7
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
189
Okunma

Kalburabastı Efendi Hazretleri’nin Hiciv Kürsüsünden
Evvela şunu arz edelim: Şiir meydanı panayır yeri değildir. Her eline kalem alanın at koşturacağı, her mısra dizenin sanat diye bağıracağı bir curcuna alanı hiç değildir. Lakin zaman öyle bir zamandır ki, şiir yazmak kolay, şair olmak kolay sanılır; zor olan ise susmaktır.
Kalburabastı Efendi Hazretleri kürsüye çıkmış ve bastonunu üç kere yere vurmuştur. Demiştir ki: Bu âlemde üç zümre vardır; şair, müteşair ve şayir. Şimdi kulak verin de ayıklayın pirincin taşını.
Şair kimdir
Şair, kelimeyi süs diye değil, yük diye taşıyandır. Mısra onun elinde nakış değil, nefes olur. Yazdığı dizeyi önce kendi yüreğinde tartar; hafif gelirse atar, ağır gelirse saklar. Şair, yazdığını basıldığında değil, sustuğunda büyür.
Onun şiiri okunmaz sadece; içeri sızar. Okuyanın göğsünde bir yer bulur, orada oturur. Şair, kelimeyi harcamaz; kelimeyi terbiye eder. İmgeyi rastgele savurmaz; yerine çakar, mıh gibi.
Şair bilir ki şiir, kelime dizmek değildir. Şiir, anlamı inceltmektir. Şair, kendi nefsine rağmen yazabilendir. Alkışa değil, hakikate meyleder. Dergide çıktı diye kabarmaz; çıkmadı diye küsmek nedir bilmez.
Müteşair kimdir
Müteşair denilince bazıları burun kıvırır. Oysa işin inceliği buradadır. Hakiki usta çoğu zaman kendine müteşair der. Çünkü bilir ki sanatın sonu yoktur. Her şiir, bir eksik taşır. Her dize, daha iyisinin mümkün olduğunu fısıldar.
Müteşairlik burada bir acemilik değil, bir bilinçtir. İnsan kendi kaleminin sınırını gördükçe alçak gönüllü olur. Müteşair, yazdıklarını putlaştırmaz. Kendi şiirine bile mesafe koyar. Hata arar, kusur bulur, düzeltir.
Kalburabastı Efendi Hazretleri der ki: Asıl korkulacak olan, kendini tamam sanandır. Çünkü tamam sanan, yarım kalmıştır. Müteşair ise eksik olduğunu bilerek yürür; bu yüzden ilerler.
Şayir kimdir
Geldik işin cümbüş tarafına. Şayir, şiiri yazdığı için değil, yayımlandığı için sever. Dergi eline geçti mi önce kapağa bakmaz, içindekilere koşar. İsmini bulur, sayfayı açar, kendi şiirini okur. Sonra dergiyi kapatır; vazife tamamdır.
Başkasının şiiriyle ilgilenmez. Eleştiri duyunca yüzü düşer. Övgü duyunca göğsü kabarır. Şayir için şiir, iç arınma değil; dış gösteridir. Kelime onun için araç değil, süstür.
Kimi zaman olur, resmi bir belge alır. Halk şairi unvanı, plaket, berat… Hepsini çerçeveletir, duvara asar. Lakin duvar doldukça şiir dolmaz. Çünkü belge yetenek değildir. Mühür ilham değildir.
Kalburabastı Efendi Hazretleri bastonunu yine vurur ve der ki: Unvan ile sanat arasında her daim doğru orantı aranmaz. Nice isimsiz şair kalıcı olmuş, nice belgeli şayir unutulmuştur.
Şiirin hakikati
Şiir, kelime yığmak değildir. Şiir, kelimeyi arındırmaktır. Şiir, heves işi değildir; mesuliyet işidir. Her yazan şair değildir. Her susan da aciz değildir.
Şair ruhla ölçülür.
Müteşair bilinçle ölçülür.
Şayir ise çoğu zaman aynayla ölçülür.
Biz ne yaparız peki
Biz oturur, bakar, dinleriz. İyi şiire hürmet eder, gösterişe tebessüm ederiz. Kim hakikaten yanıyorsa onun ateşine yaklaşırız. Kim dumanla meşgulse rüzgârı bekleriz.
Kalburabastı Efendi Hazretleri kürsüden inerken son sözünü söyler: Şair olmak için kalem yetmez; kalp gerekir. Kalp yetmez; terbiye gerekir. Terbiye yetmez; hakikat gerekir.
Gerisi laf kalabalığıdır.
Vesselam.
5.0
100% (9)