3
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
330
Okunma

Musluğu açıyoruz…
Bir bardak su dolduruyoruz.
İçerken içimiz rahat, gönlümüz ferah.
“Sağlıklı su içiyorum “ diyoruz.
Ama o bardağın arkasından, sessizce akıp giden sular var…
Görmediğimiz, duymadığımız, hesabını sormadığımız sular…
Meğer bir bardak suyu içebilmek için, üç bardak, dört bardak, bazen daha fazlası kanalizasyona uğurlanıyormuş.
İlk duyduğumda ben de sizin gibi şaşırdım. “Bu kadar da olmaz” dedim. Ama araştırınca gördüm ki mesele abartı değil, belki de ihmal edilmiş bir hakikat.
Bugün evlerimizde kullandığımız arıtma cihazları, bize temiz su verirken arkasından görünmeyen bir bedel istiyor.
O bedel nedir biliyor musunuz?
Su…
Hem de en kıymetlisinden.
Ankara’nın susuzlukla yüzleştiği, barajların yarı yarıya dolu olduğu günlerde musluktan akan her damla sadece su değil artık…
Bir uyarıdır.
Bir emanettir.
Belki de yarınlarımızdan çalınan bir haktır.
Şimdi kendimize sorma vakti:
Biz gerçekten sadece içtiğimiz kadar mı su tüketiyoruz?
Yoksa farkında olmadan, israfın en sessizine mi ortak oluyoruz?
Elbette arıtma cihazı kullanalım…
Sağlığımızı koruyalım… Ama aklımızı ve vicdanımızı da yanımıza alalım.
Boşa akan o suyu bir kovada toplayalım, bir çiçeğe verelim, bir merdiveni yıkayalım, hiç değilse içimiz rahat etsin.
Çünkü mesele sadece su değil…
Mesele duyarlılık.
Unutmayalım:
Gelecek nesiller bize “ne kadar su içtiniz?” diye sormayacak.
“Ne kadar korudunuz?” diye soracak.
Belki de en zor cevap, işte o zaman verilecek.
Fevzi GÜLTUNA
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.