2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
251
Okunma
Zenginliğin ve ihtişamın gözünü kör ettiği bir adam, yaşlanan ve elleri titreyen anasını, sırf evdeki lüks düzenini bozuyor diye kapının önüne koydu. Ona sokağın köşesinde virane bir kulübe yaptı ve "Sana her ay aşını, ekmeğini yolluyorum ya, daha benden ne istiyorsun?" diyerek her gün burun kıvırdı, yüzüne bakmadı. Ana yüreği bu; her gece gözyaşı döktü ama evladına beddua etmedi, sadece "Allah seni senin evladından korusun" diye iç çekti.
Yıllar geçti, devran döndü. Adamın kendi oğlu büyüdü, serpilip babasının mülkünün başına geçti. Günün birinde oğlu, babasının kolundan tuttuğu gibi kapının önüne çıkardı. Aynen babasının anasına yaptığı gibi, onu o eski kirli kulübeye doğru itti. Adam feryat etti, ağladı, "Ben senin babanım, bana bunu nasıl yaparsın, bu ne zulümdür!" diye haykırdı.
Oğlu arkasını bile dönmeden soğuk bir sesle cevap verdi: "Ben senden böyle gördüm baba. Sen de anana böyle yapmıyor muydun?" O an adam, kulübenin kapısında anasının yıllar önce döktüğü gözyaşlarının kokusunu aldı. Dizlerinin üstüne çöktü, başını taşlara vurdu ama giden gençlik de, kaçan fırsat da geri gelmedi. Şükürsüzlüğün ve zulmün cezası, daha bu dünyadan çıkmadan kesilmişti.
Veysel Sarı’dan İbretlik Sözler:
"Ana babanın rızasını almayan evlat, hangi sarayda oturursa otursun, ruhu hep o soğuk kulübede üşümeye mahkumdur. Onların akıttığı tek bir damla gözyaşı, senin dünyadaki cennetini cehenneme çevirmeye yeter. Zulmetme ki, evladından merhamet göresin. Tövbe et, sarıl ayaklarına; çünkü dünya malı mülkü yalan, ana babanın duası ise iki cihanda kalkandır."
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.