2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
331
Okunma

Danışanımdan gelen e-postayı okurken yine gözyaşlarıma hâkim olamadım…
İnsan düşünüyor…
Küçücük bir yüreğe bu kadar acı nasıl sığar?
Bir insan çocuk yaşta bu kadar yükü nasıl taşır?
Evet…
Danışanım istemeyerek de olsa kızının velayetini babasına veriyor.
Çünkü bazen bir anne, evladından vazgeçmez…
Sadece onun geleceği için kendi yüreğinden vazgeçer…
Ama ayrılık acısı dinmiyor.
Geceleri gözyaşlarıyla uyuyor…
Sabahları evlat özlemiyle uyanıyor.
Kızı gözünde tütüyor…
Oğlu gözünde tütüyor…
Hasret, içini alev alev yakıyor.
Bu süreçte annesi kızına destek olmaya çalışıyor:
“Yapman gereken buydu kızım…
Torunumun yeri babasının yanıydı…
Onun geleceği için doğru olanı yaptın…”
Bir annenin, ağlayan kızını teselli etmeye çalışırken kendi gözyaşlarını içine akıtması ne acı…
Danışanımın bir de üvey babası var.
Ama o adam, yıllarca öz babasından göremediği şefkati gösteriyor danışanıma.
Onu öz kızı gibi seviyor…
Annesiyle birlikte yaralarını sarmaya çalışıyorlar.
Tam her şey biraz olsun sakinleşiyor derken…
Bir gün kapı çalıyor.
Gelenler; babası ve üvey annesi…
Babası kapıda bekliyor.
Üvey annesi ise:
“Baban çok kızgın.
El âlem ne der?
Üvey babanın evinde kalman doğru değil…” diyerek danışanımı yeniden baba evine götürmek istiyor.
Danışanımın annesi çaresizce:
“Torunum gidince kızım zaten perişan oldu…
Ne olur biraz zaman verin…
O nasıl babasıysa, ben de annesiyim…” diyor.
Uzun süren konuşmaların ardından üvey anneyi ikna edip gönderiyorlar.
Ama danışanım kararlı:
“Ben bir daha o eve dönmek istemiyorum…”
Ve annesi o gece kızına dönüp şu cümleyi kuruyor:
“Bir çıkış yolu bulmalıyız…”
Çünkü biliyor…
Kızını yeniden evlenmiş sanırlarsa, belki peşini bırakacaklardı.
Ve işte o çaresizlik içinde…
Danışanım annesinin yardımıyla biriyle formalite nikâh yapıyor.
Ama bu nikâh bile bedelsiz olmuyor.
Boşandıktan sonra kendisine kalan arabayı vererek, sadece kâğıt üzerinde yapılan bir evlilik…
Bir kadın düşünün sevgili okurlarım…
Sevilmek için değil…
Korkudan korunabilmek için nikâh masasına oturuyor…
Sonra o şehirden ayrılıyor danışanım.
Tek amacı; çocuklarının olduğu şehre yakın olabilmek…
Formalite nikâh yaptığı kişiden ayrılıyor.
Ve elinde arabadan kalan küçük bir para…
Ama içinde yeniden ayağa kalkma umudu var.
Üniversite sınavına giriyor.
Kazanıyor.
Okuyor…
Ve yıllarca çocuk yaşta elinden alınan hayatına rağmen…
Öğretmen oluyor.
Evet…
Liseyi bitirdikten tam 13 yıl sonra, kendi çabalarıyla üniversite okuyup öğretmen oluyor danışanım.
Atandığı köyde yaşamaya başlıyor.
Ayda bir de olsa çocuklarını görebilmek için mücadele ediyor.
Çünkü bazı anneler çocuklarını büyütemese bile, onları sevmekten asla vazgeçmez…
Aradan yıllar geçiyor.
Babası artık kızının yalnız yaşamasını istemiyor.
“Sözleşmeli öğretmensin…
Gel buraya.
Özel okullar daha çok maaş veriyor…” diyerek onu yanına çağırıyor.
Ama danışanım çocuklarının olduğu şehri bırakmak istemiyor.
Çünkü bazen insanı hayata bağlayan tek şey, evladına yakın olabilmektir…
Fakat hayat onu yine rahat bırakmıyor.
Yalnız, genç ve güzel bir kadın olduğu için bulunduğu yerde bir adam tarafından rahatsız edilmeye başlanıyor.
Arkadaş gibi yaklaşan adam, sonra evlenme teklif ediyor.
Danışanım kabul etmeyince bu kez ölümle tehdit ediliyor…
Korkuyor…
Ve yıllar sonra ilk kez babasına sığınmak zorunda kalıyor.
Babası hemen kızının bulunduğu şehre gidiyor.
İki gün içinde Milli Eğitim’den istifasını verdirip danışanımı yanına alıyor.
Ama danışanımın tek bir şartı var:
“Gelirim baba…
Ama üvey annemle aynı evde yaşamam.
Bana ayrı bir ev tutarsan gelirim…”
Ve o sırada baba ile üvey anne arasında da büyük tartışmalar yaşanıyor.
Babası bu şartı kabul ediyor.
Danışanım ise…
Yüreğinde dinmeyen çocuk hasretiyle yeniden memleketine dönüyor…
Ama sevgili okurlarım…
Bu hikâye hâlâ bitmedi…
Acılar bazen insanın peşini yıllarca bırakmıyor…
Başka bir bölümde yeniden görüşmek dileğiyle…
Belki de bu satırlar, benzer acıları yaşayan bir kadının yeniden ayağa kalkmasına vesile olur…
— Aile Danışmanı Selda İyiekmekci Erdoğan
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.