2
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
104
Okunma

Sabah dolabı açmak, görünenden daha karmaşık bir iştir.
Elbette bir kıyafet seçilir. Ama seçim yapılırken, farkında olmadan başka bir şey de karıştırılır içeride. "Bugün nasıl hissediyorum?" sorusu, çoğu zaman sesli sorulmaz; ama cevabı, seçilen renge, o gün omuzlara oturuşa, ayakkabının rahat mı sıkı mı hissettireceğine yansır.
İnsan aslında iki şey giyer. Biri bedene, biri içine.
Kıyafetin pahalısı ya da ucuzu bu denklemi çok değiştirmez. Dünyanın en iyi kombinini giymek mümkün, ama kalp o sabah biraz yorgunsa, ışıltı bir yerde eksilir. Tarif edilmesi güç, ama hissedilmesi kolay bir eksiklik. Aynaya bakılır, her şey yerli yerinde görünür; yine de bir şey tam oturmamıştır.
Bedenlerin de garip bir ölçüsü var. Small, medium, large; bunlar kumaşa göre hesaplanır. Ama insanın gerçek bedeni başka türlü değişir: "bugün biraz kırılgan," "dünden kalma neşeli," "hafif dalgın ama toparlanır." Keşke etiketlerde bunlar da yazsa, denilesi geliyor bazen. Sabah aynaya bakınca kendine biraz daha anlayışlı olunurdu belki.
Süslenmek güzel. Kim sevmez? Biraz özenmek, biraz parlamak, "ben buradayım" demenin o hafif cesareti. Ama en güzel an, dıştaki özenin içten gelenle denk düştüğü andır. Abartısız ama içe dokunan bir zarafet; zorlanmadan taşınan, karşıdakine de geçen türden.
Bazı insanlar vardır, ilk bakışta sade görünür. İddialı değillerdir. Ama yanında biraz kalınınca fark edilir; içi rahatlatıcı bir şey taşıyorlar. Sessiz bir huzur. O an anlaşılır: mesele yalnızca nasıl göründüğümüz değil, nasıl hissettirdiğimiz.
Kendini çok büyütmeden, çok da küçültmeden taşımak. Hem içini hem dışını. Biraz özenle, biraz şefkatle.
İnsan en çok kalbiyle yakışır kendine. Geri kalan, eşlik eder.
Turgay Kurtuluş
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.