3
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
330
Okunma

“Ta bin 1930’lu yıllar… Babam, annem en küçük kardeşime hamile iken öldü. Doğacak kardeşimle birlikte yedi kardeş olacaktık. Annem köyümüzde çokça izlediğim tavukların civcivlerini kanatlarını altına saklaması gibi biz çocuklarına kol kanat oldu, korudu, besledi, büyüttü.
İlkokulu henüz bitirmiştim. O günlerin birinde ilçemizden köye dönen muhtar amca Kars Cilavuzda köylere öğretmen yetiştirmek için bir okul açıldığını duyurdu. Okul köy çocuklarını alıp yatılı olarak okutacakmış… Çok zor koşullarda gerekli hazırlıkları yaparak Kars’a yayan gittim. Benim gibi komşu köylerin çocuklarıyla ve babalarıydı yol arkadaşlarım “
Köy Enstitüsüne başlama hikâyemin başlangıcı böyle oldu. Bu sözleri bana 1946 Cilavuz Köy Enstitüsü mezunu dayım anlatmıştı. Sözlerine devamla “Allah, Köy Enstitülerinin açılmasında emeği geçen İsmet İnönü, Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’tan binlerce razı olsun. Eğer o okullar açılmasaydı. Sıradan bir köylü vatandaş olarak kalır geçim sıkıntısı içinde yaşamaya çalışırdım.”
1683 II. Viyana bozgunundan beri Türk Ulusunun bir türlü yüzü gülmez. Devlet duraklama ve gerileme dönemleri yaşar. Sahip olduğu toprakları koruma adına yaşanan savaşlarda sürekli yenilgi ve toprak kayıpları sürüp gider. Nihayet devlet parçalanır yıkılır. Atatürk ve dava arkadaşlarıyla destansı başarılar elde edilerek işgalci düşman yurttan atılıp yeni devlet kurulur.
Cumhuriyet ilan edildiğinde halkımızın %80’e yakını köylerimizde yaşıyordu. Halkımız, özellikle köylerimizde büyük yoksulluk “fakru zaruret” içindeydi. Köylerde okul, öğretmen yoktu. Ülke ortaçağ karanlığı içindeydi. Okulsuz, öğretmensiz, doktorsuz, yolsuz, susuz çoğu hasta insanlar ülkesiydi Türkiye’miz.
Türk kültürünü çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmayı hedefleyen cumhuriyeti kuran irade köylerimizi karanlıklardan kurtarmanın yollarını arıyordu. Bunun için öncelikle askerde okuma-yazma bilen gençlerden yararlanma yoluna gidildi. Bu gençler arasında eğitmen kursları açılarak küçük köylerin öğretmenlik gereksinimi için eğitmenler yetiştirildi.
Bu uygulama geliştirilerek daha sonra 1940 yılından itibaren 1954 yılında kapatılıncaya kadar yurdumuzda 21 adet Köy Enstitüsü açıldı: Yurdun batısında, Kırklareli- Kepirtepe, doğusunda Kars-Cilavuz, Van-Erciş, kuzeyde, Sakarya-Arifiye, Kastamonu- Gölköy, Trabzon-Beşikdüzü, ayrıca Diyarbakır-Dicle, Adana-Düziçi ve Ankara-Hasanoğlan açılan enstitülerden bazılarıdır.
Köy Enstitüleri, köylere ilkokul öğretmeni yetiştirmek için açıldı. Faaliyet içinde bulundukları yıllar içinde bu okullarda 1308 kadın toplam 17341 öğretmen yetiştirildi. Köylerimize atanan idealist duygularla yetişen enstitülü öğretmenler, karanlıklar içinde, gericiliğin kol gezdiği köylerimize birer meşale olup yurt insanının aydınlanmasında büyük görevler üstlendiler. Olanaksızlıkları hiç önemsemeden yurdun en uzak köylere yüksünmeden seve seve gittiler. Kuş uçmaz kervan geçmez köy yollarında hayatlarını kaybeden anılarına saygı duyduğumuz eğitim ordusunun korkusuz yiğitleri yetişti bu okullarda.
Köy Enstitüleri eğitim için bir devrimdi. Köylünün aydınlatılmasıyla birlikte çıkarılacak “toprak reformu” ülkemiz için tam devrim olacaktı.
Köy Enstitüleri köylüyü eğitecek meslek sahibi yapacaktı. Öğrenciler “iş için, iş içinde eğitilirdi”. Okulların geniş alanlarda kurulmuştu. Okulların bağ, bahçe, tarla, arı kovanı, besi hayvanları atölyeleri vardı. Eğitimin süresinin yarısı örgün eğitim gerisi uygulamalı eğitim çalışmaları yapılıyordu. Mezun olan öğretmenler ortalama150 klasik eser okuyarak mezun oluyordu.
Enstitüyü bitiren öğretmen ziraatçılık, duvarcılık, demircilik, terzilik, balıkçılık, arıcık, bağcılık, marangozluk sağlık alanlarında yetişmiş olarak göreve başlıyordu. Ve yeni atanan öğretmenlere alet edevat veriliyordu devlet tarafından.
Enstitüler niçin kapatıldı sorusunun tek cümlelik cevabı var: Köy Enstitüleri hangi amaçla kurulmuşsa bu amacın gerçekleşmemesi için kapatıldı. Enstitülerin kapatılmasında sorumlu olarak CHP ve DP (İsmet İnönü ve Adnan Menderes) eşit sorumluluğunu bir başka yazıda anlatmaya çalışacağım.
Kocaeli Gazetesi yazarı M. Tanzer Ünal’ın yazısından yararlanıldı.
5.0
100% (2)