi vardı. İnsan ömrü biraz da bekleme salonuna benziyor. Çocukluk gençliği bekliyor, gençlik yarınları. Fakir zengin olmayı, hasta iyileşmeyi, yalnız bir dosta kavuşmayı, âşık sevdiğine ulaşmayı bekliyor. Ulaşanlar başka şeyleri bekliyor, ulaşamayanlar ise beklemenin kendisine mahkûm oluyor. Sanki hayat, bir kapının önünde geçirilen uzun bir nöbetten ibaret.

Yıllar geçti. Bekleyişlerim değişti ama bitmedi. Bir gün her şeyin düzeleceğini bekledim. İçimdeki kırgın çocuğun büyüyüp yaralarını unutmasını bekledim. Eksik kalan parçaların kendiliğinden tamamlanmasını bekledim. Fakat zaman bana şunu öğretti: Bazı bekleyişlerin sonu yoktur. Çünkü insan aslında annesini ya da babasını beklemez; onlardan alamadığı sevgiyi, güveni ve aidiyeti bekler. Çocukluk geçer, saçlara ak düşer, ömür eksilir ama insanın içinde bir köşede o çocuk yaşamaya devam eder. Belki de bu yüzden beklemek bana hep hüzünlü gelmiştir. Çünkü benim beklediklerimin çoğu bir trenin gelmesi, bir mektubun ulaşması ya da bir kapının açılması değildi. Ben bir aileyi bekledim. Bir yuvayı bekledim. Kendimi ait hissedeceğim o sıcaklığı bekledim. Bugün dönüp geriye baktığımda görüyorum ki ömrümün önemli bir kısmı, gerçekleşmeyecek şeyleri beklemekle geçmiş. Buna rağmen hâlâ bekliyorum. Belki annemi, belki babamı değil; onların yokluğunda içimde oluşan boşluğun bir gün huzurla dolmasını bekliyorum.

Geriye dönüp baktığımda, hayatımın önemli bir kısmının gerçekleşen olaylardan değil, gerçekleşmesini umduğum olayları beklemekle geçtiğini görüyorum. Belki de insanı yoran yaşadıkları değil, yaşanmasını umduklarıdır. Çünkü gerçekleşen şey eninde sonunda bir hükme bağlanır; ya sevinç olur ya keder. Oysa bekleyiş ne sevinçtir ne keder. Bekleyiş, ikisinin arasında asılı kalmaktır. Şimdi geride bıraktığım yıllara bakınca, beklediğim şeylerin çoğunun ya hiç gelmediğini ya da geldiğinde hayalimdeki gibi olmadığını görüyorum. Buna rağmen insan beklemekten vazgeçemiyor, vazgeçemiyor. Esasında umut ile bekleyiş aynı kökten besleniyor. İnsan umudunu kaybetmediği sürece beklemeye devam ediyor. Belki de bu yüzden mahşerdeki o dehşetli bekleyiş, yalnızca hesap korkusundan değil; artık bütün bekleyişlerin sona ereceği ana yaklaşmaktan da kaynaklanıyor.

Ben de hâlâ bekliyorum. Ne bir zenginliği, ne bir makamı, ne de büyük bir mutluluğu. Belki yalnızca içimde yıllardır adını koyamadığım eksikliğin tamamlanmasını bekliyorum. Belki biraz huzuru, biraz sükûnu, biraz da insanın kendi yüreğiyle barışmasını. Belki de bu eziyetin son bulmasını.

Paylaş:
6 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Bekleme salonu Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Bekleme salonu yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Bekleme Salonu yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Etkili Yorum
Yasin Yüksel
Yasin Yüksel, @yasin-yuksel
12.6.2026 10:37:38
Metnin oldukça güçlü bir anlatı üzerine kurulu; üstad “beklemek” temasını hem teolojik bir çerçeveden (mahşer, sûr, kıyamet) hem de kişisel bir yaşam hikâyesinden besleyerek birleştirmen dikkat çekici.

İlk bölümdeki İsrafil ve sûr açıklaması, metne ağır ve düşünsel bir zemin kazandırıyor. Buradan bireysel yaşantıya geçişin çok sert olmadan yapılması da anlatımın akışını korumuş. Özellikle “bekleme salonu” metaforunu hayatın tamamına yayman, metnin omurgasını oluşturuyor ve güçlü bir bağ kuruyor.

En etkileyici kısım, beklemenin sadece bir “eylem” değil, bir “varoluş hâli” olarak ele alınması. “Bekleyiş ne sevinçtir ne keder. Bekleyiş, ikisinin arasında asılı kalmaktır.” cümlesi en vurucu ve olgun ifadelerinden biri.
Yer yer tekrarlar (“bekledim”, “bekliyorum”) bilinçli bir ritim yaratmış; bu da metnin duygusal yükünü artırıyor

Kaleminiz kavi olsun üstadım selam ve dua ile
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL