Ey sevgilim! eğer bana karşı peçeni indirir benden örtünürsen bil ki ben zırh giymiş atlıları almakta ustayım.. antere
Hüma Efkan
Hüma Efkan

BAZEN DİNLEMEK YETER

Yorum

BAZEN DİNLEMEK YETER

( 1 kişi )

1

Yorum

3

Beğeni

5,0

Puan

127

Okunma

BAZEN DİNLEMEK YETER

BAZEN DİNLEMEK YETER

BAZEN DİNLEMEK YETER
(Laternacı Adam)

Şehrin en kalabalık caddelerinden birine açılan sokağın girişi, şehrin bitmek bilmeyen aceleciliğinden kaçıp, soluklanmak isteyenlerin uğradığı bir eşik gibiydi. İnsanlar köşeyi döner dönmez adımlarını sıklaştırır, sanki görünmez bir düdük çalınmışçasına hızlanarak geçip giderlerdi. Tam da bu hızlanmanın başladığı noktada, köşe başında üstü çadır ve muşambalarla örtülmüş bir masa dururdu; masanın üzerinde ise, sessizce bekleyen bir kutu.

İnsanların o noktaya gelince neden böylesine telaşlandıklarını merak etmiş olacağım ki, oyunculuğum ve metin yazarlığımın verdiği içgüdüyle sokağın karşısındaki merdiven altı çay ocağına geçtim. Bir tabureye oturup, gelip geçenleri izlemeye başladım. Zaman öylesine akıp gitmişti ki, kaç bardak çay içtiğimi hatırlamıyorum.

Orada oturduğum müddetçe bu ani hızlanmanın sebebini bir türlü çözememiştim. Ne bir yere yetişme telaşı vardı ortada ne de bunu zorunlu kılacak herhangi bir gerekçe.

Tam kalkmak üzereyken, Köşe başında duran çadır ve muşambayla örtülü masanın yanında biri belirdi. Ellili yaşlarında, hayatın bütün ağırlığı omuzlarına çökmüş gibiydi. Önce başındaki kasketi çıkardı, alnının terini sildi. Ardından omzundaki paltoyu çıkardı. Palto, bugüne değil de, soluk rengiyle sanki çoktan unutulmuş bir zaman dilimine aitti.

Adam, önce muşambayı kaldırdı; özenle katladı, yerine yerleştirdi. Ardından çadırı toplarken çaycıya seslendi:

“İsmet, bana da bir çay getir evlat,” dedi.

Çaycının adını da o an öğrenmiş oldum.

“Tamam baba,” diye karşılık verdi çaycı.

Adam çadırı da katladı. Masanın altındaki tabureyi çekti. Önce muşambayı, sonra çadırı taburenin üzerine koydu.

Masanın üstünde duran koca tahta kutuyu ilk defa görmüştüm. Ne olduğunu bilmiyordum. Ön tarafındaki kurma kolu, eski usul manuel bir kıyma makinesini andırıyordu.

Kapağı açtığında kafamda kurguladığım her şey biraz daha anlam kazanmıştı.

Kupadaki çayından bir yudum içti. Kupayı masaya bıraktı ve kolu çevirmeye başladı.

Kendi kendime;
“Herhâlde bir şey öğütüyor ya da mısır patlatıyor,” diye mırıldandım.

Kolu uzun uzun çevirdi. Sonra kısa bir gıcırtı duyuldu. Ardından sabır isteyen bir sessizlik çöktü sokağa. Derken ezgi başladı. Tabii adına ezgi denirse. Daha çok, kaldırım taşlarını topuklarıyla döven âşıkların vakur yürüyüşü, yarım kalmış aşkların vedalaşması, bir daha karşılaşmamak üzere kırgın ayrılanların iç çatışması gibiydi…

O gizemli kutunun bir laterna olduğunu, o gün çaycı İsmetten öğrendim.

Adam kolu her çevirdiğinde, sanki dönen laterna değil de göğsünün üzerinde ağır bir değirmen taşını çeviriyordu.

Kimse durmuyordu. Kimse dinlemiyordu.
Ben durdum.
Ben dinledim.

Üstelik mecbur da değildim; içimden öyle gelmişti.

Bu müzik, günümüzün cilalı melodilerine benzemiyordu. Bugün olsa kimse dinlemezdi zaten. Çünkü bu ezgi gerçeği saklamıyordu. Hayal yoktu içinde, süslü sözcükler de… Pazar günlerinin ağır rehaveti vardı. Büyükannenin mutfağından sokağa taşan kek kokusu gibiydi. Doyurmayan ama insanı bir anda çocukluğuna götüren bir koku gibi.

Adam bana baktı. Gülümsemek ister gibiydi ama tam anlamıyla gülümsediğini söyleyemem. Daha çok, benim tarafımdan anlaşıldığını hissetmişti. Yalnızca müziğini değil, bütün hayatını dinlediğimi fark etmiş gibiydi sanki.

Çocuklar yanından umursamadan geçip gitti. Ses, onlara değmeden sokak arasında kayboldu. Yetişkinler daha karmaşık duygular taşıyordu; biri bozuk para attı, biri “Bu ne yahu, her gün kulaklarımız tırmalanıyor,” der gibi sert bir bakış bıraktı. Çoğu da yok saymayı seçti. Çünkü onlar, yok saymanın en hızlı geçiş yolu olduğunu iyi biliyordu.

Bir süre sonra adam yoruldu. Laterna sustu. Melodi bittiğinde şehir yeniden hızlandı; kornalar, konuşmalar, bir yerlere yetişeme telaşı… Hayat kaldığı yerden devam etti. O an fark ettim; Müzik durduğunda, ben hariç herkes yürümeye başlamıştı.

Elimi cebime uzatamadım. Çünkü o bir dilenci değildi. Yüreğimin portföyünü açtım. Ne kadar sevgi ne kadar hatırlama ne kadar geç kalınmış saygı varsa sessizce şapkasına bıraktım.

Adam başını hafifçe eğerek saygı gösterdi. Bu bir teşekkür müydü, yoksa bir veda mıydı; bir türlü ayırt edemedim.

Yürüyüp gittim. Ardımda bir şey kaldığını biliyordum. Bir sokak müzisyeni. Bir nota. Bir his. Belki de bir hayatın acımasızlığını, en azından bir kişi tarafından gerçekten dinlenmiş olması.

Aylar sonra yine o sokağa yolum düştü. Köşe başında ne masa vardı ne laterna ne de adam. Çaycıya sordum.

“Size ömür,” dedi, “bugün tam on dört gün oldu.”

Ve o an anladım;
Bazen sadece dinlemek bile yeter.

Efkan ÖTGÜN

Paylaş:
3 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Bazen dinlemek yeter Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Bazen dinlemek yeter yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
BAZEN DİNLEMEK YETER yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
D Dinç
D Dinç, @d-din
5.2.2026 01:16:31
5 puan verdi
Çok duygu yüklü, çok içten, çok elit bir yazıydı. Bir solukta okudum. İşin ehli olduğunuz nasıl da belli. ''Cebime uzanmadım. Yüreğimin portföyünü açtım. Ne kadar sevgi, ne kadar hatırlama, ne kadar geç kalınmış saygı varsa sessizce şapkasına bıraktım.'' Dilerim bir gün böyle bir betimlemeyi yazacak kadar yetkin olurum. Muhteşemdi hocam; Tebrikler. Kaleminize ve kalbinize sağlık. Aşk ile eyvallah.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL