4
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
444
Okunma

Bazen insan konuşmayı değil, susmayı öğrenir.
Çünkü bazı yerlerde ne söylersen söyle eksik kalır.
Ne kadar içten anlatırsan anlat, kelimeler yerini bulmaz.
İnsan önce yine kendine döner.
“Ben mi yanlış anlaşıldım?” der.
“Belki biraz daha sabretsem, biraz daha anlatsam…”
Ama bazen mesele anlatmak değildir.
Bazen mesele, karşındaki kalbin duymaya hazır olup olmamasıdır.
İnsan bir süre sonra şunu fark eder:
Her kalp aynı dili konuşmaz.
Her göz aynı derinliği görmez.
Sen bütün samimiyetinle ortaya koyarsın kendini,
ama bazı insanlar sadece gördüğü kadarını anlar.
Oysa insanın en derin tarafı,
çoğu zaman görünmeyen yerlerindedir.
İşte o noktada insanın içinde ince bir yorgunluk başlar.
Kırgın değil belki…
Ama biraz sessiz, biraz mesafeli.
Çünkü insan şunu öğrenir:
Kendini sürekli anlatmak zorunda kaldığın yerde
aslında hiç anlaşılmamışsındır.
Sonra bir gün başka bir şey olur.
İnsan içindeki o küçük sesi duyar.
“Sen kendini anlatmak zorunda değilsin.”
İşte o an bir şey değişir.
İnsan herkese kendini açıklamayı bırakır.
Herkesin onu anlamasını beklemeyi de…
Ve hayat o anda biraz hafifler.
Çünkü insan artık enerjisini
kendisini duyan kalplere ayırır.
Bazı insanlar vardır,
sen bir kelime söylemeden bile seni anlar.
İşte insanın gerçek yeri de orasıdır.
Çünkü insanın değeri
herkese anlatılacak bir hikâye değildir.
Onu hissedebilen kalplerde zaten kendiliğinden görünür.
Ve insan en sonunda şunu öğrenir:
Bazen en büyük huzur,
kendini herkese anlatmayı bırakabilmektir.
Funda Yılmaz
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.