Düşmanlarınızı daima bağışlayın, hiçbir şey onların bu derece canını sıkmaz. oscar wilde
TİLHABEŞLİ FİLOZOF
TİLHABEŞLİ FİLOZOF

Kalplerin Taşlaştığı Çağda Vicdanı Yeniden Diriltmek

Yorum

Kalplerin Taşlaştığı Çağda Vicdanı Yeniden Diriltmek

1

Yorum

3

Beğeni

0,0

Puan

236

Okunma

Kalplerin Taşlaştığı Çağda Vicdanı Yeniden Diriltmek

Kalplerin Taşlaştığı Çağda Vicdanı Yeniden Diriltmek

“İman edenlerin Allah’ı anmaları ve O’ndan inen hakikat sebebiyle kalplerinin saygıyla ürpermesinin zamanı hâlâ gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.” (Hadîd 57/16)

Bu ayet yalnızca bir soru değildir. Bu ayet bir ikazdır. Bir silkiniştir. Bir alarmdır. Bir insanın, bir toplumun ve bir ümmetin kendisiyle yüzleşmeye çağrılmasıdır. Çünkü Allah’ın "Zamanı gelmedi mi?" diye sorması, aslında insanın vicdanına yöneltilmiş en ağır sorulardan biridir. İnsan bazen günah işler ve fark eder. Bazen hata yapar ve pişman olur. Fakat daha korkuncu vardır: İnsan yanlışın içinde yaşamaya alışır, onu normal görmeye başlar ve artık rahatsızlık duymamaya başlar. İşte kalbin katılaşması budur.

Bugün yaşadığımız çağın en büyük trajedilerinden biri budur. Din konuşuluyor ama dinin inşa etmek istediği insan ortada görünmüyor. İbadetler çoğalıyor ama merhamet aynı oranda büyümüyor. Dini semboller artıyor ama adalet duygusu güçlenmiyor. İnsanlar Allah’tan, peygamberlerden, ahiretten, cennetten, cehennemden söz ediyorlar; fakat yanı başındaki yoksulun, mazlumun, kimsesizin, yetimin ve savaş mağdurunun hayatı çoğu zaman gündem bile olmuyor. Oysa Kur’an’ın ilk muhatapları din hakkında konuşan insanlar değil, dini yaşayan insanlardı. Onlar için iman bir aidiyet meselesi değil, bir sorumluluk meselesiydi.

Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar kapitalizmin görünmez zincirleriyle kuşatılmış durumda. İnsan artık sahip olduklarıyla ölçülüyor. Ne kadar kazandığıyla, ne kadar biriktirdiğiyle, hangi evde oturduğuyla, hangi arabaya bindiğiyle değerlendiriliyor. Bir insanın vicdanı değil banka hesabı önemseniyor. Merhameti değil tüketim gücü öne çıkarılıyor. Böyle bir ortamda din de çoğu zaman hayatı dönüştüren bir hakikat olmaktan çıkarılıp kimlik unsuruna dönüştürülüyor. İnsanlar Allah’ın huzurunda hesap vereceklerine inanıyorlar ama aynı zamanda dünyanın bütün nimetlerini yalnızca kendileri için istiflemeyi de normal görebiliyorlar. İşte burada çok büyük bir çelişki ortaya çıkıyor.

Kur’an’ın anlattığı mümin tipiyle modern dünyanın ürettiği tüketim insanı arasında ciddi bir çatışma vardır. Kur’an infaktan söz ederken biz biriktirmekten söz ediyoruz. Kur’an paylaşmaktan söz ederken biz sahip olmaktan söz ediyoruz. Kur’an kardeşlikten söz ederken biz rekabetten söz ediyoruz. Kur’an mazlumun yanında durmaktan söz ederken biz çoğu zaman güvenli mesafelerden seyretmekle yetiniyoruz. Sonra da bütün bunların arasında kendimizi cennetin doğal adayları olarak görebiliyoruz. Oysa Kur’an’ın hiçbir yerinde sadece bir kimlik taşımanın kurtuluş garantisi olduğu söylenmez. Tam tersine sürekli olarak sorumluluk, adalet, merhamet ve hesap bilinci vurgulanır.

Bugün Gazze’nin görüntülerini izleyen milyonlarca insan var. Yıkılmış evler, parçalanmış şehirler, annesiz kalan çocuklar, çocuklarını toprağa veren anneler, açlıkla mücadele eden aileler... İnsanlığın gözleri önünde yaşanan büyük bir trajedi söz konusu. Bu noktada herkesin aynı imkânlara sahip olmadığını kabul etmek gerekir. Her insanın siyasi, ekonomik veya fiili olarak yapabilecekleri sınırlı olabilir. Ancak mesele yalnızca ne yapabildiğimiz değil, ne hissettiğimizdir. Çünkü vicdan önce kalpte başlar. Bir toplumun kalbi canlıysa, acıyı hisseder. Acıyı hisseden insan da zamanla çözüm üretmeye yönelir. Kalbi ölen insan ise yalnızca seyirci olur.

İşte Hadîd Suresi’nin bu ayeti tam da burada karşımıza çıkıyor. Allah müminlere soruyor: Kalplerinizin yumuşama vakti gelmedi mi? Bu soru yalnızca bireysel günahlara yönelik değildir. Toplumsal duyarsızlığa da yöneliktir. Çünkü insan zamanla kötülüğe alışabilir. Sürekli tekrar eden acılar karşısında hissizleşebilir. Zulüm sıradanlaşabilir. Haksızlık olağanlaşabilir. İnsan her gün aynı görüntüleri izlediğinde artık şaşırmamaya başlayabilir. İşte en büyük tehlike budur. Çünkü zalimin gücü kadar mazlumun unutulması da felakettir.

