Bir iyiliği yapan değil, iyiliği gören hatırlamalıdır. cicero
İYİEKMEKÇİ
İYİEKMEKÇİ

“Ben Sadece Sevilmek İstedim…” — Bir Kadının Sessiz Çığlığı / 4. Bölüm

Yorum

“Ben Sadece Sevilmek İstedim…” — Bir Kadının Sessiz Çığlığı / 4. Bölüm

( 4 kişi )

2

Yorum

5

Beğeni

5,0

Puan

331

Okunma

“Ben Sadece Sevilmek İstedim…” — Bir Kadının Sessiz Çığlığı / 4. Bölüm

“Ben Sadece Sevilmek İstedim…” — Bir Kadının Sessiz Çığlığı / 4. Bölüm

Danışanımdan gelen e-postayı okurken yine gözyaşlarıma hâkim olamadım…
İnsan düşünüyor…
Küçücük bir yüreğe bu kadar acı nasıl sığar?
Bir insan çocuk yaşta bu kadar yükü nasıl taşır?
Evet…
Danışanım istemeyerek de olsa kızının velayetini babasına veriyor.
Çünkü bazen bir anne, evladından vazgeçmez…
Sadece onun geleceği için kendi yüreğinden vazgeçer…
Ama ayrılık acısı dinmiyor.
Geceleri gözyaşlarıyla uyuyor…
Sabahları evlat özlemiyle uyanıyor.
Kızı gözünde tütüyor…
Oğlu gözünde tütüyor…
Hasret, içini alev alev yakıyor.
Bu süreçte annesi kızına destek olmaya çalışıyor:
“Yapman gereken buydu kızım…
Torunumun yeri babasının yanıydı…
Onun geleceği için doğru olanı yaptın…”
Bir annenin, ağlayan kızını teselli etmeye çalışırken kendi gözyaşlarını içine akıtması ne acı…
Danışanımın bir de üvey babası var.
Ama o adam, yıllarca öz babasından göremediği şefkati gösteriyor danışanıma.
Onu öz kızı gibi seviyor…
Annesiyle birlikte yaralarını sarmaya çalışıyorlar.
Tam her şey biraz olsun sakinleşiyor derken…
Bir gün kapı çalıyor.
Gelenler; babası ve üvey annesi…
Babası kapıda bekliyor.
Üvey annesi ise:
“Baban çok kızgın.
El âlem ne der?
Üvey babanın evinde kalman doğru değil…” diyerek danışanımı yeniden baba evine götürmek istiyor.
Danışanımın annesi çaresizce:
“Torunum gidince kızım zaten perişan oldu…
Ne olur biraz zaman verin…
O nasıl babasıysa, ben de annesiyim…” diyor.
Uzun süren konuşmaların ardından üvey anneyi ikna edip gönderiyorlar.
Ama danışanım kararlı:
“Ben bir daha o eve dönmek istemiyorum…”
Ve annesi o gece kızına dönüp şu cümleyi kuruyor:
“Bir çıkış yolu bulmalıyız…”
Çünkü biliyor…
Kızını yeniden evlenmiş sanırlarsa, belki peşini bırakacaklardı.
Ve işte o çaresizlik içinde…
Danışanım annesinin yardımıyla biriyle formalite nikâh yapıyor.
Ama bu nikâh bile bedelsiz olmuyor.
Boşandıktan sonra kendisine kalan arabayı vererek, sadece kâğıt üzerinde yapılan bir evlilik…
Bir kadın düşünün sevgili okurlarım…
Sevilmek için değil…
Korkudan korunabilmek için nikâh masasına oturuyor…
Sonra o şehirden ayrılıyor danışanım.
Tek amacı; çocuklarının olduğu şehre yakın olabilmek…
Formalite nikâh yaptığı kişiden ayrılıyor.
Ve elinde arabadan kalan küçük bir para…
Ama içinde yeniden ayağa kalkma umudu var.
Üniversite sınavına giriyor.
Kazanıyor.
Okuyor…
Ve yıllarca çocuk yaşta elinden alınan hayatına rağmen…
Öğretmen oluyor.
Evet…
Liseyi bitirdikten tam 13 yıl sonra, kendi çabalarıyla üniversite okuyup öğretmen oluyor danışanım.
Atandığı köyde yaşamaya başlıyor.
Ayda bir de olsa çocuklarını görebilmek için mücadele ediyor.
Çünkü bazı anneler çocuklarını büyütemese bile, onları sevmekten asla vazgeçmez…
Aradan yıllar geçiyor.
Babası artık kızının yalnız yaşamasını istemiyor.
“Sözleşmeli öğretmensin…
Gel buraya.
Özel okullar daha çok maaş veriyor…” diyerek onu yanına çağırıyor.
Ama danışanım çocuklarının olduğu şehri bırakmak istemiyor.
Çünkü bazen insanı hayata bağlayan tek şey, evladına yakın olabilmektir…
Fakat hayat onu yine rahat bırakmıyor.
Yalnız, genç ve güzel bir kadın olduğu için bulunduğu yerde bir adam tarafından rahatsız edilmeye başlanıyor.
Arkadaş gibi yaklaşan adam, sonra evlenme teklif ediyor.
Danışanım kabul etmeyince bu kez ölümle tehdit ediliyor…
Korkuyor…
Ve yıllar sonra ilk kez babasına sığınmak zorunda kalıyor.
Babası hemen kızının bulunduğu şehre gidiyor.
İki gün içinde Milli Eğitim’den istifasını verdirip danışanımı yanına alıyor.
Ama danışanımın tek bir şartı var:
“Gelirim baba
Ama üvey annemle aynı evde yaşamam.
Bana ayrı bir ev tutarsan gelirim…”
Ve o sırada baba ile üvey anne arasında da büyük tartışmalar yaşanıyor.
Babası bu şartı kabul ediyor.
Danışanım ise…
Yüreğinde dinmeyen çocuk hasretiyle yeniden memleketine dönüyor…
Ama sevgili okurlarım…
Bu hikâye hâlâ bitmedi…
Acılar bazen insanın peşini yıllarca bırakmıyor…
Başka bir bölümde yeniden görüşmek dileğiyle…
Belki de bu satırlar, benzer acıları yaşayan bir kadının yeniden ayağa kalkmasına vesile olur…

