4
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
297
Okunma
Sosyal medyada bir görüntü dolaşıyor bugünlerde…
Malatya Battalgazi’de, Toptaş Cami avlusunda duran Hayır taşları. Her biri sessiz ama her biri insanlığın en yüksek sesle konuştuğu birer şahit gibi.
Bu taşlar sıradan değil.
Her birinin bir sahibi var.
Taşın üzerinde oturan bir garip görülürse, sahibi onu alıp evine götürüyor, misafir ediyor.
Ne sorgu var, ne mahcubiyet…
Ne “kimsin?” sorusu, ne de “neden buradasın?”
Sadece insan olmak yeterli.
Bir taş düşünün…
Soğuk ama merhamet taşıyor.
Sessiz ama açlığı susturuyor.
Kimsesizliği ev sıcaklığına dönüştürüyor.
Bir de sadaka taşları vardı cami önlerinde…
İhtiyacı olan alır, ihtiyacı olmayan bakmazdı.
Veren, kim verdiğini bilmezdi; alan, kimden aldığını..
Ne gösteriş vardı ne de rencide…
Bugün “sosyal yardım” dediğimiz şeyin, asırlar önce adı bu: İncelik.
Şimdi bir dönüp bakalım…
Aynı sokaklarda yaşıyoruz ama birbirimizin kapısını çalmıyoruz.
Aynı sofralarda oturabilecek kadar yakınız ama kalplerimiz kilometrelerce uzak.
Bırakın yabancıyı misafir etmeyi,
Akrabadan kaçan, komşudan saklanan bir hayata savrulduk.
Oysa bu topraklar,
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” diyen bir inancın, misafiri bereket sayan bir kültürün topraklarıydı.
Bugün yoksulluk sadece cebimizde değil;
Asıl yoksulluk vicdanlarımızda.
Asıl evsizlik, kalplerimizdeki merhametin terk edişi.
Malatya’daki o hayır taşları bize şunu hatırlatıyor:
İyilik bağırmaz, gösteriş yapmaz, fotoğraf çektirmez.
İyilik bazen bir taştır.
Ama insanı insan yapan en ağır sorumluluğu taşır.
Belki yeniden taş koyamayız cami avlularına,
Ama kalbimize bir hayır taşı koyabiliriz.
Kapımızın eşiğine, soframızın ucuna, hayatımızın merkezine…
Çünkü bu millet
Taşla merhamet inşa etmiş bir millet
Unutmazsak, yine yapar.
Fevzi GÜLTUNA
5.0
100% (4)