1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
80
Okunma
Takvimler değişiyor, mevsimler dönüyor, şehirlerin silüetleri yeni inşaatlarla başkalaşıyor ama bir tarih var ki, o Adıyamanlılar için sadece bir sayı değil; zamanın yırtıldığı, dünyanın tersine döndüğü bir milattır: 6 Şubat.
Bugün o büyük felaketin üzerinden tam üç yıl geçti. Bin doksan beş koca gün… Ancak Adıyaman için zaman, o karlı pazartesi sabahı saat 04:17’de asılı kaldı. O an, sadece binalar yıkılmadı; o an, binlerce insanın sığındığı sıcak yuvalar birer beton tabuta, koca bir şehir ise karlı bir sessizliğe gömüldü.
Soğuk, Karanlık ve Feryat: İlk Gece
Depremin ilk saniyeleri dindiğinde geriye kalan manzara, kıyametin provası gibiydi. Gökyüzünden lapa lapa yağan kar, bu kez bereketi değil, ölümü gizler gibiydi. Adıyaman merkezinde kat kat yükselen binalar, saniyeler içinde un ufak olmuş; ana caddeler, sokaklar, mahalleler tanınmaz hale gelmişti.
İnsanlar pijamalarıyla, yalın ayak kendilerini dışarı attıklarında karşılaştıkları şey sadece enkaz değildi; dondurucu, titreten ve nefes kesen bir soğuktu. Elektrikler kesilmiş, doğal gaz hatları kopmuş, sular akmaz olmuştu. Şehir, zifiri bir karanlığın içinde kendi çığlığıyla baş başa kaldı. Telefonlar çekmiyor, yollar geçit vermiyordu. O gece Adıyaman’da sadece karın hışırtısı ve enkaz altından gelen, insanın ruhunu parçalayan o feryatlar duyuluyordu.
Üç Gün, Üç Gece: Unutulmuşluğun Sızısı
Adıyaman için en büyük yara, sadece depremin şiddeti değil, o ilk 72 saatin bitmek bilmeyen yalnızlığıydı. Şehir merkezi bir savaş alanını andırırken; yardımın gelmediği, seslerin duyulmadığı her saat, umutlar biraz daha dondu. İnsanlar tırnaklarıyla betonları kazıdı, elleri parçalanana kadar sevdiklerine ulaşmaya çalıştı.
Üç gün boyunca ne bir sıcak çorba ne de bir battaniye vardı. İnsanlar enkaz başında, ateş yakacak bir odun parçası bile bulamazken, enkazın altındaki yakınlarına "Dayan, buradayım" diyebilmenin çaresizliğini yaşadı. Adıyaman, sanki haritadan silinmiş, sanki feryadı dağları aşıp da kimseye ulaşamamış gibi bir terk edilmişlik içindeydi. "Sesimi duyan var mı?" sorusu, bu kez sadece kurtarma ekiplerinin değil, koca bir şehrin devlete ve dünyaya olan nidasıydı.
Kaybolan Bir Şehrin Hafızası
Bugün Adıyaman sokaklarında yürüdüğünüzde, her boş arsada bir ailenin yok oluşunu, her yıkılmış duvarda yarım kalmış bir çocukluk hayalini görürsünüz. Şehir merkezi artık eskisi gibi değil. Karapınar’dan Atatürk Bulvarı’na, Mimar Sinan’dan Alitaşı’na kadar her mahalle, o üç günlük sessizliğin ve sahipsizliğin izlerini taşıyor.
Bizim unutmadığımız sadece giden canlarımız değil. Biz o üç günün soğuğunu, ekmeksizliğini, susuzluğunu ve "Nerede kaldılar?" diye gökyüzüne bakışımızı unutmadık. Adıyaman, acısıyla yoğrulmuş bir halkın, bir birine tutunarak hayatta kaldığı bir kahramanlık hikayesidir aynı zamanda. Komşunun komşuya nefes olduğu, ekmeğin bölüşüldüğü ama en çok da yasın paylaşıldığı bir yerdir artık burası.
Sonuç Olarak
Üç yıl geçti… Acı kabuk bağladı sananlar yanılıyor. Adıyamanlı her çocuk rüzgar estiğinde, her anne kar yağdığında o geceyi hatırlar. Bizim görevimiz; o geceyi, o ihmali, o soğuğu ve o yalnızlığı unutturmamaktır. Çünkü unutmak, o karlı gecede "Beni kurtarın" diye bağıran canlara ihanettir.
Adıyaman’ı sadece binalarıyla değil, ruhuyla da ayağa kaldırmak boynumuzun borcudur. Kaybettiğimiz tüm canlara Allah’tan rahmet, bu derin sızıyı kalbinde taşıyan hemşehrilerimize sabır diliyorum.
04:17’yi unutmadık, unutturmayacağız.
Hüseyin TURHAL
5.0
100% (1)