0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
94
Okunma
Eski şairlerin hayatına bakarken çoğu zaman yanlış bir yerden bakıyoruz bence.
Şiirlerini seviyoruz, dizelerini ezberliyoruz, adlarını saygıyla anıyoruz;
ama neredeyse hiç şunu sormuyoruz:
Bu insanlar yaşadıkları hayattan memnun muydu?
Çünkü şiir, dışarıdan bakıldığında bir ayrıcalık gibi durur.
Oysa içeriden bakıldığında, çoğu zaman bir yoksunluk hâlidir.
Eski şairlerin büyük bölümü mutlu olmadı,
istedikleri hayatı yaşamadı
ve emellerine çoğu zaman ancak öldükten sonra yaklaştı.
Bu bir başarısızlık hikâyesi değil.
Ama bir bedel hikâyesi.
Şairliğin getirdikleri kadar, götürdüklerinin de olduğu bir hayatın kaydı.
Bu yazıyı, eski şairleri yüceltmek için değil;
onları oldukları hâliyle anlamak için kaleme alıyorujm.
Çünkü belki de asıl soru şu:
Onlar mı eksik yaşadı,
yoksa biz mi bugün daha azını göze alabiliyoruz?
Eski şairlerin hayatına bugünün ölçüleriyle bakarsak, çoğu “başarısız” sayılırdı.
Düzensiz hayatlar, maddi sıkıntılar, yalnızlık, sürgün, hastalık, anlaşılmama…
Ama şairlik zaten mutlu olma sanatı değildi;
dayanma sanatıydı.
Eğer su an sızde burada Edebıyat defterınde hem acılar cekıp hem yazabılıyorsanız bence sizde bu sairlerin yolundasınız:)
Şimdi size Yabancı Ve Türk Bilinen Bazı Çrnekleri Verecegim.
Franz Kafka
hayatı boyunca mutlu olmadı.
Ne yazdıklarıyla barışıktı ne de yaşadığı dünyayla.
İstediği hayatı yaşamadı;
hatta yazdıklarının yaşamasını bile istemedi.
Ama bugün edebiyatın omurgalarından biri hâlâ onun üzerine kurulu.
Charles Baudelaire
mutlu değildi, huzurlu hiç değildi.
Borç, hastalık ve dışlanmışlık içinde yaşadı.
Hayat ona dar geldi,
ama o darlığın içinden modern şiiri çıkardı.
Arthur Rimbaud
şiiri çok genç yaşta terk etti.
İstediği hayat bu değildi;
yazmak ona yetmedi.
Ama şiiri bıraktığı hâlde,
şiir onu bırakmadı.
İstedikleri Hayatı Yaşayabildiler mi?
Çoğu hayır.
Ama burada önemli bir ayrım var:
Onlar hayattan beklediklerini alamadılar,
ama hayata dayattıklarını aldılar.
Necip Fazıl Kısakürek
hayatı boyunca huzur aradı,
ama huzurdan çok çatışma yaşadı.
Yine de kendi fikrî ve şiirsel dünyasını kurmayı başardı.
Mutlu olmadı belki,
ama kendine ait oldu.
Cemal Süreya
ne düzenli bir hayat sürdü
ne de tamamlanmış bir mutluluk yaşadı.
Ama şiirdeki sesini buldu.
Bu, bazı insanlar için hayattan daha büyük bir kazanımdır.
Turgut Uyar
mutlu olmaya çalıştı,
ama daha çok anlamaya çalıştı.
Anlamak, çoğu zaman mutluluğun önüne geçer.
Emellerine Ulaşabildiler mi?
Ama emel şuysa:
“Kendi sesini bulmak, çağının ötesine geçmek, kalıcı olmak”…
Evet, ama bedelini ödeyerek.
Çoğu şairin trajedisi şudur:
Eserleri hayatta kaldı, kendileri yoruldu.
Bir kısmı öldükten sonra anlaşıldı.
Bir kısmı yaşarken yalnızdı ama haklıydı.
Bir kısmı ise hiçbir zaman “tam” olamadı.
Evet Eskı sairler tam anlamıyla mutlu olmadı ve mutlu ölmedilerç.
Ama bence Şunu Başardılar
Kolay olanı seçmediler.
Bugün hâlâ okunuyorlarsa,
bu biraz da mutsuzluklarının,
eksik kalmış hayatlarının
ve göze aldıkları bedelin yüzündendir.
Belki de asıl soru şu olmalı:
Mutlu olmak mı daha değerliydi,
yoksa iz bırakmak mı?
Herkes buradan kendıne bır sey cıkarır bence Vesselam...
5.0
100% (1)