1
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
280
Okunma

AYNI ANDA HEM DOĞUP HEM ÇÜRÜYOR OLSAYDIN, KENDİNE HANGİ İSMİ VERİRDİN?
İnsan, kendine “ben” dediği anda yalan söylemeye başlar.
Çünkü “ben” dediğin şey, tek bir zamana aitmiş gibi davranır.
Oysa sen hiçbir zaman tek bir zamana ait olmadın.
Sadece sana öyle öğretildi.
Doğduğun gün, bitmedin.
Öleceğin gün, başlamadın.
İkisi de aynı anda içindeydi.
Sadece sen, sırayla yaşamak zorunda bırakıldın.
Zaman…
insana verilmiş bir konfor değil,
bir daraltma operasyonudur.
Seni küçültür.
Seni tek bir ana indirger.
Seni sadeleştirir.
Çünkü seni bütün hâlinle bıraksaydı
dayanamazdın.
Düşünsene.
Aynı anda hem bebek olduğunu
hem yaşlılığında aynaya bakarken kendinden iğrendiğini
hem de şu an bu cümleyi okuduğunu hissetsen…
Bedenin bunu kaldırır mıydı?
Hayır.
Çünkü beden, zamana göre tasarlanmıştır.
Ama bilinç…
bilinç zamana sığmaz.
İşte bu yüzden ara sıra çatlar.
Bazı geceler vardır.
Uyuyamazsın.
Sebep yoktur.
Ama içinden bir şey seni dürter.
İşte o şey, geçmiş değildir.
Gelecek de değildir.
İkisi birden seni çağırıyordur.
Çocukluğun konuşmak ister.
Yaşlılığın cevap vermek ister.
Sen ortada kalırsın.
Ve buna “kaygı” dersin.
Ama adı kaygı değil.
Adı: zamanın üst üste binmesi.
Sana hep şunu söylediler:
“Geçmiş geçti.”
“Gelecek gelmedi.”
Bunlar, insanı sakinleştirmek için uydurulmuş en büyük ninniler.
Geçmiş geçmez.
Sadece seni bırakır gibi yapar.
Ama bir köşede bekler.
Gelecek gelmez.
Sadece seni izler.
Hangi hatayı tekrar edeceğini görmek ister.
Ve sen…
ikisinin arasında ezilen bir tanıksın.
Ama tanık olmak da bir yanılsama.
Çünkü sen sadece izlemiyorsun.
Sen her şeyi aynı anda yaşıyorsun.
Sadece hatırlamıyorsun.
Birini sevdiğini düşün.
Kalbin hızlanıyor.
Ellerin terliyor.
Ona bakarken içinden bir şey taşar.
Ama aynı anda
onu kaybettiğin günü de yaşıyorsun.
Mesaj atmayacağını anladığın o geceyi.
Telefon ekranına boş boş baktığın anı.
Ve daha da kötüsü:
yıllar sonra onun yüzünü hatırlayamadığın o anı.
Hepsi aynı anda.
Ama sen sadece ilkini seçiyorsun.
Çünkü diğerlerini taşıyamazsın.
İşte aşk dediğin şey
seçici bir körlüktür.
İnsan kendini güçlü sanır.
“Geçti,” der.
“Atlattım,” der.
“Unuttum,” der.
Hiçbiri doğru değil.
Sen hiçbir şeyi atlatmadın.
Sadece başka bir zamana kaçtın.
O acı hâlâ orada.
Seni beklemiyor bile.
Çünkü sen zaten oradasın.
Evet.
En korkuncu bu:
Sen, kendi geçmişinden kaçamazsın
çünkü hâlâ onun içindesin.
Şimdi daha sert bir şey söyleyeceğim.
Eğer aynı anda hem geçmiş hem gelecek olsaydın
ahlak diye bir şey çökerdi.
Çünkü bir şeyi yapmadan önce
sonucunu yaşamış olurdun.
Birine ihanet ettiğinde
affedildiğin anı da bilirdin.
Ama affedilmediğin ihtimali de hissederdin.
O zaman seçim diye bir şey kalmazdı.
İnsan seçim yaptığını sanır
çünkü sonucu bilmez.
Ama sen sonucu da başlangıcı da aynı anda yaşarsan
irade dediğin şey…
çöker.
İnsan dediğin şey
tek bir zaman diliminde oynanan bir rol.
Ama perde arkasında
sayısız versiyonun var.
Hiç evlenmemiş olan sen.
Yanlış kişiyi seçmiş olan sen.
Çok zengin olan sen.
Her şeyini kaybetmiş olan sen.
Hepsi var.
Ama sen sadece birine kilitlenmişsin.
Ve buna “gerçeklik” diyorsun.
Bazen bir an olur.
Sokakta yürürsün.
Bir koku gelir.
Bir ses duyarsın.
Ve bir anlığına…
zaman kayar.
İçinde bir şey yer değiştirir.
Sanki başka bir “sen”
kısa süreliğine kontrolü alır.
Sonra geçer.
Sen buna “anı” dersin.
“dejavu” dersin.
“garip bir his” dersin.
Yanlış.
O an,
zamanın sana ihanet ettiği andır.
Peki ya ölüm?
Ölüm dediğin şey
tek bir zaman çizgisine bağlıdır.
Ama sen tüm zamanlarsan
ölmezsin.
Dağılırsın.
Bir kısmın hâlâ çocuk kalır.
Bir kısmın yaşlanır.
Bir kısmın hiç doğmaz.
Ve sen…
hiçbirine tam olarak ait olamazsın.
İşte asıl korku bu.
Ölmek değil.
Bir türlü tek bir hayat olamamak.
Şimdi soruya dönelim.
Aynı anda hem geçmiş hem gelecek olsaydık
kim olurduk?
Cevap basit değil.
Ama acı verici derecede net:
Hiç kimse olmazdık.
Çünkü “kimlik” dediğin şey
zamanın sana verdiği bir ayrıcalık.
Seni tek bir çizgide tutar.
Seni sabitler.
Seni bir hikâyeye dönüştürür.
Ama o çizgi kırılırsa
hikâye dağılır.
Ve sen…
karakter olmaktan çıkarsın.
Son bir şey söyleyeceğim.
Belki de gerçek soru bu değil:
“Aynı anda hem geçmiş hem gelecek olsaydık kim olurduk?”
Asıl soru şu:
Zaten öyleysek
neden bunu hatırlamıyoruz?
Belki de cevap çok basit.
Çünkü hatırlasaydık
yaşayamazdık.
Çünkü insan
tek bir zamanın yalanına ihtiyaç duyar.
Yoksa gerçek…
taşınamayacak kadar ağırdır.
Ve sen şu an
o ağırlığın sadece küçük bir parçasını hissediyorsun.
Geri kalanı?
Zaten yaşıyorsun.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.