Kahramanlara tapınma, insan özgürlüğüne en az saygı duyulan yerlerde doruklara çıkar. herbert spencer
Zarif oğlu
Zarif oğlu

Kanadı kırık kuş merhamet ister "öykü" 4 final

Yorum

Kanadı kırık kuş merhamet ister "öykü" 4 final

( 8 kişi )

6

Yorum

23

Beğeni

5,0

Puan

438

Okunma

Okuduğunuz yazı 11.6.2026 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Kanadı kırık kuş merhamet ister "öykü" 4 final

Sis bulutlarının dağılışıyla yıpranmış geçmişin engellerini birer birer kaldırmış sağır bir sevdanın kederini birkaç gündür biriktirmenin adıydı Zehra. Gölgesiz geçmişin hem şifası hem derdi olmanın mesuliyetini hissederek yaşamak içinde derin çukurlar açıyordu. Hiçbir zaman bilmedi ki Nazif’i; bilse bir şeyler değişir miydi? Defalarca sorulmuş epeyce cevap verilesi seçenekler sunulmuş hikâyenin çözümü olmamıştı.
İş yükünün verdiği kaideleri birkaç gündür öteleyen Zehra için uyanma vaktiydi. Yıkılmışlığının ağırlığını bir kenara bırakıp hayatın sorumluluklarını ihmal ettiği konusunda uyarılmadan toparlanması gerektiğini biliyordu.
Uykusuzluğun yüküyle uyandı. Gözleri şiş, zihni dolu ve kafası beton gibi ağırdı. Nazif’i düşünmeden biran bile geçmiyordu. Acı mı? Merhamet mi? Sevilmenin verdiği güzellik mi? Yoksa bilmeden şifa ve zehir olabileceği gerçeği mi? Zehra onca sorunun yanıtlarının toplamına hüzün asıyordu.
Sert bir kahve içerek kendine gelmeyi düşündü. Masanın üzerindeki telefona uzandı. Birkaç saniye sonra kahvesini söyledi ve yatağa tekrar uzandı. Masanın üzerine gözleri iliştiğinde kömür renkli gözleri titredi. Dağınık masada onlarca belki yüzlerce mektup özensiz bir şekilde dağılmıştı. Bu dağınıklık ve özensizlik rahatsız etti. Nazif’in mükemmel dünyasındaki o şahane nizamın ve duyguların usul usul örüldüğü mektuplara hürmetsizlik ettiğini düşündü. Kalktı ve kahvesinin de gelmesiyle birlikte mektupları itinayla sandığa dizdi. Masaya sandığı koyduğunda gözleri takılı kalarak kahvesini yudumluyor derin derin düşünmeye devam ediyordu.
Uzun süredir belki de ilk kez biran da gözleri parladı. Sandığı aldığında üstündeki not aklına geldi. Bu mektupları ona İbrahim ulaştırmıştı. Hemen ona ulaşmak istedi. Belki de Nazif’ten bir haber alabilirdi. Bir süre düşündü. İbrahim üstünden belki de Nazif’e dokunabilirdi. Bunu düşünmek Zehra’yı heyecanlandırmıştı. Tarihe not düşen Pierre loti buluşması belki de bu şekilde gerçekleşebilirdi. Ne olursa olsun o tepedeki buluşma olmalıydı diye çok düşündü.

Öğleye doğru birkaç kişiyle iletişim kurdu. En sonunda İbrahim’e ulaşabilmek için bir telefon numarası buldu. İbrahim’in iş yerini az sonra arayacak ve onunla konuşacaktı. Zehra’nın üstünde yer edinmiş kırıklıklar yerini heyecan ve ışıltıya bırakmıştı.

“Alo” dedi iki kez çalan telefonun açıldığını hissettiğinde. Bir kadın sesi karşılık verdi.
“Buyurun ne için aramıştınız”
“Ben İbrahim Bey’i aramıştım. Genel müdürlükte çalışan” diye de ekledi Zehra. Kadın “hemen bağlıyorum” dedi ve ses kesildi. Az sonra İbrahim seslendi telefondan.
-“Kimle görüşüyorum acaba”
İbrahim i tanımıştı Zehra. Tebessüm etti. Gözleri parladı. Heyecanını arttı.

“İbrahim ben Zehra üniversiteden” dedi. İbrahim gülerek karşılık verdi. Dostluklarının verdiği sıcaklıkla mesafeler aşan zamanın soğukluğunu kısa sürede erittiler.

Kısa süreli sessizliğin birleşimde asıl konuya giriş yaparak mektuplardan söz açtı Zehra. Yılları eritip büyük bir duyguyu koca çınara dönüştürerek sandığa sığdıran adamın muazzam yüreğiyle nasıl tanıştığını anlattı vesile olan arkadaşına. Sır saklı kalmasın diye mektupları Zehra’ya gönderen İbrahim, mahremiyeti ihlal ettiği endişesini hiçbir zaman yaşamadı. Bu büyük duygu yüklü külliyatın gün yüzüne çıkarılmasından pay sahibi olmasının pişmanlığını hiç hissetmedi. Zehra kimseyle paylaşamadığı büyük yükün ağırlığını İbrahim’le paylaşma adına buluşmayı teklif etti. İbrahim için bu sırrında acı veriyor olması hakikati her zaman diri yaşamıştı yüreğinde.
Acı acı gülerek ve gözlerinde birer damlanın ışıltısıyla
“Pierre loti de Tepesinde buluşalım mı İbrahim” dedi.
Zehra duygulanmış İbrahim de buna ortak olmuştu. Acı acı güldü. Yanıt vermeye gerek bile yoktu.
-“Saat dedi 3 gibi orada olurum.”

Zehra ve İbrahim tepeye geldiklerinde kış yerini bahara bırakma telaşındaydı. Evet, bir umut vardı. Soğukların terk edeceği diyarlarda ama aceleye gerek yoktu bahar için. Hafiften soğuk esen rüzgârın verdiği mesajla oturdular.
Zehra da ağır bir hüzün ve ufacık gözlerinde ışık belli oluyordu. İbrahim ise her anına tanık olduğu iki uzak diyarların aynı toprağında yeşermenin habersizliğine şahitti ve merhametle bakıyordu. Kelimelere yük yüklemeye hacet var mıydı? Anlaşılabilmenin adına sessizlik dememişler miydi? Sukutun devran olduğu zamanlarda gürültünün külfetine girmeye ne gerek vardı.

Epey sustular. Konuşan tepenin bağrında esip duran rüzgârın ta kendisinden başkası olamamıştı. Pierre loti bir kavuşma mıydı? Bir veda mıydı? Bir hüzün müydü veya kopuş muydu kimse adına hiçbir zaman koyamamıştı.
Bekleyişin, hüznün hesabıyla yoğruluşun dimağını Zehra kesti.

-“Maraş’a gidelim mi İbrahim”
Zehra büyük bir ses bırakmıştı. Tepenin sırtında kabaran kuşlar uçuştu. Rüzgâr çöreklendi. Pür dikkat kesildi. Hava hep buz tutardı böyle anlarda. Ama umut yükledi soğuğun dermanına bir sıcaklık gibi…

Anadolu’nun kadim iklimine doğru bir sırrın keşfine gider gibiydiler. İstanbul’da seyre hükmeden baharın, henüz Anadolu’ya sirayet etmediği aşikârdı. Beyaz örtünün aydınlık efsununa bulanmış dağ sırtlarından kayıp gidiyorlardı. Emektar şoförün yanına İbrahim oturmuştu. Zehra ise tek başına arkadaydı. Zeytin gözlerinin iç sesinde ufaktan parıltı sızıyordu. Düşünceliydi ve bir o kadar bitkin. Düşüncelerinin sızdığı yerde yolculuğunun sessizliği başlıyordu. Yol boyunca İstanbul dışına çıkmamışlığının acemiliği, Nazif’in dünyası ve ulaştığında çınara dönüşmüş hislerindeki o büyük gizemli adamı görmenin heyecanını taşıyordu.

