1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
320
Okunma

Evet sevgili okurlarım…
Danışanım anlatmaya devam ediyor…
Ben ise onu büyük bir merakla, bazen gözlerim dolarak dinliyorum…
İçimden sürekli aynı cümle geçiyor:
“Hayat insana hep kötü davranmıyor…
Bazen yıllarca ağlayan bir kadının kalbine, sonunda merhamet de dokunuyor…”
Danışanım yıllarca kendi memleketinde yaşamaya devam ediyor…
Ama yaşadığı hiçbir şehir, çocuklarının olmadığı hiçbir ev ona yuva gibi gelmiyor…
Her yaz tatili geldiğinde valizini hazırlıyor…
Çocuklarının yaşadığı şehre gidiyor…
Sadece birkaç gün sarılabilmek için…
Bir annenin yıllarca hasretle yaşaması ne ağır şey sevgili okurlarım…
Çocuklarının kokusunu içine çekip geri dönüyor…
Ve yine eksik bir hayatın içine karışıyor…
Bu sırada babası ikinci eşinden ayrılıyor ve yalnız yaşamaya başlıyor…
Ama kızının yalnızlığı artık onun da içine dokunuyor…
“Kızım…” diyor…
“Ben yaşlanıyorum…
Gözüm arkada kalmasın…
Gençsin… Güzelsin…
Yeniden bir yuva kur…”
Ama danışanım korkuyor…
Çünkü bazı kadınların güveni bir kez kırılınca, bir daha kimseye kolay kolay güvenemiyorlar…
Şiddet unutulmuyor sevgili okurlarım…
Aşağılanmak unutulmuyor…
Sevilmeden yaşamak unutulmuyor…
Danışanım babasına:
“Ben evlilik konusunu tamamen kapattım…” diyor.
Derken bir gün internette dolaşırken isim ve soyisim benzerliğinden eski bir arkadaşını bulduğunu sanıyor…
Facebook’tan arkadaşlık isteği gönderiyor…
Karşı taraf kabul ediyor ama sonra:
“Sizi çıkaramadım…” diyor.
Danışanım mahcup oluyor…
Ve utanarak şöyle yazıyor:
“Affedersiniz… Aynı isim ve soyismi taşıyan arkadaşıma istek attığımı sandım… Siz o kişi değilmişsiniz…”
Adam ise çok nazik cevap veriyor:
“Rica ederim… İsterseniz yine de arkadaş kalabiliriz…”
Bazen kader insanın hayatına sessizce giriyor sevgili okurlarım…
Bir yanlışlık gibi başlayan şey, insanın ömrünün en doğru yerine dönüşebiliyor…
Aralarında sohbet başlıyor…
Sonra dostluk…
Sonra alışkanlık…
Aylar geçiyor…
Bir gün adam açık açık söylüyor:
“Sizi tanımak istiyorum… Çünkü size karşı ciddi hissediyorum…”
Ve ilginçtir ki adam da danışanımın çocuklarının yaşadığı şehirde yaşıyor…
Danışanım kabul ediyor görüşmeyi…
Adam kilometrelerce yolu sadece onu görmek için uçağa binip geliyor…
“Her şey çok hızlı gelişiyor…” diyor danışanım…
Öğretmenevinde buluşuyorlar…
Adamın da geçmişinde acı bir evlilik var…
Çocukları olmuyor…
Boşanırken her şeyini kaybediyor…
Ne evi kalıyor…
Ne arabası…
Ama danışanıma bakıp öyle bir cümle kuruyor ki…
“Benim evim de yok… Arabam da…
Ama ben seni mutlu ederim…”
İşte sevgili okurlarım…
Bazı kadınlar lüks cümleler değil, sadece huzur veren bir ses duymak istiyor…
Adam emekli bir polisin oğlu…
Maddi gücü yok belki ama yüreğinde merhamet var…
Danışanım ilk kez bir erkeğin yanında korkmadan oturabildiğini hissediyor…
O gün babasıyla tanıştırıyor adamı…
Babası seviyor…
Sonra adam ailesini getiriyor…
Aileler tanışıyor…
Sanki hayat, yıllarca ağlayan o kadının yorgun kalbine sonunda merhamet etmeye karar veriyor…
İlk gelişinde tanışıyorlar…
İkinci görüşmede aileler söz yapıyor…
Üçüncü gelişinde nişan oluyor…
Danışanım bana:
“Sanki yıllardır birbirimizi bekliyormuşuz…” diyor.
Ama babasının bir şartı oluyor:
“Eğer evlenince bizim memlekette yaşamayı kabul ederseniz bu evlilik olur…”
Adam hiç düşünmeden cevap veriyor:
“Ben kızınızı seviyorum…
Onun için her şeyi kabul ederim…”
İşte gerçek sevgi biraz da budur sevgili okurlarım…
Sevdiği insanın huzurunu kendi rahatından önde tutabilmek…
Ve adamın dördüncü gelişinde nikâhları kıyılıyor…
Danışanım yıllar sonra ilk kez korkmadan “evet” diyor bir adama…
İki yıl danışanımın memleketinde yaşıyorlar…
Sonra danışanım eşine:
“Ben çocuklarıma yakın olmak istiyorum…” diyor.
Eşi ise hiç düşünmeden:
“Sen nasıl mutlu olacaksan öyle olsun…” diyor.
Bazı kadınlar ilk kez anlaşılınca sessizce gözyaşlarına sığınıyorlar…
Çünkü yıllarca sadece susup anlaşılmayı bekliyorlar…
Babası üzülse de kızının mutluluğunu seçiyor:
“Önemli olan senin huzurun kızım…” diyor.
Ve taşınıyorlar…
Çocuklarının yaşadığı şehre…
Artık danışanım istediği zaman çocuklarını görebiliyor…
Onlara sarılabiliyor…
Eksik kalan anneliğini doyasıya yaşayabiliyor…
Geçen yıllar içinde çocukları da büyüyor…
Hem kız hem oğul eğitimlerini tamamlayıp meslek sahibi oluyorlar…
Hayatlarını kuruyorlar…
Ve en önemlisi…
Çocuklar da üvey anneden kendilerini korumayı, sınır çizmeyi ve kendi hayatlarını inşa etmeyi öğreniyorlar…
Zamanla kendi ayakları üzerinde duran bireyler oluyorlar…
Şimdi danışanım 52 yaşında…
Ne lüks bir evi var…
Ne gösterişli bir arabası…
Ama onu seven…
Saygı duyan…
Geçmiş yaralarını sarmaya çalışan bir eşi var…
Ve bana gözleri dolarak şu cümleyi kuruyor:
“Şimdi eşime bazen şunu söylüyorum…
Keşke çocuklarımın babası da sen olsaydın…”
İşte o an anlıyorum sevgili okurlarım…
Bir kadın aslında sadece sevilmek istiyor…
Kırılmadan…
Korkmadan…
Eksilmeden sevilmek…
Şimdi tam 17 yıldır evliler…
Ve danışanım yıllar sonra ilk kez gerçekten mutlu…
Hayat bazen insanı acıyla büyütüyor…
Ama bazen de tam vazgeçmişken en güzel kapıyı açıyor…
Dilerim ki şiddet görmüş, hor görülmüş, yalnız bırakılmış tüm kadınlarımız bir gün kendi huzuruna kavuşur…
Çünkü hiçbir kadın korkarak yaşamayı hak etmiyor…
— Aile Danışmanı İyiekmekci Erdoğan
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.