— Aile Danışmanı Selda İyiekmekci Erdoğan

Paylaş:
5 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (4)

5.0

100% (4)

“ben sadece sevilmek istedim…” — bir kadının sessiz çığlığı / 4. bölüm Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz “ben sadece sevilmek istedim…” — bir kadının sessiz çığlığı / 4. bölüm yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
“Ben Sadece Sevilmek İstedim…” — Bir Kadının Sessiz Çığlığı / 4. Bölüm yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi Etkili Yorum
YEŞİLIRMAK
YEŞİLIRMAK, @yesilirmak1
17.5.2026 11:43:01
5 puan verdi
Bir solukta okunan, her satırında insanın boğazını düğümleyen, adeta bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçen ama ne yazık ki ülkemizin acı bir gerçeği olan çok sarsıcı bir hayat hikayesi... Bir psikoloğun veya bir yazarın kaleminden döküldüğü çok belli olan bu satırlar, bir kadının var olma, anne kalabilme ve hayatta kalma mücadelesini o kadar çıplak bir şekilde anlatıyor ki etkilenmemek elde değil.

​Bu hikaye, aslında toplumsal baskıların, çaresizliğin ve kadın olmanın zorluklarının bir özeti gibi.

​"Geleceği için kendi yüreğinden vazgeçmek": Bir annenin, çocuğunun daha iyi şartlarda büyümesi için (belki de maddi imkansızlıklar veya toplumsal baskılar yüzünden) velayeti babaya vermek zorunda kalması, bir kadının yaşayabileceği en büyük içsel yıkımlardan biridir. Toplumun "çocuğunu bırakan anne" algısının yarattığı baskı yetmezmiş gibi, bir de içeride sönmeyen o hasret ateşi...

Öz babanın gösteremediği şefkati üvey babanın göstermesi ne kadar kıymetliyse; öz babanın "el alem ne der" korkusuyla kızının hayatına sırf kendi "namus" anlayışı için müdahale etmeye çalışması o kadar acı. Bir kadının, öz babasından ve toplumdan korunabilmek için tek güvencesi olan arabasını vererek formalite evliliği yapmak zorunda kalması, çaresizliğin sınırlarını gösteriyor.

Hikayenin en karanlık anında bile o küllerinden doğma gücü hayranlık uyandırıcı. Liseyi bitirdikten 13 yıl sonra, onca travmanın arasında üniversite kazanıp öğretmen olmak... Bu, danışanınızın içindeki o muazzam direncin, çocuklarına layık bir anne olma ve kendi ayakları üzerinde durma iradesinin en büyük kanıtı.

Tam "başardı, hayata tutundu" derken, yalnız bir kadının toplumda ne kadar savunmasız bırakıldığı gerçeğiyle yeniden yüzleşiyoruz.

Bir erkeğin saplantısı ve ölüm tehditleri yüzünden, kadının tırnaklarıyla kazıyarak kazandığı mesleğinden (istifa etmek zorunda kalarak) ve çocuklarına yakın olduğu şehirden vazgeçmesi... Maalesef adalet mekanizmasının veya sığınma alanlarının yetersizliğinin kadını yine o kaçtığı "baba otoritesine" sığınmak zorunda bırakmasının hazin bir tablosu.

​Son kısımda babasının üvey anneyle tartışma pahasına ona ayrı bir ev tutmayı kabul etmesi, belki de babanın geçmiş hatalarıyla yüzleşmesi veya geç kalmış bir sahiplenme içgüdüsüdür, kim bilir...

​Bu danışanınızın hikayesi, sizin de belirttiğiniz gibi, şu an köşe başlarında, yan dairelerde sessizce bu mücadeleyi veren binlerce kadının sesi aslında. Ağzınıza, kaleminize sağlık. Bu kadar ağır bir travma yükünü omuzlarında taşıyan danışanınıza profesyonel desteğinizle ve şefkatinizle yoldaşlık etmeniz onun en büyük şanslarından biri.

​Hikayenin devamını, o kadının bu yeni başlangıçta çocuklarına kavuşup kavuşamadığını ve içindeki o dinmeyen sızıyı nasıl şifalandırdığını okumayı sabırsızlıkla bekliyorum. Umarım bu hikayenin sonu, onun hak ettiği huzurla biter.
superbaba
superbaba, @superbaba
17.5.2026 17:16:04
5 puan verdi
Arabesk filmine benzemiş Selda Kızım.
İnşallah gelecek bölümler öyle olmaz.
Tüm umudum...
Paylaşım için teşekkürler.
Sevgiler.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL