Şerefsizlikten daha sert yatak, daha keskin soğuk, daha acı sefalet olur mu? EiCHENDORFF
E-mail: Şifre: Üye ol | Şifremi Unuttum
Şiir ve Edebiyat Platformu
Anasayfa Şiirler Yazılar Forum Etkinlikler Nedir? Kitap Kitap  Tv TiVi  Müzik Blog Atölyeler Atölye  Bicümle Arama İletişim

MURADINA EREN DİLBER

MURADINA EREN DİLBER

MURADINA EREN DİLBER


Çok eski zamanlarda çok fakir bir aile,viran bir kulubede yaşarlarmış,evin hanımı hamile olduğunda,bu evde nasıl doğum yapacağını düşünerek çok üzülürmüş,
Doğum yaklaştığında aklına daha korunaklı daha sıcak bir ortam olan şehir hamamına gidebileceğini düşünmüş,
Ve sancılandığında hemen oraya gitmiş,
Doğum anında etrafına pek çok melek gelerek ona doğumda yardım etmişler,çok güzel bir kız çocuğu doğmuş,adına Dilber demişler, ve ona dualar etmişler,sen ömrünce yıkandıkça etrafına altınlar saçılsın,güldükçe yüzünde güller açsın,ağladıkça gözlerinden inciler dökülsün,yürüdüğün yerlerde çimenler bitsin demişler,ve bu kız çocuğunun bileğine altın bir bilezik takmışlar,annesinede o bileziği hiç çıkartmamasını,onu bütün kötülüklerden bu bileziğin koruyacağını söylemişler,sonrada melekler kaybolmuşlar.

Anne bebeğini alıp eve gelmiş,anne bebeğini yıkadığında etrafa altınlar saçılıyormuş,ağladıkça da gözlerinden inciler dökülüyormuş,çok fakir olan anne bunları satıp zengin olmuş,artık çok mutluymuş,
Bu haber ülkenin her bir tarafına yayılmış,bu arada anne ölmüş,baba tekrar evlenmiş,gelen kadının da bir kızı olmuş,dilberle birlikte büyümüşler,çok zengin bir aile olarak büyümüş gelinlik çağına gelmişler iki kız kadeş,
Ülkenin prensi Dilberin hikayesini duyar hep meraklanırmış,saray erkanından birkaç kişiyi kızı göremek ve istemek için göndermiş,ve isteyip söz kesmişler,
Ve saray çok uzaklarda olduğu için, şimdi biz gidelim siz bir hafta sonra dilber kızı alıp getirirsiniz demiş,üvey anneye,
Üvey anne bir hafta sonra at arabasını şaşalı bir şekilde süsleyip,iki kızınıda yanına alıp yola çıkmış, fakat yolda aklına bir fikir gelmiş,prens dilberi görmedi,tanımıyor,onun yerine ben kendi kızımı evlendirim diye düşünmüş,kurnazca planlar yapmaya başlamış,
Yol boyunca dilbere sadece tulum eyniri yedirip çok susamasını sağlamış, ve su vermiyormuş
Dilber yanıp kavruluyormuş,üvey anne de ona bir gözünü verirse ona su vereceğini söylüyormuş,zavallı kız su karşılğında iki gözünüde üvey annesine vermiş,artık kör olan dilberi yolda bir ormanda bırakmışlar, kadın, kızını da alarak yoluna devam etmiş,ve günler sonra saraya ulaşmışlar,
Kötü kalpli üvey anne kendi kızını prensle evlendirerek orada mutlu bir şekilde yaşamaya başlamışlar,

Dağ başında yalnız kalan dilber ağlaya ağlaya otururuyor,göz yaşları yerine önüne çok değerli inci tepecikleri oluşuyor,o sırada oradan geçen bir aile durumu görüp şaşırıyorlar,sesleri duyan dilber
Onlara yalvarıyor beni burada bırakmayın,kurtlara kuşlara yem etmeyin,bu yanımdaki incileri alın,sizi zengin ederim,beni de götürün diye yalvarıyormuş,aile düşünmüş taşınmış bu zavallı kızı evlat edinmeye karar vermişler,kızcağız onlara başından geçenleri anlatmış,ve bu ailede bundan sonraki hayatlarını zengin olarak sürdürmüşler,

Diger taraftan sarayda kızıyla birlikte yaşayan üvey anne,dilberin ormanda öldüğün zannedip seviniyormuş,
Prens karısına zaman zaman soruyormuş,hani senin incilerin dökülmüyor,altınların saçılmıyor diyormuş, kızda ona altı ayda bir,bazen sene de bir olur diye kandırıyormuş,
Bu arada yeni ailesinin yanında yaşamaya çalışan dilber,ailesine ,benim başıma bir şey gelirse,sakın beni topraga gömmeyin,yüksek bir dağın tepesinde cam bir sandığın içerisine yerleştirin ve etrafını kapatın, birde kapı yaptırın diye tembih etmiş,
Aradan zaman geçmiş,dilber yeni babasına,babacığım,ben bu gün annemin bana anlattığı bir hikayeye çok güldüm,yanağımda güller açtı,bu gülleri sarayın bahçesine gidip satarmısın demiş,
Baba bu gülleri alıp,sarayın bahçesinde,vakti gelmeden açan güllerim var diye bağırmaya başlamış,
Bu sesi duyan üvey anne hemen koşup adamın yanına gidip gülleri satın almış,ve adamın peşine takip etmesi için birini takmış,evin erini öğrenmiş,anlamış ki dilber ölmemiş,
Satın aldığı gülleri kızına vermiş,prense sen evde yokken güllerim açtı diye onu kandırmış,
Prens gülleri kokladığı anda içinde hoş bir duygu gelmiş, o andada dilber hamile kalmış,prens bu gülleri kokladım,yakında sana da kavuşurum diye düşünmüş,

Kötü kalpli üvey anne bir kadın kiralayıp,dilberin evine göndermiş,kadın o gece misafir gibi orada kalmış,dilberi uyutup kolundaki bileziği almış,saraya üvey anneye götürmüş,o da onu bir sandığa koyup kapatmış,
Kolundan bileziği çıkan dilber bayılmış,adeta ölü gibiymiş,durumu gören ailesi çok üzülmüşler,akıllarına dilberin söyledikleri gelmiş,onun istediğini yapmışlar,
Dilberi yüksek bir dağın tepesine cam ve aynalarla kaplı bir sandık içerisine yerleştirmişler

Aradan hayli bi zaman geçmiş,prensin içi içine sığmıyormuş,arkadaşlarını da alarak ava çıkmışlar,prens arkadaşlarına can bulursak benim,mal bulursak sizin olsun diyormuş
Günlerce ormanda dolaşıp durmuşlar,prensin gözüne uzaktan bir pırıltı çarpınca hemen atını o tarafa sürmüş,nihayet dağın tepesine ulaşmış, birde ne görsün,çok güzel bir kadın,cam bir sandığın içerisinde uyuyor,bir bebek de açıkta kalan annesinin göğsünden emiyor,tabiki bu duruma çok şaşırıyor prens arkadaşlarına bu bebeği ben alacağım,anlaşmamız böyleydi demiş,bebeği alıp saraya götürmüş,
Karısına onu bulduğunu evlat edinip büyütmek istediğini söylemiş,

Prens bebeği emzik zamanlarında annesine götürüyor,tekrar geri getiriyormuş,
Bir gün bebek emekleyerek üvey annenin sandığına giderek,sandığı karıştırırken,annesinin bileziğini alıyor,üvey anne ve kızı bebeğin elinden almaya çalışırlarken bebek avaz avaz ağlıyor bağırıyor,
Prens çocuğun neden ağladığını merak edip geliyor,neden ağlattıklarını soruyorlar,onlarda bileziğimizi aldı,onu elinden alamıyoruz diyorlar,prenste bırakın onda kalsın diyor,

Süt saati gelen çocuğu annesine götürüyor prens,bebeğin elindeki bilezik,annenin koluna değer değmez,dilber gözlerini açıyor,ve prensi görüyor,
Dilber olanları prense anlatıyor,gönderdiğim gülleri kokladığın anda ben hamile kaldım,bu bebek senin oğlun diyor,prens zaten olanları sezmekteymiş,onları da alıp saraya geri dönmüş
Prens üvey anne ve kızını çağırıp,söyleyin bakalım şimdi kırk katırmı,kırk satırmı istersiniz
Bu yaptığınız kötülükler karşılığında demiş,
Onlarda kırk satırı ne yapalım,kırk katırı verde köyümüze geri dönelim demişler,prens de onları kırk katırın kuyruklarına bağlamış,parçalana parçalana ölmüşler,
Güzel Dilberde muradına ermiş,
Dilber ve prens bundan böyle mutlu bir yaşam sürmüşler.

Yüzyıllık masallar.EMİNNUR ACAR





Etiketler:


kar_cicegi  | İsmihan Erdogmus
07 Ocak 2013 Pazartesi 23:58:16


Masal bu ya diyerek keyifle okudum. Ve tabi kıssadan hisse çıkaranlar da olacaktır bu masaldan.
Kaleminize sağlık. Saygılar sunuyorum.


    [ Cevap yaz ]    

03 Ağustos 2012 Cuma 17:56:36


Çok güzeldi, beğeniyle okudum... hatta ileriye yönelik yatırım yapıp hafızama kazdım. Belki 7-8 sene sonra anlatacağım birileri olur etrafımda. Sevgim ve saygımla...


    [ Cevap yaz ]    

28 Ocak 2012 Cumartesi 00:10:54


masal çok güzelde gülü koklayınca hamile kalma masalda bile abartı beğenerek okudum tebrikler


    [ Cevap yaz ]    




MURADINA EREN DİLBER başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
27.01.2012 23:04:52
Toplam 3 yorum yapıldı
2613 çoğul gösterim
2142 tekil gösterim