Zehra durgun sularından ayrılmamıştı hiç. Derin sulara el değmemiş, ürkek ceylanların kaçışmasına göz ucuyla dahi bakmamıştı. Aşktan ne anlasın ki demeden edemiyordu iç sesi. Yüzyıllar boyunca evrenin en nadide konusu, kâbuslardan sıyrılan rüyaların tohumu, canı candan çıkartıp cansızlığa can veren bu mistik hissiyatın gizlerinde dolaşmak şöyle dursun belki gündemine dahi hiç getirmemişti.

Dolambaçlı ve tümsekli yolların sallaması eşliğinde hafif boynunu bükerek içi geçmesine az kalmıştı. Araba sallandıkça ninni gibi geliyor ve ufaktan gözleri kapanıyordu. Uzun süredir derin bir uykunun da hasretini çeker olmuştu Zehra.

Uykuyla birlikte son günlerde yaşadığı duygu yoğunun biraz olsun susturulmasını istemiyor da değildi. Fakat Zehra için bu pek de mümkün değildi. Az sonra rüyasında tamamlanması için onlarca senaryo çizilen pierre loti tepesini görecekti.

“Sıcak bir yaz günü. Bembeyaz elbiseleriyle tepenin çay bahçesinde oturmuştu. Etraf cıvıl cıvıldı. Dünya nimetlerinin muazzam görünümünü sergileyen pazardan başka bir şey değildi tepenin şuan ki hali. Zehra ise bembeyaz bir elbiseyle masadaydı. Elinde sandık vardı. Nazif’in mektuplarının bulunduğu sandıktı bu. Bekleme hissiyle karışık heyecanla doluyordu. Yüreği kıpır kıpırdı. Hiç hissetmediği duyguları yaşıyordu. Etraf ise bomboştu.
Biraz sonra kalbini hızlandıran, yüreğini güm güm attıran yüz görünmeye başladı. Az öteden utangaç tavırlarıyla Nazif göründü. Daha önce yüzünü görmemişti. Heyecanı katmerleşiyordu. Nazif’in her adımı Zehra’nın yüreğine bir tane daha çentik atılması demekti. Orta boylarda buğday tenli buram buram Anadolu yükselen Nazif’in çehresi ışıl ışıldı. Zehra ya yaklaştıkça keskin ve etkileyici bakışları daha dikkat çekiyordu. Nazif’in bakışları her zaman vakarlı, derin ve hallice hüzünlü olurdu. Belki de onun alâmetifarikası buydu gözlerinin sürdüğü o derin iz sürmeleri. Zehra’nın karşısına geçtiğinde o derin bakışları beyazlar içindeki kızcağızı sarmalaması da uzun sürmedi. Sessizce oturdu karşısına. Uçsuz bucaksız ovalara yayılan kartalların meskenine kanat çırpan bir sessizlik baş göstermişti. Nazif meşhur bakışlarının kimliğini sevgiye bezerken Zehra’nın utangaçlığını sandığın üstünde parmak oynamalarından anlaşılabiliyordu. Kadim göçlerin diyarından kavanozlara doldurulan o kutsal toprakların mistik bir kokusu yayıldı tepeye. Tepe şenlendi. Manas destanına atıf yapan sayfaların gerçeğine ramak kalan işaretler alıyordu Nazif’in mektupları. Zehra’nın ellindeki sandık mitolojik bir hal alıp tüm yeryüzü raflarında seyrine hazırlanıyordu.”

Az sonra arabanın tekerlerini zıplatan tümseğin araya girmesiyle bölündü rüya. Zehra epey derinden ve uzaktan gelerek açtı gözlerini. Uzun zamandır esamisi okunmayacak tebessümüyle birlikte kendine geliyordu. Yorgun bedeni dinlenmiş hissetti. Tepedeki rüya ise umudunu ve tebessümünü canlandırmıştı.
“Az kaldı Zehra” diye cevapladı İbrahim boşlukta sessizce dönen soruyu. Tümsekler yavaş yavaş artıyor teker izlerine rastlanmayacak patika yollara girilmeye başlanıyordu. Kar kalkmamış yollar, gözlerin ulaştığı tepeler tüm beyazlığıyla görülüyordu.
Merasime giden görevliler gibi gergin bir sessizlikle ilerliyorlardı. İbrahim mutluydu. Bu yollara düşme ihtimalini dahi görmemişti. Ama gel gör ki Zehra’nın isteğiyle buralardaydılar.

Uzun uzun ovaların yüzeyi bozulmamış karlarını sıyırarak ilerlediler. Dağ yamaçlı bir beldenin köy girişinde duraksadı Şoför. Göz ucuyla İbrahim’e baktı.
“Akpınar köyü”
Derme çatma tabelayı görünce durdular. İbrahim “sonunda geldik” dedi.
Zehra’nın yüreği kapardı. İbrahim tebessüm etti. Artık Nazif’in o Anadolu nun bağrındaki memleketinde görmeye ramak kalmıştı. Yavaşça süzüldü şoför Akpınar köyüne.
Az sonra parçalı tek tük evler belirdi. Köyün esamisi okunmaya başlıyordu. Toprak yolun tümsekli karla kaplı yüzeyinde sallana sallana evlerin sıkılaştığı yerlere ilerlediler.

Az ötede durdu şoför. Camı açtı ve İbrahim dışarıda yürüyen amcaya seslendi.
“selamın aleykum amca Yakup’un oğlu Nazif’i arıyoruz biz” adam durdu ve sessizce kafasını hafif eğdi. Sonra kaldırdı kafasını ve elindeki bastonuyla tam karşıdaki arayı işaret etti.
“Şu yolun sonundaki ev” dedi.
Şoför işaret edilen sokağa ağır ağır sürmeye başladı. Heyecanı artan Zehra nın yüzü kıpkırmızıydı. Gözleri yerinden çıkacak gibiydi. Öne doğru gelmiş kafasını hafifçe uzatmış etrafı iyice görmeye çalışıyordu.
İhtiyarın tarif ettiği eve gelince araba durdu. Kış ayının soğukluğunu hissettiler arabadan inince. Ancak gökyüzünde belirmiş azıcık ısıtan güneşin varlığını duyumsuyorlardı. Etrafa bakındılar kimseler yoktu. İbrahim tahta kapılı son evin tokmağına vurmaya başladı.
Tam umudu kesmişken ağır ağır açıldı tahta kapı. Küçük bir çocuğu karşısında gören İbrahim şaşırdı. Kafasını kaldırıp İbrahim’e bakıyordu.
“Evde kimse yok mu genç adam” dedi İbrahim.
Çocuk burnunu silerek cevapladı soğuktan üşüdüğü belliydi.
“Herkes mezarlığa gitti bende kardeşime bakıyorum” dedi.
Bunlar Nazif’in bahsettiği yeğenleri olmalıydı. Evde kimse yoktu. İbrahim uzatmadı. Çocuk hemen eve döndü. Mezarlık dedi. Alaka kuramamıştı.
“Zehra ya döndü “yaşlı bir anası vardı o mu” diye iç geçirdi İbrahim. Zehra hüzünlü ve sessizce cevapladı. Gözleri konuştu.
Hüzün kaplanmış zihinlerin arabaya binmesiyle mezarlık aranmaya başlandı. Az sonra sessizlerin memleketine gelindiğinde Zehra ve İbrahim arabadan hızlıca indi ve mezarlığın içine girdi. Kalabalık bir toplanış aradılar. Defin işlemi yapılıyor olsa gerekti. Lakin şatafatlı bir merasim göze gelmedi. Mezarlığın sonuna demirlenmiş birkaç kişi vardı. Soğuk toprağın bağrına gömülmeyi bekleyen tabutun yanına vardıklarında sesleri çıkmadı.
Eskimiş tahta parçasıyla kaplı tabutun etrafında yaşlı bir kadın. Kadına destek olan biri ve birkaç tane da köylü vardı. Genç bir delikanlı da mezara girmiş cenazenin yerini hazırlıyordu.
İbrahim ve Zarif ise sakince yerini alıp durumu anlamaya çalışmaktaydı ki çok uzun sürmedi. Mezara inmiş genç elini uzattı ve seslendi İbrahim’e.
“Beyim Nazif’i yerine yerleştirmeme yardım eder misin?”
Zehra sendeledi. İbrahim tutuldu kaldı. Koca dağlar sırtından attı kederi. Alaca bir bulut ovasına yayıldı hüznün. Kış dondu tekledi. Zehra dayanmak için bir omuz aradı elleri güçlü bir ağacın gövdesinde yer buldu. Dayandı koca bir hayal kırıklığına. Nazif’e gelmişti. Nazif göçüp giderken…
İbrahim şaşkın ve bitik bir halde arkadaşının dünyaya veda edeceği mekânı hazırlamak için indi toprağa. Mezarlık sessizdi. Gök yırtan ağlaşmalar, dövünüp yırtılan elbiseler ve pişmanlığın boğaza takıldığı hıçkırıkların hiçbiri duyulmuyordu. Nazif sessiz ve derinden uğurlanacaktı.
Zehra ağacın dibine çöktü. Dizlerini hafif karnına çekti. Gözlerinden usul usul dökülüyordu hüzün. Yavaşça çenesini dizinin üstüne koydu. Topraklarını kaybetmiş komutanın son bir kez vatanım dediği yerlere baktığı gibi bakıyordu. Zeytin gözleri hiç bu kadar yağmuru serbest bırakmamıştı kederli bulutların sinesine. Ağladı sessizce. Ürkütmeden vedasını Nazif’in… Koca bir deryanın içine dolduğu, sıradan ama sıra dışı görünenlerin değil görünmeyenlerin sırdaşı Nazif kimselere duyurmamıştı gidişini. Sürgününü bitirmiş ayrılışın şeceresini geri de kalmışların yüreğine asmıştı. Dünya ne vermiş dünyaya ne bırakmıştı Nazif. Heybesinin şiirleriyle dirilen hasta bir adamın iliklerinden sıyrılıp vuslatın topraklarına adımlaması bu kadar acı verebilir miydi?

Nazif’e vermezdi. Ama acıya yoğrulan şeylerde vardı. Geride kalmışların türküsü başlıyordu şimdi. Gidenin vuslatı kalanın sürgününe dönüşüyordu. Öksüz kalıyordu dağ sırtlarındaki ceylanlar, mavi göğe salınmış kuşların tüyü artık yapayalnızdı. Merhem bulamamış ovanın bekleşmeleri artık rüzgâr çağıramayacaktı. Anadolu’nun yaralı kartalı hüznün kafesinden salınıyordu. Kalem bitik söz yitikti. Şiir yine göğüne çekiliyordu. Başka bir hayatın dimağına yer tutup kederi, hüznü mistik ruhun dehlizlerini yine rotası yapacaktı.

Zehra da öksüzdü artık. Bilmediği diyarların kapısını aralayan; onu bir aşka doğuran, büyüten, besleyen Nazif artık yoktu. Boşluk oluştu içinde. Ucu bucağı görünmeyen, düşse derinlerinde kaybolacak ve eğilse dizlerine kadar kedere batacak bir boşluk.

Ah Nazif mavi göğün altında başı tavana değecek kadar şiirler yazan sessiz çölün ilmekli garibi. Alışkanlıkların merkezinde sağır kalmış gürültünün isyanıydı Nazif. Bir sevdi ki Nazif. Gök yarıldı. Küskünler barıştı. Yaralar iyileşti. Hastalar güldü. Ovasına uğramayan rüzgârları misafir etti. Susuz çöllerin tenine yağmur oldu yağdı Nazif.

Az sonra vedası bekletilmeyen Nazif’in tepeleme toprağıyla baş başaydı Zehra. Eller açıldı ve duayla uğurlandı.
Sessizliğin mızıkasını üflemekle ömrü geçen Nazif, sonsuzlukla baş başa bırakıldı. Zehra İbrahim’e dayanarak ağır adımlarla uzaklaştı. Yıkılmış örselenmiş ve hırpalanmış ruhunun orda kaldığı belliydi.

Zehra geldi. Nazif gitti. Tıpkı pierre loti deki buluşma günü gibi. Tepeye gelen Zehra her şeyden habersiz beklemişti onu. Nazif o günde gitmişti. Sessiz sedasız bugün de gidiyordu.

-“Acıları dindi yavrumun” dedi ihtiyar annesi. Ayakta zor duruyordu. Koluna biri girmişti. Yaşına göre metanetliydi. Az öte de Zehra arabasına yaslanmış mezarlıktan çıkıp gelen ihtiyar kadına bakıyordu. Kadın kendini tutanlardan yavaşça sıyrıldı. Ufak adımlarla Zehra nın yanına ilişti. Elini kaldırdı ve Zehra’nın yüzünü okşadı ve şişmiş yüzünü hafif gülümseme aldı. Başka bir şey demeden dönüp gitti. Zehra hiç beklemediği bir teselli buldu. Sanki Nazif’in elleriydi ve onu teselli etmişti. İhtiyarın dokunduğu yere elini dokundu ve acı acı güldü.

İbrahim’in yardımıyla arabaya bindi. Neye uğradıklarını anlayamadılar. Aslında şok hali devam ediyordu. İbrahim üzgün, Zehra bitkin ve dumura uğramıştı. Şoför kelamsız sürdü arabayı geldikleri yöne doğru. Kaybediş, tükeniş ve bitkin hüznün ağırlığını omuzlayan Zehra sessiz sessiz ağlamaya devam ediyordu.
İbrahim araba giderken ağzı dolu bir şeyler söylemek istiyor fakat arkasını dönüp baktığında Zehra’nın vaziyetinin söyleyeceği şeye uygun olmadığını görüp tekrar önüne dönüyordu. Eli cebine gidiyor mezar başında Nazif’in arkadaşının verdiği mektubu vermek istiyor fakat cesaret bulamıyordu.
Çok sürmeden sallanan arabanın etkisine mi yoksa yaşadığı külçeli acının ağırlığına mı dayanamayan Zehra derin bir uykuya dalmıştı.

Acısını biraz hafifleten uykuyla birlikte epeyce uyuyan Zehra, gelirken gördüğü rüyanın devamını görmeye başladı.

“Pierre loti tepesinde masada oturdukları zamandan devam ediyordu rüya. Nazif ayağa kalkmıştı. Büyük buluşmanın sevinçle karşılandığı rüyada artık bir veda hazırlığı vardı. Nazif sessizce tebessüm edip masadan uzaklaştı. Zehra içi kabarıyor ağzını açıp tek kelime edemiyordu. Dağlar yıkılıyor ateşler korlanıyor ama gitme diyemiyordu. Epey yürüdü Nazif. Zehra uzunca baktı. Kitlenmiş, teslim olmuş ve çaresizdi ellerinde mektuplarla. Uzaklaşan Nazif yavaşça arkasını döndü. Güleç, mutlu ve umutlu gözlerle baktı. İlk kez böyle bakıyordu. Usulca seslendi Zehra’ya;
“bekleyeceğim seni.
Sonsuzluğun tepesine çıkıp bekleyeceğim…”
Rüya da bitti. Zehra rüyanın etkisiyle krize girmişti. İstanbul’a vardıklarında başlayan krizle kendine getiremediler Zehra’yı hemen hastaneye gitmişlerdi. Ertesi gün sabahına kadar uyanmadı. Ani sıçramalarla gelen ataklara karşın sakinleştirici yapıyorlar ve Zehra’yı gecici de olsa rahatlatıyorlardı.

Öğleye doğru gözlerini açtı. Odada babası vardı. Zehra nerde olduğunu anlamadı. Babası ayaklandı ve kızının iyi olmasına sevindi. Külçe gibi yatan kızı tepkisizdi. Elindeki mektubu hareketsiz duran kızına uzun süre sonra uzattı babası.

“İbrahim sana vermem için bıraktı” dedi.
Mektubu görünce ve İbrahim in bıraktığını duyunca Zehra canlandı. Hemen ani bir hareketle doğruldu ve gözleri ışıl ışıl oldu. Mektubun sağına soluna baktı.

“Nazif’ten Zehra’ya”
Yazıyordu. Nazif belki de ilk kez alenen kendisine yazdığını belirten bir ibare koymuştu. Zehra’nın yaşam enerjisi geldi. Dirildi. Hemen içini açtı. Nefes oldu sanki. Su oldu dallarına yürüdü. Ondan gelecek bir şeye nasıl muhtaçtı hissetti. Nazif ölmeden bir gün önce yazmış arkadaşına vermiş o da İbrahim aracılığıyla Zehra ya göndermişti. Hızlıca açtı ve susuzluğunu ölene kadar gidecek ab-ı hayatı ruhuna çekti. Mektup çok net ve kısaydı.
“bekleyeceğim seni.
Sonsuzluğun tepesine çıkıp bekleyeceğim…”
Yazıyordu…



Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (8)

5.0

100% (8)

Kanadı kırık kuş merhamet ister "öykü" 4 final Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Kanadı kırık kuş merhamet ister "öykü" 4 final yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Kanadı kırık kuş merhamet ister "öykü" 4 final yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
İbrahim Kurt
İbrahim Kurt, @ibrahimkurt
12.6.2026 21:18:24
5 puan verdi
sonsuzluk beklemek için değil unutulmak için hocam kutluyorum
Kıyısız/ım
Kıyısız/ım, @kiyisiz-im
12.6.2026 19:17:46
5 puan verdi
Bugün okumuştum ama yorum yazmaya fırsatım olmamıştı. Şiirlerinde olduğu gibi öykü, hikaye, her türlü yazılarında farkını gösteriyor kalemin.
Güne gelişini tebrik ederim Furkan kardeşim. Selamlar.
ayşe1
ayşe1, @ayse1
12.6.2026 15:04:47
5 puan verdi
Etkiler bırakan güçlü ifadeli duygulu yazınızı kutlarım yürekten.
Saygılarımla.
Tigem0663
Tigem0663, @tigem0663
12.6.2026 06:57:58
Selam olsun güzel insanlar size
Kalp kırmayalım kalp onaralım
Güzel bir eserimiz kalsın geride
Kalp kırmayan dua alan kullardan olalım
Rû //
Rû //, @r --
12.6.2026 00:11:23
anlatının güzelliğine; kaleme, emeğe saygıyla
tebriklerimi bırakıyorum sayfanıza.

selam ile
emre vehbi alkan
emre vehbi alkan, @emrevehbialkan
11.6.2026 14:29:20
5 puan verdi
Okurken insan kendinden bir parça buluyor. Kelime seçimleri çok güçlü ve etkileyici. Tebrikler. Severek okudum...
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL