0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
226
Okunma
Bazen içinde olup biteni bilmeden yaşıyor insan bazen de hayal darlığı çekiyor, kovuluyor mutluluğun kapısından.Ben de çok kovuldum ve her kovulduğumda kayboldum.
Kayboluşlarım da benim gibi dilsizdi,çünkü yabancı sıydı güzel olan her şeyin.Güzel olan herşeye yabancı olmak bir çok şeyi de unutturuyordu zamanla.
Gülümsemeyi hiç unutur mu insan?Ya da sevinci,
şakayı,eğlenmeyi,gezmeyi tozmayı..Unutuyorsun işte,eğer kendine anlam katacak, kendini değerli his
settirecek her hangi bir şeyi layık görmüyorsan varlığına, güzel olan ne varsa uzaktan bakıp bakıp içleniyor, seyirci olmaktan öteye geçemiyorsun.Ben de hep seyreden oldum,ne baktığımı,ne konuştuğumu anlamlandıramadım hiç.Başkalarının anlamlandır
dığı her şeyi kıskandım,çok kıskandım,hasedimden çatladım...
Kimseler sormadı bana "Nasıl bir anlamın var?" diye.Gerçi sorsalar da kendimi ifade edeceğim hiç bir dost cümlem yoktu.Tüm cümlelerim yarım yamalaktı ,ne onları tamamlayacak dilim ne de onların tamam lanmak için bir umudu vardı.Yarı yolda bırakmıştım onları, bana yapılanı ben de onlara yapmıştım.
Eğer babam,bir çocuğun dilinden anlama gibi bir meziyete sahip olsaydı ha bir de sinirlerine hakim olabilseydi ne ben ne de hayallerim yarım kalmaya bilirdi.
Kısacası olduğum kadardım,yarımdım,yaralıydım...
Neden diğer insanlar gibi değildim,bir parça mutluluk duyabileceğim şeyler neden yoktu benim dünyamda, daha ne kadar boğuşacak tım içimde biriken sorularla,sorunlarla...Bir sonu olmalıydı mutlaka bunun.Yalnızdım,
belkide tüm bunların sebebi bilinçli bir şekil
de yalnızlaştırılmamdan kaynaklanıyordu.
Bir duvarla çevrilmiş,silikleşmiş bir gerçeğin tam ortasında kalmış gibi hissediyordum kendimi.Ah annem!Aklıma her geldiğinde üşüyorum soğukluğundan biliyor musun?
Bilmiyor tabi,bilmeyecekte...O Soğuk cümle
leriyle kendini dilsizleştirdiği yetmezmiş gibi hepimize bulaştırmıştı bu halini..Annemin kemikleşmiş olan o karakterini bu saatten sonra değiştirmenin imkanı yoktu.Ama ben...Belki de değişmesi gereken bendim,
herşeyden soyutlamalıydım kendimi.
Uyuşturucuya olan bağımlılığımı unutturacak,bana iyi gelecek insanlara çevirmeliydim rotamı.Eyüpe verdiğim söz belki de ilk adımım olacaktı bu yolda.
Kendimi kontrol edebilmem daha doğrusu kendime söz geçirebilmem için bir zaman ayracına ihtiyacım vardı.O zaman ayracı bağımlılıkla kendimi bulmam arasında durmalıydı.Yeri geldiğinde bir set gibi önümde durmalı,yeri geldiğinde de bir arkadaş gibi beni ikna edebilmeliydi.Bunun çok zor bir durum olduğunu elbette biliyordum,bağımlılıkla mücadele etmeye başladığımda etrafımda destek alabileceğim hiç kimsenin olmaması galiba en büyük handikaptı benim için.Ama gün doğmadan nelerin doğacağını hiç kimse bilemezdi değil mi?
Tam üç gündür direniyordum vücudumun yapmalısın dediğine.Damarlarımın çekilme sinin, ağzımın kuruluğunun,dilimin ekşiliğinin kahrolası başımın ağrısının,ayaklarımın yollara düşme isteğinin tüm oyunlarını bozmak adına direniyordum...Direniyordum çünkü herkesin bir pislikmişim gibi baktığı gözlerle karşı karşıya gelmek istemiyordum,direniyor
dum çünkü,Eyüp,ün dediği gibi bir köşede gazete kağıtlarıyla üzeri örtülmüş bir cesede insanların
ahlarını vahlarını yaşattırmamak için direniyordum,hiç kimseden görmediğim sevgiyi acaba kendi kendime verebilir miyim kendimi kendime sevdirebilir ,kendime umut olabilir miyim bilinmezliği için direniyor dum.Ama çok zordu, yattığım yer bir köz’e dönmüş, benim kül olmamı gözlüyor gibi bakıyordu gözlerimin içine...Ama bilmediği bir şey vardı,ben zaten kül olmayı göze almıştım ki, küllerimden yeniden doğmak için...Her ne olursa olsun dayanacaktım,
dayanmalıydım.Kendimi kaybettiğim bu yolun elbette bir dönüşü olmalıydı.Nefesimi kesen mezarlığımdan çıkarak,içimde biriken tüm kötülükleri,durup durup kendini hatırlatan tüm kırılışlarımı,hiç susmayan sürekli dır dır ederek yaşama isteğime gem vuran o mutsuzluğun sesini dökmeliydim üzerimden.Bana iyi gelecek insanlardan biriydi Eyüp.Çok az kelimeyle beni fazlaca anlayabilen tek kişiydi.Kimi insanlar var olduk ça anlaşılırdı,kimileriyse yokken anlaşılmak isterdi.Ben varlığımın yokluğuna bu kadar alıştırılmış ken,anlaşıl manın imkansız lığına isyan bayrağını açmıştım aslında.
İlk defa kapıyı çarpmadan evden çıkmıştım.
Ve ilk defa ardıma dönüp dönüp bakıyordum.
Görmek istediğim bir şey vardı,ya da görmeyi
umduğum...Neydi biliyor musunuz?
Konuşmayı unutan annemin bir hiçlik süsü vererek işlediği cinayetin ardından,sığındığı o pencere arkasındaki bakışının sessizliğiydi.
Ama yoktu,ilk defa yoktu penceredeki göz leri.Kimbilir belki de hiç bir şeyi kalmayanla rın düşünü görüyordu sessizliğin unutkanlığında...
Bana insan olduğumu hatırlatacak her şeye
gülümseyecektim bu gün .Bildiğimi değil,aradığımı anlamlandıracaktım.Bildiğimle aradığımın arasında bir pusula gibi duruyordu zaman ayracı ve bir bir dökü lüyordu üzerimden,yenileceğini hisseden ne varsa...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.