5
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
242
Okunma
Evlilik iki imzanın yan yana gelmesinden ibaret değildir.
Boşanma da iki imzanın ayrılmasıyla bitmez.
Asıl mesele, o imzaların arasında dünyaya gelen çocukların ne olacağıdır.
Türkiye’de her yıl yüz binlerce insan evleniyor, yüz binlercesi de boşanıyor. Sayılar artıyor, istatistikler artıyor kabarıyor. Ama rakamların anlatamadığı bir gerçek var:
Boşanma kağıt üzerinde bitiyor, çocukların hayatında ise yeni başlıyor.
Velayet birine veriliyor. Diğeri “hafta sonu babası” ya da “hafta sonu annesi” oluyor.
Yeni bir hayat, yeni bir düzen, bazen yeni bir evlilik…
Geride kalan ebeveyn ise çocukla, hayatla ve çoğu zaman yalnızlıkla baş başa kalıyor.
Soruyorum:
Nafaka almak veya vermekle annelik ya da babalık yapılmış oluyor mu?
Çocuk ateşlendiğinde kim sabaha kadar başında bekliyor?
Okula ilk gün giderken elinden kim tutuyor?
Ödevini kim kontrol ediyor, karnesini kim saklıyor, korktuğunda kim sarılıyor?
Para bir ihtiyaçtır, evet.
Ama şefkatin, ilginin ve sorumluluğun yerine geçmez.
Boşanma sonrası çocukların kaderi çoğu zaman anneannelere, babaannelere, dedelere bırakılıyor.
Torun sevgisi başkadır.
Ama soralım kendimize;
Hayatlarının en rahat dönemlerinde çocuk büyütmek zorunda kalmaları adil mi?
Bir nesil çocukluğunu yaşamadan büyüyor,
Bir nesil de yaşlılığını torun büyüterek geçiriyor.
Burada kim kazanıyor?
Boşanmak bir tercihtir.
Ama çocuk yapmak, geri dönüşümü olmayan bir sorumluluktur.
Eğer ayrılmayı düşünüyorsanız, çocuk yapmadan önce düşünün. Eğer çocuk yapacaksanız, birkaç yıl bekleyin.
Birbirinizi tanıyın. Sabretmeyi öğrenin. Tartışmayı, susmayı, affetmeyi öğrenin.
Çocuk; evliliği kurtaran bir araç değildir.
Çocuk; dağılmış bir hayatın yükünü taşıyacak bir “tampon” hiç değildir.
Evlilik kolayca kurulup kolayca dağıtılacak bir ortaklık değildir.
Boşanmak mümkündür.
Ama anne-babalıktan boşanmak mümkün değildir.
Bunu unutan her yetişkin, bedelini bir çocuğun sessizliğiyle öder.
Ve o sessizlik, yıllar sonra toplumun gürültüsü olur.
Fevzi GÜLTUNA
5.0
100% (6)