1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
246
Okunma
Kısa bir öyküdür hayat, uğruna upuzun acılar çektiğimiz… Bir çırpıda geçer zaman; izleri kalbimizde, yükü omuzlarımızda kalır. Asıl mesele, bu kısa hikâyede neyi neden taşıdığımızı fark edebilmektir.
Doğarız ve çoğu zaman farkına bile varmadan bir hikâyenin içine düşeriz. Başlangıcını biz seçmeyiz, sonunu ise hep erteleriz. Hayat, sayfaları hızla çevrilen ince bir kitap gibidir; okurken kalın sanırız ama kapattığımızda ne kadar kısa olduğunu anlarız. En tuhafı da şudur: Bu kısacık öykü için bazen yıllarca susar, bekler, katlanır ve yaralarımızı kimseye göstermeden yürümeye devam ederiz.
İnsan, en çok da anlam ararken acı çeker. Sevdiği için, inandığı için, vazgeçemediği için… Bazen bir kelime, bazen bir bakış, bazen de yarım kalan bir hayal yıllarımıza mal olur. Oysa geriye dönüp baktığımızda, bizi tüketen çoğu şeyin hayatın kendisi kadar kısa olduğunu fark ederiz. Ama acı uzun sürer; çünkü insan, kalbine dokunanı kolay kolay unutmaz.
Hayat, bizi sürekli aceleye çağırırken duygularımız yavaş kalır. Zaman koşar, biz geride bıraktıklarımızı toplamakla meşgul oluruz. “Sonra” deriz, “bir gün” deriz, “şartlar düzelince” deriz… Oysa öykünün en kritik satırları hep arada kaybolur. Mutluluk çoğu zaman büyük anlarda değil, fark etmediğimiz küçük cümlelerin arasında saklıdır.
Acı da bu yüzden öğreticidir. Can yakar ama uyandırır. Kırar ama büyütür. İnsan, her düştüğünde hayatın kısa olduğunu biraz daha iyi anlar. Ve her anladığında, aslında neyi ertelediğini de fark eder: Kendini, sevdiklerini, yaşanması gerekenleri.
Belki de hayat, uzun uzun anlatılacak bir destan değil; derin derin hissedilecek kısa bir öyküdür. Önemli olan kaç sayfa yaşadığımız değil, o sayfalara ne kadar samimiyet sığdırdığımızdır. Çünkü günün sonunda geriye kalan, çekilen acıların ağırlığı değil; onlara rağmen kalbimizi ne kadar açık tutabildiğimizdir.
Ve belki de asıl mesele şudur:
Bu kısa öykü bitmeden, hangi duyguyu yarım bırakıyoruz?
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.