Başarı tek başına elde edilemez. emeği dokunan herkesle mutluluğu paylaşanlar, daha büyük başarılara ulaşır. dr.faruk bayülkem
Celil ÇINKIR
Celil ÇINKIR
VİP ÜYE

Köy ve Hemşehri Derneklerinin Kültürel Koruma ve Kentsel Hayatta Tutunma Fonksiyonları Üzerine Bir Değerlendirme

Yorum

Köy ve Hemşehri Derneklerinin Kültürel Koruma ve Kentsel Hayatta Tutunma Fonksiyonları Üzerine Bir Değerlendirme

( 2 kişi )

2

Yorum

5

Beğeni

5,0

Puan

285

Okunma

Köy ve Hemşehri Derneklerinin Kültürel Koruma ve Kentsel Hayatta Tutunma Fonksiyonları Üzerine Bir Değerlendirme

Köy ve Hemşehri Derneklerinin Kültürel Koruma ve Kentsel Hayatta Tutunma Fonksiyonları Üzerine Bir Değerlendirme

Özet

Bu çalışma, sivil toplum örgütleri bağlamında köy ve hemşehri derneklerinin, kültürün korunması, kent yaşamına uyum ve toplumsal dayanışma açısından işlevlerini ele almaktadır. İlk bakışta bu örgütlenmeler sanki köyü şehre taşımış gibi görünse de gerçekte kültürü muhafaza eden, bireylerin kent ortamında birbirlerine sahip çıkmalarını sağlayan ve kimliklerini koruyarak kentli olmalarına imkân tanıyan yapılar olarak değerlendirilmektedir.

Giriş

Sanayileşme ve kentleşme süreciyle birlikte Anadolu’nun birçok köyü ve kasabası, büyük şehirlerin çeperlerine doğru adeta taşınmıştır. Bu süreç, yalnızca mekânsal bir yer değiştirme değil; aynı zamanda kültürel bir çözülme riskini de beraberinde getirmiştir.

Köy ve hemşehri dernekleri bu noktada devreye girerek, kent yaşamının dişlileri arasında parçalanma riski taşıyan bireylerin birbirlerine sahip çıkmalarını, değerlerini korumalarını ve birlikte hareket etmelerini sağlayan önemli bir sosyal zemin oluşturmuştur. Bu örgütlenmeler, kentli olmaya karşı değil; aksine kent içerisinde kimliğini kaybetmeden var olabilmenin bir aracı olarak ortaya çıkmaktadır.

Kültürün Korunması ve Yeniden Üretilmesi

İlk bakışta bu dernekler, köy hayatını şehir ortamına taşımış gibi görünmektedir. Ancak gerçekte yapılan, kültürün aynen taşınması değil; yaşatılması ve yeniden üretilmesidir.

Bu bağlamda, Abdurrahim Karakoç’un özellikle isyanlı sükut şiirinde dile getirdiği toplumsal gerçeklik, bireyin tek başına kaldığında yutkunmak zorunda kaldığı durumları açıkça ortaya koymaktadır. Birey, yalnız kaldığında başını eğmek zorunda kalırken; örgütlü olduğu zaman bu baskıya karşı durabilmekte, sesini daha güçlü şekilde duyurabilmektedir.

Dolayısıyla kültür, bireysel değil; kolektif olarak yaşatılabilen bir olgudur.


Hızlı Göç ve Kültürel Erozyon: Sultanbeyli Örneği

Yıllar önce İstanbul’da yapılan araştırmalarda da görüldüğü üzere, hızlı göç alan kenar semtlerde kültürel bozulmaların daha yoğun yaşandığı tespit edilmiştir. Özellikle plansız büyüyen bölgelerde, toplumsal denetimin zayıflamasıyla birlikte edep ve adaba aykırı birçok davranışın yaygınlaştığı gözlemlenmiştir.

Bu durumu somutlaştırmak adına İstanbul’un hızlı göç alan bölgelerinden biri olan Sultanbeyli örneği dikkat çekicidir. Kısa süre içerisinde yoğun göç alan bu bölge, adeta Anadolu’nun köylerinin topluca taşındığı bir yerleşim hâline gelmiştir.

1989-1993 yılları arasında Erzurum ve İzmir illerinde askerlik şubesi başkanı olarak görev yaptığım dönemde edindiğim saha tecrübesi, bu dönüşümü çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. O yıllarda yoklama kaçağı veya bakaya durumunda aranan yükümlüler için muhtarlıklar tarafından verilen adreslerde Kartal ilçesi Sultanbeyli köyü ifadesi yer almaktaydı.

Ancak çok kısa bir süre içerisinde kaymakamlıklardan gelen iade yazılarında, bölgenin köy olarak anılmasına rağmen mahalle, cadde ve sokak düzeninin oluştuğu, bu nedenle adreslerin mahalle, cadde, sokak ve kapı numarası belirtilerek yazılması gerektiği ifade edilmeye başlanmıştır. Oysa bir yıl öncesinde ne mahalle düzeni vardı, ne cadde ne de sokak.

