0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
321
Okunma

Evde yalnız değildim. Bu cümleyi kurmak için kanıt aramadım, çünkü kanıtlar zaten beni izliyordu. Duvar saatinin tik takları benim kalbimden yarım adım önde gidiyordu. Ben bir saniyeyi yaşarken saat çoktan pişman olmuştu bile. Aynaya baktım. Gözlerim yerindeydi ama bakışım gecikmişti. Sanki ruhum trafikte kalmış, bedenime mesaj atıyordu: “Geliyorum, başla sen.” İnsan kendine bu kadar geç kalır mı? Meğer kalırmış. Hatta bazen hiç varamazmış.
Kapı çaldı. Açtım. Kimse yoktu. Kapattım. Tekrar çaldı. Bu sefer kapıyı açmadan bekledim. İçeriden bir ayak sesi geldi. Yani biri çoktan girmişti. Evin içinden gelen bir misafir düşün, henüz dışarıdan gelmemiş. Mantık dediğin şey o an sandalyesini çekip oturdu ve “Benlik bir durum yok,” dedi. Ayakkabılığa baktım. Bir çift ayakkabı eksilmişti. Ama benim ayakkabım ayağımdaydı. Demek ki birisi benden daha önce beni giymişti.
Mutfakta çay koydum. İki bardak. İnsan yalnızken bile iki bardak koyar, çünkü yalnızlık tek başına içilmez. Çayın buharı yükseldi. Ama yukarı çıkarken bir an durdu, sonra geri indi. Sanki yukarıda biri “yer yok” demişti. Bardaklardan biri hafifçe oynadı. “Şeker?” dedim. Cevap gelmedi ama şekerlik açıldı. İki küp eksildi. Ben şekersiz içerim. Demek ki misafirim benden daha tatlıydı. Ya da benden daha fazla acıya alışkındı.
Televizyonu açtım. Haberlerde ben vardım. “Kayıp şahıs hâlâ bulunamadı,” dedi spiker. Fotoğrafım kötüydü, itiraz edesim geldi. Ama canlı yayına bağlanacak kadar var olmadığımı fark ettim. Koltukta oturuyordum, ama ekranda yoktum. Kendime el salladım. Ekrandaki ben kıpırdamadı. O benden daha kayıptı. Belki de ben onun yerine bulunmuştum. İnsan bazen yanlış kişiyi kurtarır. Kendini mesela.
Gece olunca ışıkları kapattım. Karanlık hemen gelmedi. Biraz düşündü. Sonra ağır ağır yerleşti odaya. Yatağa uzandım. Yorganın altında iki nefes vardı. Biri benimdi. Diğeri benden daha düzenliydi. Daha sakin, daha sabırlı. “Bu kadar düzenli korkulmaz,” dedim içimden. İçimden çıkan ses bana ait değildi. Daha net, daha emin. Demek ki korku bile profesyonelleşmişti. Ben hâlâ amatördüm.
Sabah kalktım. Diş fırçam ıslaktı. Kahvaltı hazırlanmıştı. Yumurta tam sevdiğim gibi. Ama ben daha sevmemiştim. Ekmeğin bir köşesi ısırılmıştı. O köşe bana ait değildi. Ev düzenliydi. Benden daha düzenli biri yaşıyordu burada. Belki de ben hep dağınıktım. Belki de bu ev beni düzeltmek için başka bir beni çağırmıştı. İnsan kendini tamir edemeyince, kendisinin daha iyi bir versiyonunu sipariş ediyormuş demek.
Sokağa çıktım. Herkes normaldi. Yani herkes kendi anormalliğini ustaca saklıyordu. Bir adama çarptım. “Dikkat etsene,” dedi. Haklıydı. Kendime bile dikkat edemiyordum. Adamın gölgesi yoktu. Benim iki gölgem vardı. Biri beni takip ediyordu. Diğeri önümden gidiyordu. Hangisi bendim bilmiyordum. Ama ikisi de benden daha kararlıydı. İnsan kendi gölgesine bile yetişemeyince, güneşle kavga etmeye başlıyor.
Akşam eve döndüm. Kapı aralıktı. İçeriden kahkaha geliyordu. Benim sesim. Ama daha rahat, daha özgür. İçeri girdim. Koltukta oturan bendim. Bana baktı. “Geç kaldın,” dedi. Haklıydı. Hayatıma hep geç kalmıştım. O erkenden gelmişti. Yerime oturmuştu. Çayımı içmişti. Korkularımı düzenlemişti. Ben kapıda kaldım. O evde kaldı. O günden sonra korkacak bir şeyim kalmadı. Çünkü korku artık ben değildim. Benden daha iyi bir bendim.
Bir süre kapının eşiğinde bekledim. İçeri girmedim. Çünkü içeride zaten vardım. Dışarıda kalmak daha mantıklı geldi. İnsan bazen kendi hayatına misafir olur, ayakkabısını çıkarmaya bile çekinir. Pencereden baktım. İçerideki ben ayağa kalktı, perdeyi kapattı. Beni görmesin diye değil. Kendini dışarıdan izlememek için. Demek ki o da benden korkuyordu. Bu hoşuma gitti. İlk defa birisi benden korkuyordu. O kişi bendim.
Gece ilerledi. Sokakta tek başıma kaldım. Ama içimde kalabalık vardı. Bir banka oturdum. Yanıma biri geldi. Oturdu. Bana döndü. Bendim. Ama bu sefer daha yorgun, daha eski bir ben. “Sıra sende,” dedi. “Neye?” dedim. Gülümsedi. “İçeri girmeye.” O an kapının aslında hiç kapanmadığını fark ettim. Ev dediğim şey bir yapı değildi. Bir döngüydü. Ve en korkuncu şuydu: İçeri giren herkes bendim… ama hiçbirimiz çıkamıyorduk.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.