1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
269
Okunma
Cehennem, kutsal kitapların anlattığı gibi yalnızca odunların tutuştuğu, alevlerin yükseldiği bir yer değildir. Asıl cehennem, insanın yüreğinde sevginin tükendiği noktada başlar. Çünkü sevgi çekildiğinde, kalp karanlığa teslim olur; ne merhamet kalır ne de ışık. Ateşin yakamadığını, sevgisizlik yakar.
Sevginin bittiği yerde insan, insana yabancılaşır. Bir bakış anlamsızlaşır, bir ses içi boş bir yankıya dönüşür. Kalp artık hissetmemeyi öğrenmiştir; acıya olduğu kadar mutluluğa da kapalıdır. İşte bu, en ağır cezadır. Ne bağırarak yanarsın ne de gözyaşlarıyla; sessizce tükenirsin.
Bu cehennemde zincirler yoktur, kapılar kilitli değildir. İnsan kendi kırgınlıklarıyla örer duvarlarını. Affedilmeyen her anı, bastırılan her duygu, söylenmeyen her söz biraz daha daraltır nefesi. Zaman geçtikçe insan, sevmemeyi güç sanır; oysa sevmemek, ruhun en derin yoksulluğudur.
Sevgi bittiğinde umut da ölür. Umutsuzluk, kalbin üstüne çöken ağır bir gölge gibidir; gün ışığı sızmaz, geceler sabaha bağlanmaz. İnsan yaşar ama canlı değildir, var olur ama ait değildir. Kalbin attığı hâlde hayata dokunamadığın yer, cehennemin ta kendisidir.
Belki de gerçek kurtuluş, yanmayı göze alarak sevmektir. Kırılmayı, incinmeyi, kaybetmeyi bilerek… Çünkü sevgi varsa, en karanlık yer bile aydınlanır. Ama sevgi yoksa, cennet sandığın her yer sessiz, soğuk ve sonsuz bir cehenneme dönüşür.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.