0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
143
Okunma
Sosyal medya nedir ve gerçekten ne için vardır?
Bugün bu soruya herkes bir cevap verebilir belki ama asıl mesele, verdiğimiz cevabın ne kadar farkında olduğumuzdur.
Elimizin içindeki küçücük ekran, artık koca bir dünyayı içinde taşıyor. Haberler, fikirler, görüntüler, tartışmalar, övgüler, yargılar, kavgalar. Her şey birkaç saniye içinde önümüze düşüyor. Peki biz gördüğümüz her bilginin doğruluğunu gerçekten sorgulayabiliyor muyuz? Yoksa sadece bize gösterildiği kadarını mı görüyoruz?
Sosyal medya artık yalnızca insanların paylaşım yaptığı bir alan değil. Aynı zamanda insanların düşüncelerini yönlendiren güçlü bir sistem haline geldi. Çünkü burada karşımıza çıkan içeriklerin çoğu tesadüf değildir. Algoritmalar, neye baktığımızı, neye kızdığımızı, neye sevindiğimizi, neyi daha uzun izlediğimizi analiz eder. Sonra da bizi fark ettirmeden aynı içeriklerin içine çeker.
Bir süre sonra insan, kendi seçimini yaptığını sanır ama aslında seçilen içeriklerin içinde dolaşmaya başlar.
Algoritma bazen insanın ne istediğini, insanın kendisinden bile daha iyi çözmeye başlar.
İşte tam da burada şu soruyu sormamız gerekir:
Biz sosyal medyayı mı kullanıyoruz, yoksa sosyal medya mı bizi kullanıyor?
Bugün insanların büyük kısmı sosyal medyada kendi düşüncesini üretmek yerine başkalarının düşüncelerini taşımayı tercih ediyor. Birisi bir söz yazıyor, bir görsel hazırlıyor ya da bir yorum yapıyor; eğer hoşumuza giderse hemen kopyala yapıştır yapıp paylaşıyoruz. Hoşumuza gitmezse görmezden geliyoruz.
Oysa düşünce dediğimiz şey, insanın kendi zihninde yoğurduğu bir emeğin sonucudur. Hazır fikirleri sürekli taşıyan insan, zamanla kendi fikrini üretmeyi de bırakır.
Bir düşünün…
Neden tanımadığımız insanların sözlerini durmadan yayalım?
Neden başkasının öfkesini, kavgasını, nefretini kendi elimizle büyütelim?
Eğer sosyal medyanın amacı sadece paylaşmak olsaydı, o zaman hoşumuza gitmeyen yanlışları da aynı hızla yaymamız gerekirdi. Ama bu da doğru olmazdı. Çünkü her paylaşım, bir düşünceyi büyütür; doğruyu da yanlışı da çoğaltır.
Bugün en büyük sorunlardan biri de budur. İnsanlar araştırmadan, sorgulamadan, olayın aslını öğrenmeden paylaşım yapıyor.
Görmediği bir olayı görmüş gibi anlatıyor, yaşamadığı bir durumu yaşamış gibi savunuyor. Bir fotoğrafın, bir cümlenin ya da kısa bir videonun arkasındaki gerçeği bilmeden hüküm veriliyor.
Sonra ne oluyor?
Toplum içinde kutuplaşma artıyor. İnsanlar birbirine düşüyor. Aynı ülkede yaşayan insanlar bile birbirini anlamak yerine sürekli karşı tarafı suçlamaya başlıyor.
Belki de bu platformları geliştiren toplumlar, sosyal medyayı bu kadar yıpratıcı kullanmıyordur. Çünkü bilgi üretmek yerine sürekli kavga, geçmiş hesaplaşmaları ve insanların özel hayatları konuşuluyorsa, bunun kimseye faydası olmaz.
Dünyanın birçok yerinde insanlar teknoloji üretmeye, bilim geliştirmeye, yeni fikirler ortaya koymaya çalışırken; biz bazen hiç tanımadığımız insanların paylaşımlarını yaymakla vakit kaybediyoruz.
Peki bunun sonu nereye varacak?
Geçmiş yaşandı ve bitti. Sürekli eski tartışmaların içinde dönüp durmanın ne bugüne ne de geleceğe bir faydası var. Gelecek nesillere bırakılması gereken şey; kin, öfke ve kutuplaşma değil, düşünce üretebilen bir toplumdur.
Sosyal medya insanı tüketen değil, geliştiren bir alan olmalıdır. İnsan burada başkasının sesi olmak yerine kendi sesiyle var olmalıdır. Çünkü gerçek düşünce, kopyalanan değil; insanın kendi vicdanından, aklından ve yaşanmışlığından çıkan düşüncedir.
Belki de artık en çok ihtiyaç duyduğumuz şey şudur:
Başkalarının paylaşımlarını taşımak yerine, kendi fikirlerimizi üretip paylaşmayı öğrenmek...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.