Bugün birçok insan din adına konuşuyor. Fakat dinin ruhunu oluşturan merhamet, adalet ve emanet bilinci aynı oranda konuşulmuyor. Din yalnızca ritüellere indirgenirse toplumun ruhu kurur. Namazın amacı insanı kötülükten uzaklaştırmaktır. Orucun amacı açın hâlini anlamaktır. Zekâtın amacı serveti dolaşıma sokmaktır. Haccın amacı insanları eşitlemektir. Eğer bütün bunlar gerçekleşmiyorsa, insanın kendisine dönüp yeniden düşünmesi gerekir.

Bir başka tehlike de şudur: İnsanlar kendilerini sürekli başkalarıyla kıyaslayarak rahatlatabiliyorlar. "Ben kötü değilim", "Benden daha kötüsü var", "Herkes böyle yapıyor" gibi cümleler vicdanı uyuşturan en büyük savunma mekanizmalarıdır. Oysa Kur’an insanı başkalarıyla değil, hakikatle yüzleştirir. Soru şudur: Allah’ın istediği insan olmaya ne kadar yakınız? Mazlumun derdi bizi ne kadar ilgilendiriyor? Sahip olduğumuz nimetleri ne kadar paylaşabiliyoruz? Gücümüzü ne kadar adalet için kullanıyoruz?

Bugün yeniden kalplerin dirilmesine ihtiyaç vardır. Yeniden vicdanın ayağa kalkmasına ihtiyaç vardır. Yeniden insanın insana emanet olduğunu hatırlamasına ihtiyaç vardır. Çünkü bir toplumun çöküşü ekonomik krizle başlamaz. Bir toplumun çöküşü vicdanın çürümesiyle başlar. Adalet duygusu zayıfladığında, merhamet küçümsendiğinde, çıkar her şeyin önüne geçtiğinde çürüme başlamış demektir. O noktadan sonra inşa edilen binalar büyüse de insan küçülür. Servet artsa da huzur azalır. Teknoloji gelişse de anlam kaybolur.

Bu yüzden Hadîd Suresi’nin sorusu bugün her zamankinden daha günceldir: "Kalplerin yumuşama vakti gelmedi mi?" Bu soru yalnızca bireylere değil, ailelere, cemaatlere, kurumlara, toplumlara ve bütün insanlığa yöneliktir. Çünkü dünya daha fazla bilgiye değil, daha fazla vicdana ihtiyaç duyuyor. Daha fazla slogan değil, daha fazla merhamet gerekiyor. Daha fazla gösteri değil, daha fazla samimiyet gerekiyor.

Belki de yeniden başlamanın yolu çok basittir: Mazlumun acısını kendi acımız gibi hissedebilmek. Yetimin gözyaşını görebilmek. Komşunun derdiyle ilgilenebilmek. Sahip olduklarımızı paylaşabilmek. Adaleti kendi çıkarımızın önüne koyabilmek. İnsan onurunu her türlü hesabın üstünde tutabilmek...

Kalpler ancak böyle dirilir. Toplumlar ancak böyle ayağa kalkar. Ve ümmet ancak böyle yeniden rahmet taşıyan bir topluluğa dönüşebilir.

Öyleyse soru hâlâ önümüzde duruyor:

"İman edenlerin Allah’ı anmaları ve O’ndan inen hakikat sebebiyle kalplerinin saygıyla ürpermesinin zamanı hâlâ gelmedi mi?"

Erol Kekeç/02.06.2026/sancaktepe/İST

Paylaş:
3 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Kalplerin taşlaştığı çağda vicdanı yeniden diriltmek Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Kalplerin taşlaştığı çağda vicdanı yeniden diriltmek yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Kalplerin Taşlaştığı Çağda Vicdanı Yeniden Diriltmek yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Halit Durucan
Halit Durucan, @halitdurucan
3.6.2026 02:32:58
Kuran ışığında insanların yol haritası ve vazifeleri net olarak bildirildiği halde insanların yüreğinin kaskatı kesilmesinin sebebi eserinizde net olarak belirtilmiş. Sıradanlaşmak, umursamazlık/bananecilik. Ayrıca dinsel, bölgesel ve ırki olarak ayrışmak. Bu hastalıklar insanlığın var oludğu günden bu güne kadar devam ediyor. 124 bin peygamberin gönderildiği bilgisi var. Peygamberler bile bu insan denilen varlığı uzun süreli yola getirmeyi başaramadı. Kimi peygamberler taşlandı, kimileri öldürüldü, kimileri de sürgünlere gitti. İnsan denilen varlık esasında bir muamma. Bu muammayı çözen tek kaynak Kuran. Sadece duvarlarda süsleyip asmayı becerebiliyoruz. Temel emirlerine ve yasaklarına riayet edilmiyor. Müslüman almakla cennet kapılarının açılacağını sanıyor günümüz ve geçmişim müslümanları. Oysa öyle değil; Kuran'da, "Vay o namaz kılanların haline..." diye ayet var. Durum ortada. Empati üstadım empati. Bu duygu hayata geçmediği müddetçe insanlık kendi çukurunda debelenmeye devam edecek. Sonumuz hayır olsun diyelim. Kutlarım sizi. Harikaydı yazınız.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL