1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
188
Okunma

Kanser bazen sessizce gelir. Ablam bunu okul servis hostesliği yaparken fark etti. Rutin sağlık kontrolünde, koltuk altındaki küçük bir kitleyi önemsememişler. O zamanlar hepimiz için sadece ufak bir şişlikti.
Ama o şişlik zamanla göğsüne doğru ilerledi. Hastanede yapılan tetkiklerden sonra öğrendiğimiz gerçek ağırdı: ileri derecede kanser.
Ablam bu durumu bizden gizledi. Bize yük olmamak, bizi korkutmamak için tek başına uğraştı. Tedavi yollarını araştırdı, doktorlarla görüştü, her şeyi sessizce sırtladı.
Ben ablama çok düşkündüm. O yıllar bizim için zor geçti. Benim de bir ailem vardı ama buluşmalarımızı hep o ayarlar, zor günlerimde soluğu onun yanında alırdım. Ablam bizim ailemizin görünmez direği gibiydi.
Bir gün bu yükü daha fazla taşıyamadı ve bana açıldı: “Ameliyat olacağım.”
O cümleyi duyduğum an, yıllardır hissettiğim güvenli alanın sallandığını hissettim. Çünkü güçlü gördüğümüz insanlar bile kırılabiliyor.
İmkanlarımız dahilinde devlet hastanesinden bir doktor bulduk. O dönem öğrendiğim bir şey oldu: Zor zamanlarda insan, imkanların ötesinde güvenebileceği bir hekim ve samimi bir ilgi arıyor. Kağıt üzerindeki tedavi kadar, karşısındaki doktorun “sen yalnız değilsin” demesi de iyileştiriyor.
Hastaneye yatırıldığında yanında kalmak istedim. “Kesinlikle ben kalacağım yanında” dedim ve sözümde durdum. O geceler, konuşmasak bile aynı odada olmanın verdiği sessiz güç vardı. İnsan bazen kelimelerle değil, varlığıyla destek oluyor.
Tedavi ilerledikçe ablamın psikolojisi de bozulmaya başladı. Ufak tefek alınganlıkları, ani kırgınlıkları oluyordu. O anlarda tartışmak yerine konuşarak halletmeye çalıştık. Öğrendim ki, hasta olan kişinin öfkesi çoğu zaman hastalığanadır, sana değil.
Ziyarete gelenlerin bilinçsizce sarf ettiği “geçmiş olsun” sözleri, uzun süre ayrılmamaları... Herkes destek olmak istiyordu ama bazen ablamın sıkıldığını hissediyordum. O anladım ki, iyi niyet yeterli değil. Hasta olan kişinin sınırını görmek, ne zaman sessiz kalacağını bilmek de gerekiyor.
Bir ara “durum düzeldi” dendi ve ablam üç günlüğüne eve yollandı. O üç gün hepimiz için nefes alma anıydı. Ama olan oldu: Evde mikrop kapmış. Apar topar tekrar hastaneye geri götürdük.
Sonra hep aynı sorular geldi aklımıza: _Bilemedim ki, ne yapabilirdik? Nerede yanlış yaptık? Neyi farklı yapsaydık?_
Anlıyorsun ki, elinden gelenin en iyisini yapsan bile bazı şeyler senin kontrolünde değil. Kanser böyle bir hastalık… Planları, umutları, “şimdi düzelir” dediklerini bir anda alt üst edebiliyor.
Bu hikayeyi anlatırken bile canım sıkılıyor, çünkü o günler geçmedi bende. Ama şunu öğrendim: Kanserle mücadelede mucize ilaçlar kadar, insanın yanında biri olması da iyileştiriyor.
Eğer benzer bir süreçten geçen biri varsa söylemek istediğim şu: Kendini suçlama. Elinden geleni yaptığında vicdanın rahat olur. Hasta olan kişi için en büyük ilaç bazen sessizce yanında durman, onu dinlemen ve “yalnız değilsin” dedirtmendir.
Biz her şeyi doğru yapamadık belki. Ama ablamı yalnız bırakmadık. Ve geriye kalan tek şey de bu sevginin izi oluyor.
Aradan 8 yıl geçti ama ben hala kendime gelemedim. Çünkü bazı insanlar gidince, senin içinden de bir parça onlarla gidiyor
16 Mayıs 2026
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.