0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
207
Okunma
“Öfke, baldan tatlıdır.” demiş atalarımız. Hele haklıysanız... Kabarır da kabarır, ekmek hamuru gibi...
Ama durun bir dakika! Haklı olduğunuzdan emin olsanız da, öfkeye dizgin gerekir. Dizginlenmeyen öfke, deli dalgalara benzer... Öncelikle ve en çok da kendi kıyılarınıza zarar verir. Akıl baştan gider. Denetlenemez bir hâl alır. Haklı öfkenin sınırı aşılır. “Boğaz dokuz boğumdur.” diye uyaranları işitmez oluverir dil. Kelam mızrak uçları gibi fırlar ağızdan ya da keskin bıçağa döner de serkeş naralarla kafa tutar iradenize. Şiddete meyyal olur, kontrolsüz öfke!
“Ama ben haklıyım!”
“Tamam, haklıydın şimdiye kadar!”
Kötü sözler söyledin, elin ayağın durmadı, kırıp döktün ortalığı... Artık haklı değilsin! Haklı öfken hakkını kaybetti! Çünkü sadece seninle muhatabını ilgilendiren bir sorun, sınırında kalıp çözülmeye çalışılmadı, başkalarının huzuruna ve hakkına girdiniz. Ya şimdi onlar da, haklı öfkelerinin peşine düşüp sizin yolunuzdan gidecek olurlarsa... Bildin mi nelere sebep olacağını? İncir çekirdeğini doldurmayan sorun mesele oluverdi... Hadi bakalım ayıkla pirincin taşını, çık işin içinden!
Niye yazıyorum bunları? Toplum içinde kurallar çiğnendi; geleneksel ölçülerimiz, ayarlarımız, davranış kalıplarımız vardı, onlar unutuldu veya değersizleşti zamanla. Büyük büyüklüğünü, küçük küçüklüğünü bilirdi eskiden... Herkesin az çok birbirini tanıdığı sokaklar, mahalleler, semtler vardı; ayıp, günah, yazık denirdi bir olumsuzluk görüldüğünde... Kınanmak, dışlanmak çok ağır külfetti insana... Sözü, hatırı geçen akil adamlar, kadınlar yol gösterir, ikaz ve tedip ederdi yanlışa düşeni, düşecek olanı... Karakoldan ve mahkemeden önce emniyet kemeri veya el freni ölçeğinde bir öz denetim işletilirdi fahri olarak... Ya şimdi?
E ne yapalım, zamanı tersine mi çevireceğiz? Eski koşulları yeni mekânlara, şehirlere mi uyarlayacağız? Gücümüz yeter mi? Koca kentlerin içinde bir apartman ortak alanında bile insanlar birbirlerini tanımazken, akil adamlar ve kadınlar mı salalım toplum içine? Buna cüret eden çıkar mı, dersiniz? Hangi gözü kara ayar vermeye kalkar ki bir olumsuzluk gördüğünde, başını belaya salmasın?
O zaman başa dönüyoruz yeniden. Bireyleri eğitimli ve ahlâklı, makul ve sağduyulu bir toplum inşa etmek mecburiyetindeyiz. Ailede ve okulda bilim ve fenden önce irfan sahibi bir toplum yapısı... Sütüne, gıdasına, uykusuna özen gösterdiğimiz kadar ruh ve beden gelişimiyle insanlıktan nasibini almış örnek insan modelini aramızda yaygınlaştırmak görevimiz vardır. Yoksa yok!
Arabadan inip birbirine girenlerin ortaya saçtıkları nahoşluklar, neleri ihmal ettiğimizi ve nereye savrulduğumuzu ihtar ediyorsa, artık! Karakola ve mahkemeye varmadan çok önce yapılması gerekenlere yoğunlaşmalı eğitimin çarkları... Önceliğimiz bilgili insan değil, makul ve makbul insan olmalı... Varsın öfke, baldan tatlı olmasın!
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.