0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
295
Okunma

Bir ülkenin gerçek gücü yalnızca ordusunda, ekonomisinde ya da büyük binalarında aranmaz. Asıl güç; adalet duygusunda, hukukun tarafsızlığında, vatandaşın devlete olan güveninde ve farklı görüşlerin barış içinde yaşayabilmesinde gizlidir. Eğer bir toplumda insanlar “yarın bana da sıra gelir mi?” korkusuyla yaşamaya başlarsa, orada yalnız bireyler değil, devletin meşruiyet zemini de sarsılmaya başlar.
Bugün birçok insanın zihninde benzer sorular dolaşıyor: Siyasi iktidar neden kendisi dışındaki muhalif kesimleri bu kadar sert biçimde baskılamaya çalışıyor? Neden özellikle yerel yönetimler üzerinde yoğun bir denetim ve soruşturma baskısı hissediliyor? Hukuki süreçler gerçekten adalet arayışı için mi işletiliyor, yoksa önce hedef belirlenip sonra gerekçe mi üretiliyor? Bu sorular sadece belli bir siyasi çevrenin değil, demokrasiye inanan herkesin sorması gereken sorulardır.
Muhalefeti Bastırmanın Kısa Vadeli Konforu, Uzun Vadeli Bedeli
Tarihte birçok yönetim, muhalefeti susturarak güçleneceğini sandı. Eleştiren gazetecileri, farklı düşünen akademisyenleri, yerel yöneticileri, sendikaları veya sivil toplum kuruluşlarını baskı altına alarak ülkeyi daha “istikrarlı” hale getireceğini düşündü. Oysa gerçek bunun tam tersidir.
Muhalefetin susturulduğu yerde hata büyür. Çünkü yanlış kararları düzeltecek sesler kesilir. Denetim ortadan kalkar. Korku kültürü yayılır. İnsanlar liyakat yerine sadakati tercih eder. Bürokrasi susar, adalet zayıflar, ekonomi güvensizlik üretir. Sonunda iktidar kendisini eleştirenleri değil, ülkenin geleceğini bastırmış olur.
Yerel Yönetimlere Yönelik Baskılar Ne Anlama Gelir?
Yerel yönetimler demokrasinin vatandaşla en yakın temas noktasıdır. Belediye başkanı, meclis üyeleri, yerel kurumlar doğrudan halkın oyuyla belirlenir. Bu nedenle merkezi iktidarın yerel yönetimlerle rekabeti doğal olabilir; ancak bu rekabet sandıkta ve hizmette olmalıdır.
Eğer yerel yönetimler sürekli soruşturmalarla, görevden almalarla, kayyumlarla, idari baskılarla karşı karşıya kalıyorsa toplum şu soruyu sorar: Halkın iradesi gerçekten korunuyor mu?
Elbette suç varsa soruşturma da olmalıdır. Hiç kimse hukukun üstünde değildir. Fakat hukuk, seçici şekilde uygulanıyorsa; bir kesime karşı sert, diğerine karşı sessiz kalıyorsa; o zaman hukuk araç olmaktan çıkıp siyasi enstrümana dönüşür. İşte tehlike tam burada başlar.
“Önce Suçlu İlan Et, Sonra Delil Ara” Anlayışı
Bir ülkede en büyük çöküşlerden biri, masumiyet karinesinin tersine dönmesidir. Yani kişi önce suçlu ilan edilir, sonra buna uygun dosya hazırlanır. Kamuoyunda itibarsızlaştırma kampanyaları başlatılır, medya yargılaması yapılır, ardından hukuk devreye sokulur.
Bu yöntem kısa vadede etkili gibi görünür. Çünkü hedef alınan kişi savunmaya çekilir. Ancak uzun vadede toplumun tamamı zarar görür. Çünkü herkes bilir ki bugün ona yapılan yarın başkasına yapılacaktır. Böylece insanlar adalete değil, güce inanır hale gelir.
Adaletin yerini korku aldığında ise devlet güçlü görünse de içten içe zayıflamaya başlar.
Neden Hukuk Zemini Kayganlaştırılır?
Bir zeminin kayganlaştırılması, insanların ayakta durmasını zorlaştırır. Hukukun kayganlaşması da aynıdır. Kurallar belirsizleşir, sınırlar muğlaklaşır, suç tanımları genişletilir, keyfilik artar. Böylece herkes potansiyel hedef haline gelir.
Bunun birkaç sebebi olabilir:
Siyasi kontrolü artırmak: Belirsizlik, iktidarın hareket alanını genişletir.
Muhalefeti sindirmek: İnsanlar neyin suç sayılacağını bilmezse susmayı seçer.
Korku üzerinden sadakat üretmek: Hukuk güvencesi olmayınca insanlar güce yaklaşır.
Gündemi yönetmek: Ekonomik veya sosyal sorunların üzeri siyasi krizlerle örtülür.
Ancak unutulmamalıdır ki kaygan zemin sadece muhalifleri düşürmez; sonunda sistemi kuranları da düşürür.
Orta Doğu ve Afrika Örnekleri
Son yüzyılda Orta Doğu ve Afrika’da birçok ülke, “özgürleştirme”, “demokrasi getirme”, “insan haklarını koruma” gibi söylemlerle dış müdahalelere maruz kaldı. Bazen gerçekten zalim yönetimler vardı, bazen de iç sorunlar büyütülerek müdahaleye uygun zemin oluşturuldu.
Sonuç çoğu zaman aynı oldu: parçalanmış toplumlar, zayıflamış devletler, kaynakları dışarı açılmış ekonomiler, uzun yıllar süren iç çatışmalar.
Bu nedenle halklar haklı olarak soruyor: İçeride hukukun zayıflatılması, kurumların yıpratılması, toplumsal kutuplaşmanın büyütülmesi; dış müdahalelere uygun bir kırılganlık mı üretiyor?
Bu soru komplo teorisi diye küçümsenemez. Çünkü tarih, içten zayıflatılan ülkelerin dış baskılara daha açık hale geldiğini defalarca göstermiştir.
Türkiye İçin Asıl Tehlike Nedir?
Türkiye gibi jeopolitik önemi yüksek ülkelerde asıl tehlike yalnız dış güçler değildir. Asıl tehlike, içeride adaletin çökmesi, kurumların itibarsızlaşması, toplumun birbirine düşman hale getirilmesi ve insanların ortak gelecek duygusunu kaybetmesidir.
Bir ülke içeriden çözülürse dışarıdan müdahaleye gerek bile kalmaz. Çünkü ekonomik baskılar, diplomatik yönlendirmeler ve iç krizler yeterli olur.
Çözüm Nedir?
Çözüm ne darbede, ne baskıda, ne susturmada, ne de intikam siyasetindedir. Çözüm şunlardadır:
Bağımsız ve tarafsız yargı
Seçilmiş iradeye saygı
Basın özgürlüğü
Şeffaf yönetim
Güçlü parlamenter denetim
Farklı görüşlerle yaşama kültürü
Devlet ile parti ayrımının netleşmesi
Liyakat esaslı kurumlar
Bir ülkede iktidar değişebilir, muhalefet iktidar olabilir, isimler gelir geçer. Ama hukuk çökerse herkes kaybeder.
Sonuç
Bugün sorulması gereken soru şudur: Bir ülke muhaliflerini bastırarak mı büyür, yoksa eleştiriye tahammül ederek mi güçlenir?
Cevap açıktır. Baskıyla ayakta kalan yönetimler olabilir, fakat baskıyla yükselen medeniyet olmaz. Korkuyla sessizlik sağlanabilir, ama korkuyla huzur kurulamaz. Hukuk eğilip bükülerek rakipler tasfiye edilebilir, fakat hukuk çökerse devlet de ayakta kalamaz.
Bu yüzden mesele sadece bir parti, bir lider, bir seçim meselesi değildir. Mesele; çocuklarımıza nasıl bir ülke bırakacağımız meselesidir. Adaletin güçlüye göre değil haklıya göre işlediği bir ülke mi, yoksa herkesin sıranın kendisine gelmesini korkuyla beklediği bir ülke mi?
Tarih sonunda hep aynı hükmü verir: Zulüm gürültülüdür, ama adalet kalıcıdır.
Erol Kekeç/26.04.2026/Sancaktepe/İST
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.