3
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
103
Okunma
Bir insanın gelecekte nasıl bir kimliğe sahip olacağını, çoğu zaman çocukluğunda yaptığı küçük şeyler fısıldar.
Kimi çocuk taş toplar, kimi susar, kimi de artan ipleri alıp yeni bir şeye dönüştürür. İşte bu dönüştürme hâli, insanın hayata karşı tavrının ilk izidir. Henüz dünya sertleşmeden önce, insan kendi dünyasını kurmaya çalışır.
Çocukluğumda ipleri, tüyleri, küçük kırıntıları alıp bir şeye benzetirdim. Onlar benim için eşya değil, canlıydı. Elimde şekil alan her şey, dünyaya “ben buradayım” deme biçimiydi. Bugün doğaya bu kadar bağlı olmamın sebebi belki de o günlerde her şeye bir ruh atfetmiş olmamdır. Çünkü canlı olan şeye zarar vermek daha zordur.
Zamanla insanlar susmayı öğrendi. Susmak, nezaket gibi öğretildi. Oysa bazı insanlar için susmak, var olmamaktır. Cümlelerim benim için yalnızca anlam taşıyan diziler değildi; nefes alan, yaşayan varlıklardı. Yarım bırakılan cümleleri bir kıyım gibi görürdüm. Çünkü anlatılamayan duygu, içerde çürür.
Aşk da bundan payını aldı. Uzun süre, birinin gelip beni suskunluğumdan anlayacağını sandım. Oysa anladım ki anlaşılmak için önce insanın kendini anlatması gerekir. Sevgi, çağrılmadığı yere uğramaz. Susarak kurulan hayaller, gerçek hayatta karşılık bulmaz.
Ölüm fikri de bu iç dünyada hep vardı. Korkutucu ama öğretici bir misafir gibi. “Nasıl olsa öleceğim” düşüncesi bazen insanı karanlığa iter, bazen de anı kutsal kılar. Benim için çoğu zaman ikinci anlamı taşıdı: Madem her şey geçici, o hâlde hissetmek, sevmek ve anlatmak daha da kıymetlidir.
Bugün güçlü olmayı bir zorunluluk gibi taşıyorum. Bu güç, çoğu zaman dışarıdan bir erdem gibi görünse de içeride bir yorgunluk bırakır. Çünkü güçlü olmak çoğu kez seçilmiş bir yol değil, öğrenilmiş bir hayatta kalma biçimidir. Çocuklukta eksik kalan güven, yetişkinlikte “dayanmalıyım”a dönüşür.
Belki de insan, hayatı boyunca kendini örer.
İpler bazen kopar, bazen düğümlenir ama el bırakmaz.
Çünkü kimliğimiz, bize verilenlerden çok, onlarla ne yaptığımızdır.
Kendi küçük dünyamın hem annesi hem babası olurken,
çocukluğumdaki o renkli iplerin bir gün işe yarayacağı ihtimalini
hafızamdan hiç silmedim.
Renklerin solgunluğuna gelince…
En çok o yarım kalmış yeşil gözlerin içine bakarak sahiplendim hayatı.
Bu da beni küçük ama korunaklı bir kalbe hapsetti.
Bu yüzden, sevgi diye deneme tahtasına isimlerini yazdıklarımdan
özür diliyorum.
Sevmeye ayıracak yerim çok doluydu;
onların beni sevmesini, biraz aşk sanarak
zaman öldürdüm.
Bugün geriye baktığımda
şiirlerimde de, yaşam biçimimde de
hep yaşayan bir aşk ve bir âşık görüyorum.
İyi ki varım ben.
10-01-2026
ist
Zaralıcan
5.0
100% (1)