5
Yorum
16
Beğeni
0,0
Puan
258
Okunma

Kimin cümlesine "vefa"
Kelimesini süs diye iliştirdiğini, kimin ise o
Kelimeyi bir ömür boyu sırtında bir hırka gibi
Taşıdığını bir bakışta anlıyoruz.
Çünkü biz artık;
Zamanın öğütücü çarklarından geçerken,
Kimin elimizi sıkıca tuttuğunu,
Kimin ise rüzgar sertleşince ceketinin önünü
ilikleyip kendi yoluna baktığını
Hafızamıza kazıdık!
Kelimelerin Değil, Niyetlerin Peşindeyiz
Artık parıltılı vaatlerin, yaldızlı sözlerin bizim
dünyamızda bir karşılığı yok.
Bizim için:
Dostluk; sadece iyi günde yan yana
Durmak değil, uçurumun kenarında tereddüt
Etmeden aynı sessizliğe bürünmektir.
Samimiyet; hatasını "beşer şaşar" diye
Paketleyenlerin değil, mahcubiyetini yüreğinde
Bir kor gibi taşıyanların
Ruhu pazar tezgahına düşmüş olanlarla,
Vitrinini yalanla süsleyenlerle işimiz bitti.
Biz artık hayatın tam merkezine; parçalanmış
Ama kirletilmemiş, yorulmuş ama
Diz çökmemiş o dimdik yüreğimizle bakıyoruz.
Çünkü biz artık;
Birinin gözlerinin içine baktığımızda, orada
Gördüğümüz parıltının merhamet mi yoksa
Bir avcı iştahı mı olduğunu anlayacak kadar
Çok yara aldık ve dürüstlüğün
Cellatların elinde nasıl bir infaz aracına
Dönüştüğünü bizzat izledik
Bizim vazgeçişimiz, yenilgi değil;
Bir ruhun, kendinden aşağıdakilerle
Aynı çamurda güreşmeyi
Onuruna yedirememesidir!..
Bundan sonrası şudur:
Kimsenin "yanılmışım" diyerek sunduğu o geç
Kalmış özürlerine, "aslında öyle demek
istemedim" diye kıvranan o cılız savunmalarına
Ayıracak tek bir nefesimiz yok.
Biz o nefesi, dik yokuşları tek başımıza
Tımanırken harcadık.
Merhamet;
Artık hak etmeyene sunulan bir ikram değil,
Kendimize olan borcumuzdur.
Veda; bir zayıflık değil,
Ruhun kendi haysiyetini korumak için attığı
En büyük adımdır.
Çünkü biz;
Aslında can dediklerimizi hep imtihan ettik.
Sırtımızı yasladığımızda omuzlarının ne kadar
Esnediğini, uçurumun kenarında elimizi
Ne kadar sıkı tuttuğunu, karanlık çöktüğünde
Sesinin ne kadar titrediğini ölçtük.
Ve yüreklerini anlamak için sustuk ve izledik
Tutuğumuz o el, meğer sadece düzlükte
Yanımızdaymış; yokuş dikleşince o elin içindeki
Ter, aslında bir kaçışın habercisiymiş.
Çünkü can dediğin,
Sadece imtihan meydanında belli olur;
Öyle kelimelerde değil.
Çünkü kelimelerde herkes herkesi severdi!
Kelimeler bedavadır, kelimeler hafiftir;
Her ağıza yakışır, her yalana kılıf olur.
Kelimeler sıcaktı, kelimeler vaatti;
Dilden dökülürken bir cennet bahçesi sunardı
İnsana ama hayatın o sarp yokuşlarına
Vurduğumuzda, fırtına patlak verip de
O yaldızlı makyaj döküldüğünde;
biz o "can" dediklerimizin gerçek yüzünü,
O en hüzünlü sessizliklerde gördük.
Canım" demek için bir nefes yeter ama
Can" olmak için o nefesi
Bir uçurumun kenarında feda etmek gerekir.
Ölürüm de bırakmam" diyenlerin,
Uçurumu görünce omuzlarımızdan nasıl
İttiğini gördükçe, kendi içimize daha da
Derin kuyular kazdık.
Biz canımızı can bildiklerimize siper ederken,
Onların o siperin arkasından
Başka hayatlara nasıl göz kırptığını izledik!
Bir düşmek vardır; ayağın taşa takılır,
Dizin kanar, geçer.
Bir de öyle bir düşmek vardır ki;
Tam elini uzattığın o "can", elini geri çeker de
Sen kendi boşluğunda kaybolursun.
İşte o an, insanın içindeki o saf inancın
Kırılma sesini hiçbir kelime anlatamaz!!
işte biz bunuda bizzat yaşadık..
Onur Altınok