Söylediklerinizi duyurmak için kimseyi kolundan tutmayınız ; zira insanlar sizi dinlemeye arzulu değillerse, onları tutacak yerde çenenizi tutmanız daha hayırlıdır.-- chesterfield
mesut.çiftci
mesut.çiftci

Baharda Doğdum Zemheride Ziyan Oldum

Yorum

Baharda Doğdum Zemheride Ziyan Oldum

( 1 kişi )

0

Yorum

7

Beğeni

5,0

Puan

109

Okunma

Baharda Doğdum Zemheride Ziyan Oldum

Baharda Doğdum Zemheride Ziyan Oldum

Ben 1982 senesinde dünyaya geldim. Orta Anadolu’nun orta yerinde doğanın tüm renkleriyle cıvıl cıvıl uyandığı o bahar mevsiminde dünyaya geldiğimde memlekette iki senedir süren bir zemheri devam etmekteydi. Zira tüm memleket askeri cunta emri altında inim inim inlemekteydi. Sıkıyönetim mahkemelerinde genç çocuklara idam cezaları verilmekteydi. Hatta çoğu zaman insanlar daha mahkemelere gidemeden nezarethanelerde ve cezaevlerinde işkencelerde ölmekteydiler.

Devletin ceberrut yüzü her yerdeydi. Memlekete bir bahar elbisesi gibi giydirilen 1961 Anayasası 1971’de bir askeri muhtıra ile daraltılmış, açık yerleri kapatılmıştı. 1980 askeri darbesinde ise bu kadar rahatlığın ve demokrasinin memlekete fazla geldiği düşünülerek bu bahar elbisesi çıkarılmış hiç de rahat olmayan hâkî yeşili dar, sıkı, rahatsız edici bir askeri kamuflaj giydirilmişti. Elbette birçok şeyin yasak olduğu gibi bu elbiseden de şikâyet etmek yasaktı. Memlekette herkes korkuyordu. 1980 askeri darbesinden önce herhangi bir suçu olsa da olmasa da insanlar korkuyorlardı. Çünkü sistematik şiddet ve işkence her yurttaşın kapısını her an çalabilirdi. Korkan herhangi bir yurttaş asılsız da olsa bir başka yurttaşı ihbar ettiğinde ihbar edilen vatandaşın başına gelenler pişmiş tavuğun bile başına gelmiyordu. Elbette o zamanlar dünyaya yeni gelmiş bir bebek olarak tüm bu yaşananların farkında değildim. Ancak zamanla hayatımda yaşadığım tüm trajedilerin temelinde memleketin bu halinin olduğunu fark edecektim. Yani ailemin yoksulluğu, babamın işsizliği, aile içi şiddet, ayrılıklar, boşanmalar ve terk edilmeler hepsinin temelinde toplumun yaşadığı bu büyük trajedi yer almaktaydı.

Memleketin bağrına vurulan bu askeri yumruğun izleri zamanla memleketin her yerine dağılmıştı. İlkokul, orta okul, lise ve üniversiteler askeri usulde idare edilen yerler haline gelmişlerdi memleketin diğer kurumları gibi. Bende böylesi bir korku, baskı ve disiplin altında ilk çocukluk ve gençlik yıllarımı geçirdim. Korku gündelik yaşantımızın bir parçasıydı. Ben böylesi bir korku ülkesine doğduğum için esasında her şey bana oldukça doğal olarak görünmekteydi. Öyle ki ne zaman korkudan sıyrılsam ve cesurca işler yapmaya kalksam kendimi sanki yanlış bir şey yapmış gibi hissediyordum ki hala da öyledir. Benden önceki nesillerin onurlu kavgalar ve mücadelelerle elde ettikleri haklar bile sanki hakkım değilmiş gibi hissediyordum. Yaşamak için en temel şey kuşkusuz sorgulamaksızın kurallara uymaktı. Saçma ya da değil, haklı ya da haksız ortada bir kural varsa o kurala uymak gerekiyordu. Çünkü yaşamanın başka bir yolu yoktu. O yüzden ömrümce çimlere hiç basmadım, lüzumsuz ise ışığı yakmadım, görevli değilsem herhangi bir odaya girmedim, otobüslerde şoförle konuşmadım ve vergilerimi zamanında ödedim. Önüme konulan her kanuna ve her yasağa koşulsuz uydum. Elbette bu sırada benim dışımdaki tüm dünya değişti. Ülkem kapalı ekonomiden açık ekonomiye geçti, döviz serbest oldu, ülke borsası kuruldu, özel televizyon kanalları açıldı. Dünyada da çok şey değişti. İki kutuplu dünya düzeninde Sovyet Rusya yenildi, soğuk savaş sona erdi, Berlin Duvarı yıkıldı, Avrupa Birliği kuruldu, sınırlar değişti, ülkeler kuruldu, internet ve bilgisayar yaygınlaştı. Tüm bu değişikliklerin içerisinde korkum ve kurallara bağlı yapım sabit kaldı.

Hayatımda her şeyi kuralına uygun olarak yaptım desem sanırım yalan söylemiş olmam. Zamanında okulu bitirdim, zamanında askere gittim, zamanında işe girdim, zamanında evlendim, zamanında çocuklarım oldu. Her zaman devlete, kanunlara ve dine saygılı, itaatkâr bir insan oldum. Bunun çoğu zaman faydasını ve çoğu zaman da zararını gördüm. Her şeyden önce hakkını arayan ve hakkını soran birisi hiç olamadım. Her zaman birilerinin bana hakkımı vermesini bekledim. Bu sebeptendir ki çoğu zaman hakkım olanı almadım. Ama bir şekilde hayatta kalmayı başardım. Zaten etliye sütlüye karışmadığınızda büyük şeyler başaramıyorsunuz belki ama hayatta kalmayı başarabiliyorsunuz. Ancak son zamanlarda fark ettiğim bir acımasız gerçek var ki bu farkındalık beni oldukça rahatsız etti. İçine doğduğum korku ve itaat ikliminin içerisinde edindiğim itaatkâr ve korku ile yoğrulmuş karakter artık insanlar içerisinde göze batmaya başlamıştı. Hâlbuki ömrümce hiç göze batmamıştım. Ama artık göze batıyor ve sırıtıyordum.

Kimse kurallara uymuyorken benim hala kurallara uymam; herkes yalan söylüyorken benim dürüst olmam; insanlar iki yüzlülük yaparken benim iki yüzlülük yapmamam; içinde yaşadığım toplumda insanlar hakkı olmayan her şeye el uzatırken benim el uzatmamam ve devlet ile din kurallarına ortodoksi seviyesinde bağlılık duymam göze batıyordu artık. İnsanlar beni devrin koşullarına uymamak ile suçluyorlardı. Şöyle ki ben küçük bir çocukken evde büyüklerim ve okulda öğretmenlerim bana nasihat ettiklerinde onları can kulağıyla dinler ve kendimi düzeltmeye çalışırdım. Kendimi sorgular ve kendimi suçlu hissederdim. Ama şimdi benim çocuklarım benim nasihatlerimi dinlemedikleri gibi kendileri bana nasihat veriyorlar. Her ne kadar benim büyüdüğüm ve yetiştiğim ailede “Su küçüğün, söz büyüğün” düsturuyla büyükler ne derse o dinlense de ben kendi ailemde gayet demokrat bir tavırla eşimin ve çocuklarımın eşit söz hakkı olmasına çaba gösterdim. Eşimin ve çocuklarımın düşünce ve isteklerini özgürce ve cesurca dile getirmelerini her zaman destekledim. Dün akşamda yine aile içinde sohbet ederken 14 yaşındaki oğlum bana şöyle dedi;” Bana sende hiç iki yüzlü değilsin. İnsan biraz iki yüzlü olmalı, nabza göre şerbet vermesini bilmeli.” Durdum ve düşündüm. Sonra oğluma; “Oğlum bu iyi bir şey dedim, insanın iki yüzlü olmaması iyi bir şeydir.” Ancak oğlum bana katılmadı. Hatta dürüst birisi olmanın iyi bir şey olmadığına beni ikna etmeye çalıştı. Kimsenin dürüst olmadığı bir yerde dürüst olan insanın her zaman kaybedeceğini söyledi.

Durdum ve düşündüm. Ömrüm boyunca hiç kazanmış mıydım? Elbette ömrüm boyunca hep kaybetmiş, hiç kazanamamış ve her zaman kazananları izlemiştim. Ailemin, okuldaki öğretmenlerimin, işyerindeki amirlerimin ve içinde yaşadığım toplumun baskısına her zaman boyun eğmiştim. Hiçbir zaman kestirme yolu tercih etmemiş her zaman zor ve zahmetli olan yollarda ömrümü heba etmiştim. Çevremdeki insanlar ve arkadaşlarım kazanmış, yükselmiş ve ilerlemişken ben hep geride kalmıştım. Şimdi yaşıtlarım ev sahibi oldular, son model arabalara biniyorlar ve mülk sahibi oldular. Ama ben bu halimde ne bir adım ileriye gidebildim ne de bir şey elde edebildim. Uçsuz bucaksız bu dünyada hala bir göçebeyim. Ömrümce kiracı oldum. Çocuklarımı özel okullarda okutamadım, özel hocalar tutamadım. Ömrümce bir kez olsun bir sahil kenarına tatile gidemedim. İsteğim yemekleri yiyemedim, istediğim kıyafetleri giyemedim. Huzur içinde köşemde oturamadım. Çünkü hakkım olmayan hiçbir şeye el uzatmadım. Hatta hakkım olana bile el uzatmadım ve bana verilmesini bekledim. Çoğu zaman hakkım olanı bile alamadım. Ama hep itaat ettim. Benden sonra işe başlayanlar bile müdür oldular, amir oldular ama ben hep olduğum gibi kaldım. Hiçbir zaman tanıdıklarımı işimi halletmek için kullanmadım. Ne okulda ne işte torpil, adam kayırma, hemşehricilik müesseselerini kullanmadım; yalakalık yapmadım. Ezildim, zulme uğradım, hakkım yenildi, ötekileştirildim ama itiraz etmedim. Dürüst ve namuslu bir hayat yaşamanın doğru olduğuna inandım. Ama ömrümce hiçbir zaman, hiçbir şey kazanamadım. Şimdi içinde yaşadığım devirde içinde yaşadığım toplum bana yanlış yaptığımı söylüyor. Hatta yalnızca söylemekle de yetinmiyor yüzüme haykırıyor.

Ömrümün büyük bir kısmını tamamladığımı düşünüyorum. Belki yirmi sene daha yaşarım, belki de on beş sene daha. Belki de yarın ölüp giderim. Bugün de ölsem, yarın da ölsem, yıllar sonra da ölsem acaba korkmaktan, kurallara itaat etmekten, boyun eğmekten yaşamaya fırsatım oldu mu? Dürüst ve namuslu bir insan olarak yaşayarak hata mı ettim? Bana tüm öğretilenler doğru muydu? Yoksa ben mi yanlış değerlendirdim? Bana öğretilen yaşam doğru muydu?

Bilemiyorum...

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Baharda doğdum zemheride ziyan oldum Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Baharda doğdum zemheride ziyan oldum yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Baharda Doğdum Zemheride Ziyan Oldum yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL