Kahramanlara tapınma, insan özgürlüğüne en az saygı duyulan yerlerde doruklara çıkar. herbert spencer
ALİ BALABAN
ALİ BALABAN

BİZİM KÖYDE DÜĞÜN TELAŞI

Yorum

BİZİM KÖYDE DÜĞÜN TELAŞI

( 2 kişi )

1

Yorum

7

Beğeni

5,0

Puan

165

Okunma

BİZİM KÖYDE DÜĞÜN TELAŞI

BİZİM KÖYDE DÜĞÜN TELAŞI

Bizim Köyde Düğün Telaşı
Köyün meydanındakı böyük köy odasında telaşeli bi çalışma varıdı.
Aşama Kel Mıkdarın gızı Fatimenin düğünü olacaktı. Bütün köy halkı yardıma seyirtmişti. Kimi köy odasının bahçesindeki odunları küydeliyor, kimi avlunun gışlarını kürüyor kimi de fırın arkasında un eliyodu köyün genç gızlarından bazılarıda ubruklarınan çeşmeden su taşıyo bütün işle aşama yetişecek düğünde eksik gedik bişey olmasındiye herkes bi işin ucundan dutmıya gayret ediyodu
Köyün yalabuk deliganlılarından Emin, sırtında beyaz göyneği, elinde marangozların bıraktığı küştüre ile ahşap iskemleleri rendeliyo bi tarafdanda keserinen esgeri çakarak tamir ediyodu. Tam o sırada köyün yaramazı, hani şu laftan sözden anamıyan hınnamaz Musdafa, Emin’in yanına gelip işine garışmaya başladı. Emin’in elindeki aletleri gurcalıyo Emini rahat bırakmıyo, durmadan yamsulayarak onun taklidini yapıyodu.
Emin en sonunda dayanamıyıp çınarından çıkdı, yüzünü ekşitip:
"Üre Musdafa! Şurda iki dakka eletgasiret iş yetüşdümüye çalışıyoz, acelemiz va.
Aşama düğün olacak zaten duravardım şu fersekliği bi bırak gayri
Ne dolanıp durun dembesek gibi başımda? Bi huzur ve, bi hora geçü yahu! Git başka yerde çezin, oyalan!" diye söylendi.
Musdafa hınnamadı bile, arsuz arsuz bişmiş kelle gibi sırıttı. O sırada mutfak pencerelerinin birinden Hatice deze başını uzattı. Elindeki esiranı sallıyarak seslendi:
"Ülen Musdafa! Çocuğu kiriktirip durma, günaha giriyon! Bak ılıtmıyasıca yidüğün içdüğün burnundan gelsin ha! İşe yaramaduğun gibi iş dutanıda oyalıyon Geç şu tarafa da zobanın üstündeki güğümden sıcak su götürüve, bi işe yara hamur teknesini kazıcın!" diye Musdafıya ünnedi
Musdafa homurdanarak mutfağa doğru seyirddi. İçeride gızla toplanmış, düğün için mıkdarın gızı Fatimeye Fistan ve entari dikiyorlarıdı. gızlardan Zeynap, kumaş parçalarını, işe yaramıyan çaputları bi kenara ayırukan, pencereden gelen dışarıdakı soğuğu fark edip titredi. Dışarıda öyne bi ayaz varıdı kı rüzgar gışı depe depe yığmış, kürtün oluşturmuştu. Zeynabın anası, gızın üsdündeki gat gat urbayı görünce:
"Gız gızım, bu ne hal? Kürtün sökmiyemi gidiyon diye alaycı tavırla menvelleşti ve ebil ebil yürümeyi bırak da elin tezleşsin," aşama yetişecek bunna dedi.
Zeynap tam annesine cevap vereciydiki, yan odada işü gücü bırakmış enine gonuna çay içen hınnamaz Musdafa’nın aniden bi kahkaha atmasıyla gorkarak irkildiler. Musdafa, arkadaşının anatduğu komik bir hikayeye dayanamamış, ağzındaki çayı püykürtmüş, tam o sırada debilderken zobanın yanındaki içi su dolu ubruğa çarparak odadaki kilimleri ıslatmışdı. Hatice deze sıracalı seni diyerek musdafıya üfrüt olmuş deminden beri zobanın başında kürüşlemenden belliydi bi iş edeceğin kilimleride göl etdin ermiyesice diyerek söylendi Islak kilimler zobanın yanında tebsermeye, hafif hafif kurumaya başlarken yalabuk Emin içeriye girdi.
Emin, Musdafa’nın bu sakarlığını acaplıyarak haline bakıp güldü:
"Üren Mustafa, sen de tam bi fisaretsüz, gaygusuz herfin birisin. Bi günün de sakin geçsin. Bi usukmadın
Bak akşama köyün gençleri toplanıp peşgir oyunu oynucuz , iddialı bir oyun olacak. Oyalanıp durmada şu işleri biran evel bütü geç galacuz dedi
Mustafa hemen dırca geldi, diklendi:
Emin bende fehimsiyon aşamkı gabak oyununu sende aynı şeyleri yanşıyıp durma siz kendinize bakın!" diye inatlaştı.
Aşam oldu, meydanda büyük bir ataş yakıldı, yani yalaz edildi. gadınla böyük gazanların altına secaları koyup yemekleri büşümiye başladıla. Herkes sofrıya oturduğunda yemekler o kadar bol, o kadar ganiydi ki, bizim Yalabuk Emin sofradan kalkarken karnını tutup:
"Oooof anam, doğrulakaldım valla, çok yimişiyin," dedi.
Düğünde herkes garnı ağrıyana kadar güldü Düğün kahkahalarla, şakalarla ve geleneksel oyunlarla devam etti. Dörtdivan’ın o soğuk kış gecesinde, köylü, nün samimiyeti içleri ısıtmaya yetti de arttı bile
Bu Hikaye,de Dörtdivan Şivesini Yansıtmaya Çalıştım ve Unutulmaya Yüz Tutmuş Şimdiki Nesil, in Duymadığı Kelimeleri Kaleme Aldım Umarım Keyifle Okursunuz
12 Aralık 2025 ALİ BALABAN

