6
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
493
Okunma
Günlük hayatın en kolay işi başkasının yanlışını görmek…
En zor olanı ise aynaya bakmak.
Sokakta, iş yerinde, aile meclisinde, hatta sosyal medyada; dilimiz hep başkalarının kusurlarına takılı. Kim neyi eksik yaptı, kim hangi günaha girdi, kim doğru yoldan saptı… Konuşuyoruz, yargılıyoruz, hüküm veriyoruz. Fakat bütün bu gürültünün içinde kendi sesimizi duyamıyoruz…
Ben ne yaptım? Ben nerede eksildim?
Oysa insanı olgunlaştıran, başkasının hatasını saymak değil; kendi hesabını tutabilmektir. Günlük muhasebemizi başkalarının defteri üzerinden yapınca, kendi sayfalarımız hep boş kalıyor. Dilimiz dolu ama kalbimiz suskun.
Başkalarının yanlışlarıyla meşgul olmak, çoğu zaman kendi eksiklerimizden kaçmanın en kestirme yoludur. Çünkü insan kendi kusurlarıyla yüzleştiğinde sorumluluk duyar; Başkasının kusurunu konuştuğunda ise sadece rahatlar. Ama o rahatlık, insanı doğruya değil, rehavete sürükler.
Oysa hayat bize şunu sormuyor:
“Falanca ne yaptı?”
Hayat şunu soruyor:
“Sen, yapman gerekenin ne kadarını yaptın?”
Kırdığımız kalpleri, ertelediğimiz doğruları, sustuğumuz yerde konuşmamız gerekirken susuşlarımızı ne zaman hesaba çekeceğiz? Başkalarının ayıplarıyla uğraşırken, kendi ihmallerimizi hangi vicdan terazisinde tartıyoruz?
İnsanın gerçek imtihanı, elindeki büyüteci başkalarına değil kendine çevirebilmesidir. Çünkü kendini hesaba çeken insan, başkasını yargılamaya vakit bulamaz. Kendi eksiği ile meşgul olan, başkasının açığını kollamaz.
Belki de bu yüzden huzurdan bu kadar uzağız.
Çünkü sürekli mahkeme kuruyoruz ama hakim koltuğuna hiç kendimizi oturtmuyoruz.
Geliniz, dili başkasına uzatmadan önce kalbimize soralım:
Bugün ben hangi doğruyu yapmadım?
Hangi yanlışı görmezden geldim?
Hangi emaneti ihmal ettim?
İnanın, önce kendimizi hesaba çektiğimiz gün; başkalarının hesabıyla uğraşmaktan vazgeçeceğiz. Ve işte o gün, doğrular hayatımıza sessizce girmeye başlayacak.
Fevzi GÜLTUNA
5.0
100% (8)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.