3
Yorum
14
Beğeni
0,0
Puan
113
Okunma

Ayrılık sandığımızdan da çok daha erken başlar aslında ve ilk vedamız, henüz konuşmayı bilmeden, dünyaya gelmeden önce yaşanır. Anne karnının o eksiksiz, zamansız, korunmuş halinden koparılıp hayata bırakıldığımız an başlar her şey. Belki de bu yüzden, insan ömrü boyunca hep bir şeyleri arar, çünkü ilk ayrılığımız, en güvenli yerden olmuştur.
Sonrası zincirleme gibi peş peşe gelir. Büyüdükçe fark ederiz ki hayat bize kalmayı değil gitmeyi öğretir. İlkokul sıralarında, yan yana oturduğumuz arkadaşlarımızla ayrılırız. O gün ağlamasak bile içimizde bir şey yerinden oynar daha o yaşta öğreniriz, her gelen kalmaz.
Derken çocukluk bir şekilde giderler en sessiz ayrılıklardan biridir bu. Ne bir veda vardır ne de fark edilen bir son, tıpkı bir gün oynadığımız oyunu son kez oynadığımızı bilmeden nasıl bırakırız onun gibi. Sokağın sesi azalır, hayaller daha bir ciddileşir ve buradan da anlarız ki çocukluğumuz, biz fark etmeden arkamızdan kapıyı kapatır.
Sevmeyi öğreniriz sonra, sevdikçe ayrılığı da öğreniriz bir şekilde bazı sevdalar yaşanır, bazıları içte kalır. Söylenemeyen cümleler, yarım kalan hikayeler… Kimi ayrılıklar dillendirilmez bile, çünkü adı konursa daha çok acıyacak sanırız oysa susmak da bir vedadır.
Anne baba evinden çıkmak, yalnızca bir mekandan ayrılmak değildir aslında insan orada yalnızca büyümez, aynı zamanda korunur, saklanır, tamamlanır, Bir gün gelip o kapıdan çıktığımızda, ardımızda çocukluğumuzu, güvenimizi ve nasıl olsa biri var duygusunu bırakırız. Bir daha hiçbir ev, o ev kadar ev olmaz.
Zaman geçtikçe uykular bile değişir bir zamanlar başımızı yastığa koyar koymaz uyuduğumuz uykulardan ayrılırız. Geceler düşünceli olur, sabahlar yorgun. Uykusuzluk bile bir ayrılıktır artık insanın kendisiyle baş başa kalmasının bedeli.
Gençlik… Elimizdeyken fark etmediğimiz, giderken anladığımız ve daha var dediğimiz her şey, gençliğin aceleyle çekip gitmesiyle yarım kalır. Aynaya baktığımızda hala kendimizi görürüz ama içimizdeki hız yavaşlamıştır artık.
Ve en ağır acı ayrılıklar sevdiklerimizi toprağa emanet ettiğimiz günlerle başlar, bir daha görmemek üzere gidenler. Burada ayrılık artık zamana bırakılmaz, kesinleşir artık sesleri hatıralara, yüzleri fotoğraflara sığar.
Bazen de hayattayken ayrılırız aynı yastığa baş koyduğumuz "bir ömür” dediğimiz insanlardan. En zor vedalar, nefes alan ama uzaklaşanlara edilir artık giden gitmiştir ama kalan, hala bekler.
Hayat, baştan sona bir ayrılıklar silsilesidir ki o doğarken başlar, yaşadıkça çoğalır. Ta ki bir gün gelir hak vaki olduğunda ve bu dünyadan da ayrılana kadar. Belki de o artık en son ayrılık ve en büyük kavuşmadır. Başka bir ananın koynuna bırakılır gibi toprak ananın bağrına veriliriz. Yorulmuş bir beden, susmuş bir kalple, böylece ayrılık, başladığı yerde biter. Ya da belki ilk kez orada gerçekten dinlenir.
"Unutmayın ayrılıkla geldik, ayrılıkla gideriz, gerisi ömür boyu alıştırmadır."
*
Mehmet Demir
8 1 21