0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
207
Okunma
Doğanın kalbine kulak verdiğimde, insan ruhunun nebatat dilindeki yankısını işitiyorum. Çiçekleri çocuklara benzetiyorum; büyüdükçe de kadınlara… Her biri, kendi fıtratında hem kusurlu hem de kusursuz birer güzellik abidesi.
Bazen bir gelincik kadar narin, bazen bir lale kadar vakur, bazen de dikenli sözleriyle keskin bir "kaynana dili". Eteklerine dökülen bu çiçek mirasına baktığımda anlıyorum ki; hangisi olacağımız bir tercih meselesidir.
Gülün dikenleri, vuslat yolculuğunda çekilen çileler gibidir… Bülbül, gülün dalına konup o ilahi aşkı fısıldadıkça; gül, kat kat açılan yapraklarıyla hakikat perdelerini aralar ve göğsünden ilahi sırları bir bir döker.
Laleler ise, tek bir sapta yükselen o dimdik duruşlarıyla elifleşir; adeta Allah’ı simgelerler. Asla boyun bükmezler.
Gelincikler, o kısa ömürleriyle sanki "dünya geçicidir" diye fısıldar kulağımıza. Ortalarındaki o kara leke, kalpteki aşk yanığıdır… Aşk ateşiyle içi yanmış, dışı ise şükrün al rengine boyanmış.
Papatyalar mütevazıdır, herkesin ayağının altındadır. Onların sırrı, "halk içinde Hak ile beraber" olmaktır. Duru sadeliklerini kimselere kaptırmazlar. Ya o hercai menekşeler? Dışı süslü, içi kararsız… Maymun iştahlı bir nefis gibi her çiçeğe konarlar da, kalbi bir türlü o "Tek" olan kapıya bağlayamazlar.
Kılıç kadar keskin sözlerle karşımıza çıkan "kaynana dilleri" ise kadim kuralı hatırlatır: "Ya hayır söyle ya da sus!"
Peki ya ağaçlar? O heybetli yüreklere yaslandığımda, bahar kokulu lavantalar yayılır evrene.
Kimi bir Selvi ağacıdır… Elif gibi dimdik, savrulmaz dalları. Tek doğru olan menzili gösterir. Dört mevsim yeşil kalışı, ruhun ölmediğine bir işaret; dünyadan ahirete uzanan bir köprü gibidir.
Kimi ulu bir Çınar… Muhteşem bir tarihi hafızaya sahip, devlet gibi heybetli. Yaprakları yelde el salladıkça, köklerden göklere derin bir bağ kurar. Adaletle bakıp merhametiyle kuşatır dünyayı.
Bozkırın Meşe ağacı ise sabır abidesidir. Onca çileye göğüs geren, küçücük palamutlarından devasa ormanlar saklayan bir irade…
"Sen hangi ağaçsın, hangi çiçeksin?"
Ama hayat bu ya; kimi zehirli bir sarmaşık olup nefes aldırmaz, kimi de sadece yakılmak için bir "odun" olur, ısınmak niyetine…
Çamlar ise kozalaklarında sır saklayan muhafızlardır; ehil olmayana o hakikat incilerini göstermezler.
Şimdi aynadaki yansımama bakıyorum.
Doğadaki her şey ne kadar da biz...
Aslında hepimiz aynı toprağın farklı rüyalarıyız; kimimiz kök salıp sabrı öğreniyor, kimimiz çiçek açıp fena makamında yanmayı… Mühim olan, hangi fırtına koparsa kopsun, o ilahi nakıştaki yerimizi unutmamaktır.
Selam ve dua ile...
Lütfü Taş
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.