0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
185
Okunma

Örümceğin ağındaki o gizli geometriyi çözmeye çalışırken, aslında kâinatın ne kadar büyük bir ‘bağ’ ile örüldüğünü görmüştüm. Sonra o bağı, her an ciğerlerimize dolan Ne-Fes’ te hissettim. Şimdi ise şuurumun penceresini gökyüzüne, omuzlarında rızık telaşı taşımayan kanatlı dostlarımıza açıyorum.
İlk namazlarımı kılmaya başladığım ve manevi bir iklime büründüğüm o gençlik yıllarımda, çatıdaki kumruları seyre dalarak başladım bu yolculuğa. Oradan oraya süzülürlerken, gel dediğimde sanki beni anlıyor, halimden biliyorlardı. Arada camlar olsa da, onlar benim bu yalnız yolculuğumda beni anlayan sessiz görevlilerdi. İnsanlar beni anlayamasa da kuşlar dinliyordu; bu bana yetiyordu.
Çocukluğumun o uzun çam ve meşe ağaçlarının dalları arasındaki narin yuvalar, hangi çocuğu heyecanlandırmaz ki? Doğadan kopmamalı insan; tabiatın içinde olmalı, köyün tadını hem kendi almalı hem evlatlarına tattırmalı. Bir işçi matkap gibi çalışan ağaçkakanın o gagasıyla meşe gövdelerine attığı darbeleri dinlerken, o kovukları kime hazırladığını düşünürdüm. Meşe ağacının gövdesine daireler inşa eden usta birer müteahhit gibiydiler.
Sonra baykuşları keşfettim. Hani şu her sabah dam başındaki ağaca tüneyip, guguklu saatler gibi ses verenleri... Onlara ‘uğursuz’ diyorlardı; bir canlıya böyle ağır bir itham nasıl yakıştırılırdı? Ben onların güzelliğini çoktan keşfetmiştim; onlar benim için aşk baykuşları’ydı. Sevda yollarında gamlara bulaşmış, tüyleri bu yüzden yumuşacık olmuştu. Zihnimde bir hikâye yazdım onlar için. Adının başına ‘Bay’ gelmiş, kuşların beyi yani ‘Baykuş’ olmuştu. Sevdiğini görünce gözleri nurlanmış, aydınlanmış ve bu yüzden öyle kocaman kalmıştı. O tüneğe konduğunda, o buğulu sesinde vefayı hissederdim.
Derin bir araştırmaya girdiğimde, baykuşların üç tane göz kapağı olduğunu öğrendiğimde şaşkınlığımı gizleyememiştim. Fakat bu mucizeyi açıklamadan önce bir uyarım var. Lütfen bu canlara kıymayalım. Av sezonu bahanesiyle birer cellat gibi dolaşmayalım etraflarında. Buğday tarlaları biçildikçe ayaklarımın altından kaçışan bıldırcın yavrularının ürkekliğini yüreğimde hissediyorum. Her can bir umuttur. Yaban hayatı koruyalım ki kuş sesleri susmasın. Bakın, beni anlayamayan insanlar varken, ben kuşlarla ‘hal diliyle’ anlaşıyorum. Sadece bakmak ile görmek arasındaki farka odaklanalım.
Gelelim o üç kapağın sırrına... A-Ş-K desek? Gelin bunu AŞK’ın baş harfleriyle açıklayayım... Ya da vazgeçtim; biraz da siz merak edin, her şeyi hazır beklemeyin Ya Hu!
Evimin cam balkonuna bir kumru yuva yapmıştı. İki tane bembeyaz yumurtası vardı. Baharın ilk sesleriyle dünyaya göz açacaklardı ki, bir karganın istilasına uğradı o derme çatma ev. O kumru bir daha o balkona dönmedi. Şimdi Diyarbakır’daki yeni evimin balkonunda kumrular arka arkaya yuva yapıyor. Yavrularını bir bir uçuruyorlar. Gördüm ki yuva güvenli olunca, eş dost herkes kullanıyor o derme çatma ama emniyetli meskeni.
Her sabah rızık peşinde göğe uçan o kanat seslerini duyuyorum. Sabah ezanıyla yollara düşen insanların ayak seslerine benziyorlar aslında. Tek farkları; ne omuzlarında ağır çantaları, ne ceplerinde kabarık cüzdanları, ne de ‘yarın ne yiyeceğim?’ dertleri var. Kanat çırpışlarında en ufak bir mutsuzluk yok. Minicik yüreklerinde kin, nefret, vesvese barındırmıyorlar.
Bizler gelecek kaygısıyla çırpınırken, onlar bu duygulara sahip olmadan rızıklarının azaldığını hiç görüyorlar mı? Sanmam. Ben penceremin kenarına onlar için buğday taneleri bırakıyorum ama biliyorum ki rızık Allah’tandır. Kuşlar, kendi cennetlerinde huzurla yaşıyorlar. Onlar fazlasını istemiyor; kursağına giren bir-iki tane tohum, bir-iki böcek yettiğinde mutlu mesut çekiliyorlar dallarına.
Biz insanoğlu ise, bu dünyada sonsuz kalacakmış gibi telaş içinde yığmakla meşgulüz. İslam’da stokçuluk haram değil miydi? Hiç çalışmayalım mı? dediğinizi duyar gibiyim. Elbette çalışacağız ama rızkı verenin Allah olduğunu unutmadan. İnfak ve zekât ile bölüşerek kurulan yuvalar daha mutlu olmaz mı?
Yoksa siz hâlâ para bende diyerek cüzdanları doldurmakla mı meşgulsünüz? Öyleyse kabul edin; kuşlar kadar özgür, kuşlar kadar mutlu değilsiniz. Çünkü kuşların cüzdanları yok...
Uyanış Günlüğü 4. Makam, şuur yolculuğumuzun dördüncü durağıdır. Örümceğin sabrından ve nefesin emanetinden sonra, şimdi gökyüzünün o hür talebelerinden tevekkül dersi alıyoruz.
Selam ve Dua ile...
Lütfü TAŞ
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.