0
Yorum
8
Beğeni
0,0
Puan
129
Okunma
Şubat ayının kısalığına inat, bazen sesler topluca aynı duyguda buluşur. Takvim yaprakları 14 Şubat’ı gösterdiğinde herkes sevgi üzerine konuşur. Kimi bunun kapitalizmin oyunu olduğunu söyler, kimi ise sevginin zaten nehir gibi akması gerektiğini düşünür. Ben o nehre inananlardanım. Sevgi bir güne sığmaz; o ya vardır ya yoktur.
Zira muhabbet dediğin, takvim yaprağına yazılmaz. Gönüle düşer, orada kök salar. Bir günle başlayıp bir günle biten şey, sevda değil hevestir.
Ama yine de… Sokakta çiçek taşıyan kuryeleri görünce içim cız etmiyor değil. Kapıya gelen bir çiçeğin heyecanını küçümseyemem. İnsan kalbi bazen inandığıyla hissettiği arasında kalıyor. İşte o anlarda anlıyorum ki sevgi sadece düşünce değil; biraz da bekleyiştir.
Beklemek… Eskiler “intizar” dermiş. Seven insanın gönlü biraz da intizar yeridir. Kapı çalmasa da kulak oradadır, biri gelmeyecek olsa da kalp ihtimalleri sever.
Ben sevgiyi süslü sözlerle değil, emekle ölçerim. Zamanın, şartların, sabrın yoğurduğu bir duygudur sevgi. Toplumun dayattığı kalıplara tam uymam belki ama şuna inanırım: Duygular güzelleşirse dünya da güzelleşir. Sanat gönül işidir; sevgi de öyle. Ne kadar donanımlı olursak olalım, içimizdeki o sıcaklık yoksa eksik kalırız.
Marifet iltifata tabidir derler; sevgi de öyledir. İlgi görmeyen gönül solar. Bir bakış, bir hâl hatır, bir “yoruldun mu?” cümlesi bazen en kıymetli hediyeden evladır.
Düğünlerde gelin arabasının önünü kesen çocukların umutla uzattığı zarfın içi boş çıkarsa nasıl hayal kırıklığı olursa, sevgide de karşılık bulamamak öyle bir şeydir. İnsan, umut ettiği yerden eksilince içi ıssız bir han gibi olur.
O yüzden ben artık kendimi yalnızlığın kalbinde azat ettim. Güneşimin doğuşuna da batışına da eşlik etmeyen birine bağlılık yemini etmek beni yordu. Sevgi, insanın yanında güzelleşmeli; yoksa insanı eksiltmemeli. Refakat etmeyen bir gönül, yük olur insana.
Zorla gelen hiçbir duygu kalıcı değildir. Ruh eşi dediğin, çağırınca değil; vakti gelince gelir. Nasip dediğin kapıyı şaşırmaz. İki tarafın da rızasıyla, gönlüyle… Sevgi dilencilik değil, ortaklıktır. Bir erkek bir kadının yanında sadece ekonomik değil, duygusal olarak da durabilmeli. Omuz olmak parayla değil, yürekle olur.
Ruh biraz şımarmalı sevgide. Yağmurlu havada birlikte yürümek, sırılsıklam olmayı dert etmemek… Bir bardak çayın bitişini beraber izlemek… Sessizliğin bile konuştuğu anları paylaşmak… İşte sevgi bazen tam da budur. Büyük cümlelerden ziyade küçük anlarda saklıdır saadet.
Ben özel günlerde hediye almasını severim; beni her zaman başka türlü gülümsetir. O hediyeyi alanın gözlerinde, gözlerimi görürüm. Bir insanın seni düşünerek seçtiği küçücük bir şey bile, “gönlüm sende” demenin zarif bir yoludur.
Yine de duyguların sadece tarihlere bağlanmasına karşıyım. Çünkü sevgi kolay yaşanmıyor artık. Yaş ilerledikçe kalpler temkinli, insanlar yorgun oluyor. Oysa sevgi, yük değil sükûn vermeli. Kalbe ağırlık değil, ferahlık olmalı.
Bir arkadaşımın annesinden dinlediğim bir hikâye vardır. Köyde yaşlı bir karı koca varmış. Kadın her gün adama iğne alırmış, adam da kadına iplik. Bunu gören biri merak edip sormuş:
“Bu iğne iplik meselesi nedir?”
Kadın gülümsemiş:
“Kalbin girişi iğne deliği gibi küçüktür, dikkat et, beni kırma.”
Adam da demiş ki:
“Ben de iplik gibi incelip onun kalbine süzülürüm.”
İşte sevgi budur. Zorla değil, incelerek girilir kalbe. Bağırarak değil, ilmek ilmek işlenerek kalınır orada. Gönül, hoyratlığa gelmez; nezaket ister.
Bu yüzden ben sevgi gününe karşı değilim; ama sevginin tek bir güne sığdırılmasına karşıyım. Sevgi bir hatırlatma günüyle değil, her günkü hâl ile yaşar. Sevgimizi kendi dilimizle anlatabildiğimiz sürece her gün sevgi günüdür.
Bir çiçekle değil belki, ama bir bakışla…
Bir çayla…
Bir sabırla…
Ve bazen sadece kırmadan sevmeyi bilmekle.
04-02-2026
ist
Zaralıcan