Bu hızlı dönüşümün arkasında yalnızca göç değil, aynı zamanda yönlendirilmiş bir ilgi de bulunmaktadır. Dönemin gazetecilerinden Emin Çölaşan’ın bir yazısında, İstanbul’da horoz sesi ve ezan sesiyle uyanmak isteyenlerin Sultanbeyli gibi yerlere yönelmesi gerektiğini ifade eden, aslında ironik bir dille kaleme alınmış bir değerlendirmesi bulunmaktadır. Ancak bu ifade, ironi olarak kalmamış; bu yaşam tarzını arayan birçok insanın bu bölgelere yönelmesine vesile olmuştur.

Bu durum, bir yıl gibi kısa bir sürede yaşanan yoğun göçün ve hızlı dönüşümün açık bir göstergesidir. Ancak bu hızlı değişim beraberinde kültürel erozyonu da getirmiştir.

Eğer bu topluluklar örgütlenebilmiş olsalardı, hem kent yaşamına daha sağlam tutunabilecekler hem de değerlerini koruyarak varlıklarını sürdürebileceklerdi.

Örgütlenmenin Gücü ve Kolektif Hareket

Köy ve hemşehri dernekleri, bireylerin tek başına kaldığında karşılaştığı güçsüzlüğü ortadan kaldıran yapılardır. Bu örgütlenmeler sayesinde bireyler:

Birbirlerine sahip çıkar
Sosyal dayanışmayı güçlendirir
Kültürel kimliklerini korur
Kent yaşamında daha güçlü bir şekilde var olur

Bu yapı, kooperatif mantığıyla benzerlik göstermektedir. Bireysel olarak zayıf olan unsurlar, bir araya geldiğinde güçlü bir topluluk hâline gelmektedir.

Bu derneklerin faaliyetlerine bakıldığında genellikle müstakil dernek binalarına sahip oldukları, bu binaların çoğunda düğün salonu ve kültür merkezi gibi bölümlerin bulunduğu görülmektedir. Dernekler yalnızca bir buluşma noktası değil, aynı zamanda kültürün yaşatıldığı mekânlardır.

Bu derneklerin büyük çoğunluğu kendi il ve ilçelerinin mahallî kurtuluş günlerini düzenli olarak kutlamakta; bu etkinliklere katılım yoğun olmakta ve düzenlenen salonlar tamamen dolmaktadır. Bu programlarda bölge sanatçıları sahne almakta, böylece sözlü kültür, müzik ve geleneksel değerler canlı tutulmaktadır.

Bununla birlikte dernekler, kendi yöresel yemeklerini de festival havasında yaşatmaktadır. Örneğin Andırınlılar tirşik günü düzenlemekte, İspirliler kendilerine has pişmaniyelerinin gününü kutlamakta, farklı yöreler kendi mutfak kültürlerini tanıtan günler düzenlemektedir. Bu tür etkinlikler yalnızca bir ikram değil; aynı zamanda kültürel hafızanın canlı tutulmasıdır.

Bu süreçte insanlar mutfak kültürlerini unutmamakta, folklorlarını, tarihlerini, türkülerini, şarkılarını ve şiirlerini yaşatmaktadır. Başka bir ifadeyle bu topluluklar, kültürün kökünden beslenmekte ve o kökle bağlarını koparmamaktadır.

Ayrıca bu derneklerin bünyesinde sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı sağlayan sandıklar kurulmakta, üyeler arasında ekonomik ve sosyal destek mekanizmaları oluşturulmaktadır.

Göç Psikolojisi ve Dernekleşmenin Arka Planı

Anadolu’dan batıya göç eden bireylerin önemli bir kısmı, uzun yıllar nüfus nakli yaptırmaktan kaçınmıştır. Bunun temel nedeni, köklerinden kopma endişesi ve bir gün geri dönme umududur. Örneğin Erzurum’un İspir ilçesinden göç eden bir birey, Bursa, İzmir, İstanbul veya Ankara gibi bir şehre yerleşse dahi nüfusunu taşımamakta; köyüne olan bağlılığını sürdürmektedir.

Bu durum, göç eden bireyin yeni yerde tutunamama ve yabancılaşma endişesini açıkça göstermektedir. Aynı zamanda köy kanunun sağladığı imkânlardan yararlanma düşüncesi de bu kararda etkili olmaktadır.

Göç süreci genellikle bir kişinin öncülüğünde başlamakta; bu kişi yeni yerleşim yerinde bir düzen kurduktan sonra akrabalarını, hemşehrilerini yanına çekmektedir. Bu süreç zamanla çorap söküğü gibi ilerlemekte ve belirli bölgelerde yoğun hemşehri yerleşimleri oluşmaktadır.

Nitekim büyük şehirlerde Gümüşhaneliler Mahallesi, Giresunlular Mahallesi gibi adlandırmaların ortaya çıkması, bu yoğunlaşmanın doğal bir sonucudur. İşte bu noktada dernekleşme, bu dağınık yapıyı bir araya getiren ve dayanışmayı kurumsallaştıran bir araç olarak ortaya çıkmaktadır.

Sosyo-Politik Güç Olarak Hemşehri Dernekleri

Örgütlenen illere bakıldığında Sivas, Kastamonu, Erzurum, Rize ve Trabzon gibi illerin başı çektiği görülmektedir. Bu illere ait hemşehri dernekleri, yalnızca kültürel faaliyetler yürütmekle kalmayıp, bulundukları şehirlerde ciddi bir örgütlü güç hâline gelmişlerdir.

Yaklaşık yirmi yıl önce İstanbul’da faaliyet gösteren Sivaslı köy ve hemşehri derneği sayısının 1062 olması, bu örgütlenmenin boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bu dernekler:
Bulundukları ilçelerde belediye başkanlarının seçilmesinde
Belediye meclis üyelerinin belirlenmesinde
Yerel siyasetin şekillenmesinde

etkin rol oynamaktadır.

Bununla da sınırlı kalmayarak, örgütlü nüfuslarını bir güç unsuru olarak kullanmakta ve siyasi partilerle pazarlık yapabilecek düzeye ulaşmaktadırlar. İstanbul gibi bir metropolde bazı dernek federasyonlarının oy potansiyelleri üzerinden milletvekilliği talebinde bulunmaları, bu yapının ulaştığı etki alanını göstermektedir.

Sonuç

Köy ve hemşehri dernekleri, yüzeysel bir bakışla değerlendirildiğinde köy kültürünü şehir ortamına taşıyan yapılar olarak görülebilir. Ancak derinlemesine incelendiğinde bu örgütlenmelerin:

Kültürü koruyan
Kimliği yaşatan
Dayanışmayı güçlendiren
Bireyin kentte tutunmasını sağlayan
Gerektiğinde sosyo-politik güç oluşturan

çok yönlü yapılar olduğu anlaşılmaktadır.

Bu örgütlenmeler, kentleşmeye karşı değil; kültürünü kaybetmeden kentli olabilmenin en önemli araçlarından biridir.

Son Söz

Dağınık kalabalıklar çözülür,
örgütlü topluluklar var olur ve yön verir.

Paylaş:
5 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (2)

5.0

100% (2)

Köy ve hemşehri derneklerinin kültürel koruma ve kentsel hayatta tutunma fonksiyonları üzerine bir değerlendirme Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Köy ve hemşehri derneklerinin kültürel koruma ve kentsel hayatta tutunma fonksiyonları üzerine bir değerlendirme yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Köy ve Hemşehri Derneklerinin Kültürel Koruma ve Kentsel Hayatta Tutunma Fonksiyonları Üzerine Bir Değerlendirme yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Ebuzer Ozkan
Ebuzer Ozkan, @ebuzerozkan
3.5.2026 19:46:02
5 puan verdi
Metin, köy ve hemşehri derneklerini yalnızca kültürel bir oluşum olarak değil; sosyolojik, tarihsel ve politik boyutlarıyla ele alan kapsamlı bir değerlendirme sunuyor. Özellikle göç, kentleşme ve kimlik korunumu ekseninde güçlü bir çerçeve kurulmuş.

“Birey tek başına kaldığında güçsüzdür; örgütlü olduğunda dayanışma üretir.”
“Kültür taşınmaz; yaşatılır ve yeniden üretilir.”
“Dağınık kalabalıklar çözülür, örgütlü topluluklar var olur ve yön verir.”

Bu ifadeler metnin temel tezini net biçimde ortaya koyuyor: hemşehri dernekleri sadece kültürel değil, aynı zamanda sosyal dayanışma ve siyasi etki üretme kapasitesine sahip yapılardır. Sultanbeyli örneği ve saha gözlemleri, teorik çerçeveyi somutlaştırarak metne sosyolojik derinlik katmış.

Yüreğinize sağlık, akademik niteliği yüksek, sahaya dayalı gözlemlerle desteklenmiş oldukça kapsamlı bir çalışma okudum. Kuramsal ve pratik boyutu birleştiren güçlü bir analiz olmuş. Tebrik ederim, düşünsel olarak zengin ve dikkatle hazırlanmış bir metin. Selam ve saygılarımla.
Ay
Ayla Kaya, @aylakaya
3.5.2026 11:07:25
selam delibal üstadın sosyolojik bir neşterle toplumsal dokuyu tahlil ettiği bu kıymetli yazısına selam olsun dernekleri sadece birer lokal değil kültürü koruyan birer kale ve kentin çarkları arasında kimliği yaşatan birer kalkan olarak tanımlamanız çok yerinde bir tespit olmuş
​özellikle sultanbeyli üzerinden verdiğiniz saha tecrübeleri ve hızlı dönüşüme dair tanıklığınız yazıyı teoriden öteye taşıyıp canlı bir belgesel tadına ulaştırmış abdurrahim karakoç atfıyla vurguladığınız örgütlü olma zarureti ise meselenin özünü tam on ikiden vurmuş
​dağınık kalabalıkların çözüldüğü yerde örgütlü toplulukların nasıl yön verdiğini hatırlatan bu derin tahlil için teşekkürler yüreğinize ve ferasetinize sağlık üstadım
​vesselam
söz birikir yazı kalır
kültür kökten beslenir
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL