0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
138
Okunma

Zamana Direnen Bir Virane: Ortaköy’ün Öksüz Sarayı
Bu aralar adımlarım, irademden bağımsız bir şekilde beni komşu köyümüz Ortaköy’e sürüklüyor. Köy dediğime bakmayın; çocukluğumun o kalabalık, cıvıl cıvıl kasabasıdır o... Şimdilerde göçlerin amansız rüzgârları ve bağrından çıkardığı bereketli evlatlarının memuriyet gurbetine savrulmasıyla tenhalaşmış, boynu bükük kalmış bir dev.
Üstelik bir gece vakti çıkan soğuk bir kanunla ellerinden "kasaba" unvanını alıp, göğsüne "mahalle" yaftasını iliştirdiler. Hani çocukluk aşkınız gider de bir başkasıyla evlenir ya... Soyadı değişir, yabancılaşır ama kalbinizdeki ismi hep aynı kalır. Benim için de öyle işte; resmiyette ne yazarsa yazsın, o benim hep mağrur kasabam...
Geçenlerde, o kadim sokakların labirentinde kaybolmuşken, zamanın yüküyle beli bükülmüş ama yıkılmamış bir taş ev kesti yolumu. Al basmalı bir köylü güzelinin ansızın karşıma çıkışı gibiydi; nazlı, çekingen ve bir o kadar vakur. Bu davete duyarsız kalmak, tarihe ihanet olurdu. Bir sevgiliyi selamlar gibi ürkekçe yaklaştım ve o asırlık avludan içeri süzüldüm.
Harabeliğin koynunda bile saklayamadığı, insanı büyüleyen mistik bir cazibesi vardı. Yıkıntılar arasında dolaşırken, geçmişin ayak izlerine bastığımı hissettim. Taşların çatlaklarından sızan rüzgâr, kulaklarıma yüzyıllık yaşanmışlıkların fısıltılarını üflüyordu. Devasa taş duvarlardan örülmüş o ihtişamlı taş duvarların altında, kim bilir hangi gizli hazineler, hangi yaşanmışlıkların hikâyeleri, paylaşılan sofralar ve yarım kalmış ukdeler saklıydı?
Duvarlardaki Gizli Şiir: "Saray"
Evin tek sağlam kalmış odasının eşiğinden geçerken, göğüs kafesimde bir kuş çırpınmaya başladı. Sanki bir sevgilinin yüzüne ilk aşkı itiraf edecekmişim gibi heyecanlıydım.
Buraya kasaba halkı "Saray" dermiş. Adımımı atar atmaz, bu ismin ardındaki saltanata şahit oldum. Odadaki duvarlar ve tavanlar, düğün öncesi süslenmiş bir gelinin duvağı gibi nakış nakıştı. El işlemesi resimler, ahşabın ruhuna üflenmiş o zarif oymalar ve insan elinin taşa, tahtaya bıraktığı sanatsal dokunuşlar beni zaman tünelinde asırlar öncesine fırlattı.
Yüzyılların acımasızlığına meydan okuyan bu muazzam oda, cephede tek başına kalmış ama sancağı yere düşürmeyen o son asker gibi direniyordu zamana. Eğer o da teslim olursa, bu kadim kasabanın elinde kalan son tarihi hafıza kırıntısı da düşman eline geçmiş bir kale gibi yakılıp kül olacaktı; tıpkı karşılıksız bir aşkın girdabında deliren bir âşığın kalbi gibi...
Sessiz Çığlığa Kulak Verin
Bu Saray, bizim geçmişimiz için, bizim çocukluğumuz için direniyor!
Peki, bu öksüz kalmış köşkün kimsesizliği neden?
Niçin sahip çıkmıyoruz bağrımızda can çekişen bu tarihe?
Şefkatli bir el dokunsa, aslına sadık bir restorasyonla küllerinden doğsa, burası bir müze olsa... Geçmişi, öpüp başımıza koyacağımız bir sevgili gibi sarsak fena mı olurdu?
Belki de birçoğunuz o taş duvarların yanından her gün başınız önde, umursamazca geçip gidiyorsunuz. Duvarların derin ah çekişlerini, taşların feryadını duymuyorsunuz.
Vakit çok geç olmadan, ecel bu taş mabetlerin üzerine çökmeden lütfen değerlerimize sahip çıkalım!
Unutmayın, o kasabanın kerpiç kokan sokaklarında hepimizin silinmez izleri var:
• Su birikintilerinde yüzdürdüğümüz kâğıttan gemilerimiz, gökyüzüne saldığımız kâğıt uçaklarımız var.
• Her cuma kurulan Ortaköy pazarının o neşeli gürültüsünde çocukluğumuz gizli.
• Bağ bozumunda bardağımıza dolan o kekremsi üzüm şırasında ortak tadımız var.
• Ve en çok da... Rahmetli Nalbant Koreli Amca’nın örse vuran çekicinden yükselen o tıngır mıngır, senfonik melodide bizi geçmişe, kendimize çağıran saf bir çocukluğumuz var...
Bu sese kulak tıkamayın;
hafızamızı zamana kurban etmeyelim.
Hüseyin Çomak
Ortaköy Kasabası
Çal Denizli
Haziran 2026
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.