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (2)

5.0

100% (2)

Bizim köyde düğün telaşı Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Bizim köyde düğün telaşı yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
BİZİM KÖYDE DÜĞÜN TELAŞI yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi Etkili Yorum
Adem Çelik
Adem Çelik, @geli
11.6.2026 16:47:38
5 puan verdi
Yüreğine ve kalemine sağlık; "Bizim Köyde Düğün Telaşı" dediğin bu hikâyeyle bizi Dörtdivan’ın o buz gibi ayazlı kış gecelerine, ama bir o kadar da içimizi ısıtan o eski köy odası samimiyetine götürdün. "Üre Musdafa" diyerek başladığın o içten seslenişler, o "hınnamazlıklar", "fesaretsüzlükler" sanki burnumuzda tütüyordu; unutulmaya yüz tutmuş o kelimeleri bu hikâyeyle gün yüzüne çıkarman, bu kültüre yapılmış en büyük hizmetlerden biri. Okuduk, beğendik, hikâyenin o sıcaklığına biz de ortak olduk.
Emin’in o ağırbaşlı, marangoz elinden çıkma vakur duruşu ile Mustafa’nın o hınnamaz, yerinde duramayan halleri, köy düğünlerinin olmazsa olmaz o neşeli iklimini ne güzel resmetmiş. Hatice Deze’nin o "sıracalı" sitemleri, kilimlerin ıslanması, sobada çay demlenmesi... Her bir kelime, bir dönemin sadece düğününü değil, o devrin insan dokusunu da belgelemiş. Edebiyat dostları olarak bu şiveyi, bu "yöre" kokan ağzı böyle diri tutmanı takdirle karşılıyoruz.
Meydanda yakılan o "yalaz", sofralardaki "gani" yemekler ve "peşgir" oyunlarıyla süslenen o gece, aslında birlik ve beraberliğin o en yalın haliydi. Dörtdivan şivesini bu kadar özenle işleyip, şimdiki nesil duymasın diye endişe ettiğin o kelimeleri, hikâyenin can damarına yerleştirmişsin. Emeğine, o güzel gönlüne ve yörene olan o mahcup ama derin sevdaya sağlık; kaleminden dökülen bu hazineler daim olsun, var olasın.
Adem Nar-ı Mısra
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL