1
Yorum
9
Beğeni
0,0
Puan
490
Okunma

Beni ilk ne zaman paranteze aldıklarını tam hatırlamıyorum. Muhtemelen bir cümle kurarken oldu. — Ben bugün… diye başlamıştım ki devamı gelmedi. Gelmedi derken geldi ama iki yana doğru eğrildi. Sözümün başına ve sonuna görünmeyen iki kavis yerleşti. Annem küçükken beni nazardan korumak için mavi boncuk takardı; devlet büyüyünce parantez taktı.
Sabah uyandığımda yatak biraz daha dardı. Duvarlar düz, tavan düz, kapı düz. Bir tek ben yuvarlaktım. Banyodaki aynada yüzümün iki yanında hafif gölgeler vardı; sanki görünmeyen eller beni sıkmadan tutuyordu. Dişlerimi fırçalarken macun tüpü bile daha netti benden. O ana metindi, ben açıklama.
Nüfus müdürlüğüne gittim. Sıra numaram 112 idi ama ekran 47’de takılıydı. Bekleme salonunda herkes düz oturuyordu. Ben sandalyeye iliştiğimde sandalyenin iki yanı içe doğru kıvrıldı. Yanımdaki adam gazeteyi açtı. Başlıklar kalın, net, kararlıydı. Ben manşet olamayacağımı ilk o an anladım.
Numaram yandığında memur gözlüklerinin üzerinden baktı.
— Buyurun.
— Beni paranteze almışsınız, dedim.
Klavyede bir şeyler aradı.
— Geçici bir işlem. Sistem sizi açıklama olarak görüyor.
— Neyi açıklıyorum?
Omuz silkti.
— Ana metni.
Ana metnin ne olduğunu sormadım. İnsan bazı şeyleri sormaz; çünkü cevabı verilirse daha da daralır.
İşyerinde durum daha tuhaftı. Toplantı odasına girdiğimde sandalyeler isimliydi. Benim yerimde küçük bir yıldız işareti vardı. Müdür konuşurken ara ara duruyor, — Bunu ayrıca değerlendireceğiz, diyordu. Her ayrıca dediğinde göğsüm sıkışıyordu. Ben ayrıca biriydim artık. Asıl değildim.
Öğle arasında kantine indim. Çorba aldım. Kaşığı ağzıma götürdüğümde çorba iki yana kaçtı. Parantez içindekiler tam beslenemiyormuş meğer. Garson fişi uzattı; tutar netti ama adımın yazdığı yerde boşluk vardı. Fişte bile açıklama sayılmıştım.
Akşam eve döndüğümde televizyonu açtım. Haberlerde — Fazlalıkların ayıklanması, diyordu spiker. — Metnin sadeleşmesi toplumsal huzuru artıracaktır. Alt yazı akıyordu. Bir an adımı gördüm sandım ama yakalayamadım. Belki dipnottu, belki değildi. Parantez içindekiler hızlı geçer; kimse sesli okumaz onları.
Ertesi gün sokağa çıktım. İnsanlara dikkatle baktım. Bazılarının etrafında virgüller vardı; duraklıyorlardı ama devam edecek gibiydiler. Bazıları ünlem işaretiydi; bağırarak yürüyorlardı. Birkaç nokta gördüm; çok sessizdiler. Ben ise iki kavis arasında yürüyordum.
Bir çocuk beni işaret etti.
— Anne, bu adam neden eğri?
Annesi kulağına eğildi.
— Şşş… O açıklama.
Açıklama olduğumu ilk kez bir başkasından duydum.
Tekrar müdürlüğe gittim.
— Ana metne geçmek istiyorum. Düz olmak istiyorum.
Memur dosyaları karıştırdı.
— Parantez de metnin parçasıdır. Hatta bazen daha önemlidir.
— Öyleyse neden kimse okumuyor?
Bilgisayara eğildi. Ekranın ışığı yüzüne vurdu.
— Okuyanlar var. Ama genelde sessiz.
Tam çıkarken bir şey fark ettim: Bekleme salonundaki insanların etrafında da ince çizgiler belirmeye başlamıştı. Çok hafif, neredeyse görünmez. Bir kadın çantasını düzeltirken kenarından küçük bir kavis sarktı. Yaşlı bir adamın omzunun yanına noktalı bir işaret ilişti.
Belki de mesele benim eğriliğim değildi.
Eve döndüm. Defterimi açtım. Adımı yazdım. Sonra iki yana bilerek kavis çizdim. Bu kez içeriye baktım. Sandığımdan genişti. İçine birkaç kelime daha sığdı. Sonra birkaç isim. Sonra bir mahalle.
Bir an durdum.
Ya ana metin dediğimiz şey aslında dar bir cümleyse?
Ya bizi dışarıda bıraktıklarını sanırken, aslında kendilerini küçücük bir satıra sıkıştırdılarsa?
Defteri kapattım.
Parantez hafifçe genişledi.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.