Şeref, kumsalı olmayan arızalı bir adadır; bir bırakırsak bir daha geri dönemeyiz. BOiLEAU
E-mail: Şifre: Üye ol | Şifremi Unuttum
Şiir ve Edebiyat Platformu
Anasayfa Şiirler Yazılar Forum Etkinlikler Nedir? Kitap Kitap  Tv TiVi  Müzik Blog Atölyeler Atölye  Bicümle Arama İletişim

SEMRA

SEMRA



Semra, köyün en güzel kızı değildi. Ama çok farklı bir havası vardı. Yürüyüşü, duruşu, başını tutuşu, elini sallayışı… Görenler, bir daha dönüp bakıyorlar fakat onda kendilerini etkileyen, bir daha baktıran şeyin ne olduğunu bilemiyorlar, bulamıyorlardı.

On sekizine yeni girmişti, Semra. Köyün diğer kızları gibi çeyizini hazırlıyordu, harıl harıl, Günlük işlerini bitirdikten sonra, camın önündeki sedire oturuyor, dantelini eline alıyordu. Bir yandan da radyoda çalan türküye eşlik ediyordu, keyifli keyifli. Açık camdan dışarı süzülen billur sesi, Seyit ağanın oğlu Haydar’ın dikkatini çekiyordu.

Haydar, askerden yeni gelmişti. Ağa olan babasından aldığı güçle türlü eziyetler yapıyordu, köylüye.

Arkadaşları ile sık sık kasabaya gidiyordu, Haydar. Dudu’nun evinin baş müşterisiydi. Önce sofralar kuruluyor, rakılar içiliyor sonra da kızlar çıkıyorlardı, sırayla. Yeni gelen her kızı, önce Haydar’a sunuyordu Dudu Kadın. Paranın nereden kazanılacağını çok iyi biliyordu.

İçki, kadın derken, gitgide daha ahlaksızlaşıyordu, Haydar. Köylüler, ondan yaka silkiyorlar, kızlarını nasıl koruyacaklarını bilemiyorlar ama ağa oğlu olduğu için de korkuyorlar, seslerini çıkartamıyorlardı.

Haydar, Semra’ya takmıştı aklını, uzun zamandır. Git gide de saplantı haline dönüşüyordu. Üstelik bir de söz kesilmişti Semra’ya, kahvenin sahibi Musa’nın oğlu Mahmut’la. Bu haber daha da çıldırtmıştı Haydar’ı. Çocukluk günlerinden beri sevmezdi Mahmut’u, köylünün aksine. Efendiliği, saygısı ile köylünün sevgilisi olan Mahmut’un canını yakmak için fırsat kolluyordu, senelerdir.

…/…

Gün, her zamanki gibi başladı. Semra, evi toparladıktan sonra tavukları yemledi. Ninesi, çok yaşlanmıştı ve yerinden bile zor doğruluyordu, ağrıları yüzünden. Bu yüzden de yapılması gereken bütün işleri Semra yapıyordu. Hiç gocunmuyor, şikayet etmiyordu. Çünkü ninesini çok seviyordu. Anne ve babasının ölümünden sonra onu ninesi büyütmüştü.

“ Nine, ormana yakacak toplamaya gidiyorum.”
“ Tamam, kızım ama sakın ağır taşıma. Eşeği de al.”
“ Alıyorum nineciğim, merak etme.”

Mis gibi havayı içine çekerek, ormanın derinlerine doğru yürüdü, Semra. Bir yandan türkü söylüyor, bir yandan da gözüne ilişen ağaç dallarını topluyordu. Keyfi yerindeydi. Mahmut’la çocukluklarından beri sevdalıydılar. Düğünlerine de çok az kalmıştı. Tek sorunu Haydar dı. Son günlerde, sık sık peşinde görür olmuştu Haydar’ı. Aralarındaki husumeti bildiği için Mahmut’a bir şey söyleyemiyordu. Nenesine açılmayı düşünmüştü ama onu da üzmek istememişti.

O sırada, koca çınarın altındaki mantarlar ilişti gözüne. Eşeği ağaca bağlayıp mantarları toplamaya başladı.

O kadar dalmıştı ki yaklaşan ayak seslerini duyamadı. Ağzına kapanan el ve beline sarılıp yere çökerten kol. Son hissettikleri bunlardı, gözleri kapanmadan önce.

…/…

Tarhana ovalamakta olan Hacer nene, bir çıtırtı duydu. Başını kaldırdığında kendisine bakan küçük sincabı gördü.

“Ne işin var senin buralarda? Ormanda olman gerekmiyor mu?”

Aynı anda bir gariplik olduğunu fark etti. Yavaşça doğruldu yerinden. Kendi etrafında döndü. Çevreye bakındı. Garipliğin ne olduğunu bulmaya çalıştı. Ses yoktu. Ormanın sesi yoktu. O anda Semra geldi aklına. Hiç bu kadar geç kalmazdı. Eve girdi, saate baktı. Dört saat olmuştu gideli. Tekrar avluya çıktı. Küçük sincap deli gibi zıplıyordu, olduğu yerde.

Yüreği sıkıştı. “ Hayır, hayır… Tanrı’m ne olur aklıma gelen olmasın.” Diyerek çıktı kapıdan. Yaşlı bacaklarının izin verdiği hızla köy meydanına doğru koşmaya başladı.

…/…

Haydar, kahveden içeri girdi.

“ Bana bir çay getir, kahveci Mahmut. Tavşankanı olsun ama haaaa!”
“ Hayırdır Haydar, pek mutlu görünüyorsun? Bilmediğimiz bir şey mi var? “ diye sordu, yan masada pişpirik oynayan arkadaşı.
“ Hee… Pek bi keyfim yerinde bugün, nedense?“

Mahmut, Haydar’ın yüzündeki pis sırıtışı görmezden gelmeye çalışarak çayı doldurdu. Tam masaya koyuyordu ki Hacer nenenin yazmasını savurarak, telaşla geldiğini gördü, camdan. Koşarak dışarı çıktı.

“ Mahmut, yetiş! Ağalar, yetişin!”
“ Ne oldu Hacer nene?”
“ Semra yok Mahmut. Yakacak toplamaya gittiydi ormana. Dört saat oldu, hala yok.”

Bütün kahve bir anda ayaklandı. Hayra alamet değildi, Semra’nın bu kadar zaman yokluğu. Hepsinin korkusu aynı şeydi ama dillendiremiyorlardı.

Mahmut önde, köylü arkada ormana doğru koşmaya başladılar. Haydar da karıştı aralarına.

“ Semra… Semra…”

Aramaya başlayalı bir saat geçmişti ki eşeğin anırması çalındı kulaklarına. Sesin geldiği yöne doğru yürümeye başladılar, hızla. İlk Mahmut gördü, ağacın dibindeki karaltıyı.

“ Semraaaaaaa…” diye haykırarak koştu.

Kırık bir bebek gibi yatıyordu, Semra. Diz çöktü, sözlüsünün yanına. Başını kucağına aldı. Dudağının kenarındaki kanı silmeye çalıştı, yemenisinin ucuyla. Gözyaşları sel olmuştu, Mahmut’un.

Hacer nene, dondu kaldı, olduğu yerde. Ne diyeceğini, ne yapacağını bilemedi.

Köylüler sessizdi. Orman sessizdi.

Acı çığlığı yankılandı Mahmut’un, ormanın derinlerinde:

“Ah! Benim talihsiz Semra’m. Hangi şerefsiz, hangi vicdansız, hangi ırz düşmanı kıydı sana? ”

Nereden geldiği, nasıl olduğu bilinmeyen bir rüzgar çıktı. Önce ince dalları sallandı, ağaçların. Sonra yerdeki otlar savruldular sağa, sola. Semra’nın kanlı yemenisi dalgalandı, hafiften. Otlarla birlikte havalandı. Kalabalığa doğru süzüldü, süzüldü… Boylu boyunca örttü, Haydar’ın başını.

Minik bir sincap geçti, Hacer nenenin önünden.


Eser Akpınar
01.03.2011
İzmir.















Etiketler:

 « Önceki 10 eleştiri   1   2   Sonraki 10 eleştiri » 

handan akbaş  | handan akbaş
03 Mart 2011 Perşembe 19:24:38


Okurken içim ezildi, öfke ve büyük bir nefret duydum, Semra gibi kızlara bu ahlaksız, şerefsizce tecavüzü yapan zihniyetlere.
Şiddete karşı bir insanım, ama gücüm yetse, imkan verseler vucutlarını kan fışkırana kadar dikenli sopalarla dövsem, öfkem yatışmıyor.Bu karakterde insanların anası kızkardeşi de mi yok?
Duyuyoruz kendi yakınlarına da ayni fiili işliyor sapık zihinli bazıları.
Hiç bir kadının böyle adice muamele görmediği bir ortam diliyorum, sevgi ve selamlar Eser kardeşim.


    [ Cevap yaz ]    

Hüseyin Akdemir  | Hüseyin  Akdemir
03 Mart 2011 Perşembe 00:05:49


Şairler sihirli sözcüklerle dans ededursun, öykücüler hayatın kendisiyle dans ediyor onu sözcüklere dökerken.
Nerde iyi bir öykücü bulsam, çocuk sevinci kaplıyor yüreğimi.
hüzünlü veya mutlu sonla bitmiş öykü, bu önemli değil. Hayatın kendisi bu değil mi zaten?
Semra, yapısıyla, anlatımıyla, içeriği ile çok güzel bir öykü olmuş.
Tebrik ediyorum Eser Hanım.
saygı ve sevgiyle kalın...


    [ Cevap yaz ]    

02 Mart 2011 Çarşamba 23:26:55


Okuduğum ilk öykünüzdü sanırım.Ve çok başarılıydı.Hayatın içinden bizden bir öykü.Kutlarım.


    [ Cevap yaz ]    

02 Mart 2011 Çarşamba 23:18:36


Canım harika bir öyküydü yine. Gözü kör olsun bu ırz düşmanlarının. Her şey kadının aleyhine işliyor. Nerede oklursa olsun bu böyle sanırım. Çok başarılıydı yine. Ne çabuk okudum anlayamadım bile. Tebrikler canım benim. Sevgilerimle...


    [ Cevap yaz ]    

ayhansarıkaya  | AYHAN SARIKAYA
02 Mart 2011 Çarşamba 23:16:20


Kaleminizden anlamlı ve estetik bir öykü okumak;harika bir duygu.

Tebrikler.

Selamlar.


    [ Cevap yaz ]    

Emine UYSAL (EMİNE45)  | emine uysal
02 Mart 2011 Çarşamba 21:30:43


Sevgili Eser, öyle güzel bir anlatım ki, yazının başından başlayıp ne zaman sona geldim hiç anlamadım. Öykü akıcı olduğu kadar da hazinliydi. Kalemin daim olsun arkadaşım. Yüreğine sağlık. İnan yazıları okuyamıyorum. Güçlükle sayfa açıldı senin yazındayım. İnşallah yorumum gider. Tebrik ederim.

Sevgimle...


    [ Cevap yaz ]    

tacettin yıldırım  | tacettin  yıldırım
02 Mart 2011 Çarşamba 21:26:46


bir köy güzelini seyrederken....o güzel köyde..... gezinirken....ağanın oğlu.....çirkinleştirdi....üzdü....semraya içimiz yandı.....zamanımfta kaızdada çok gitgide artıyor....yapan elini kolunu sallayıp geziyor.....dünya kadınlar haftası öncesinde .... sadece avutulan...analarımıza bacılarımıza evlatlarımıza..... çok güzel bir armağan....duyarlı kalemi kutluyorum saygılar


    [ Cevap yaz ]    

Eser Akpınar  | eser aslanlı
02 Mart 2011 Çarşamba 20:40:17


Bir yazıya ya da şiire yapılan görüşleri yanıtsız bırakmak, bana göre en büyük ihmalkarlığıdır yazarın. Ne var ki sitemizin yaşadığı sorundan ötürü tek tek yanıt yazamıyorum. Bu yüzden de özür diliyorum. Sistem açıldığında, bu eksiğimi kapatacağım, mutlaka.

Yazımı okuyan, görüşe değer bulan tüm dostlarıma teşekkür ediyorum. Sevgilerimi, saygılarımı ve selamlarımı gönderiyorum sizlere.


    [ Cevap yaz ]    

Bedri Tokul  | bedri tokul
02 Mart 2011 Çarşamba 19:14:24


Beni yazılarımdan bilen, ve yazılarından bildiğim bütün bayan yazarları PRETESTO ediyorum...
Öyle güzel yazıyorsunuz ki...
Vee... Öyle acı yazıyorsunuz ki...
Ve de çokta güzel yazıyorsunuz....
Edebiyat kazanıyor, ama bizler çok üzülüyoruz...

İşte siz Eser hanım...Yazsanızya İzmiri... Denizi.. sevgilileri, sevenleri...
Yokkkk.. Sizde akıma uydunuz...
Acının adı tat oldu bu günlerde sitede...
Ama olsun ... kazanan edebiyat olsunda ne olursa olsun

selam ve saygılarımla Eser Hanım...


    [ Cevap yaz ]    

02 Mart 2011 Çarşamba 17:33:08


Okurken nasıl geldiğimi bilemediğim bir hüznün içine girdim.Bugünümün yazısı diyebilirim.Anlatım zaten sade ve akıcı hüzünse farklı bir tatta verilmiş.Kalemin mola vermesin çok güzel.
Selam ve sevgiler


    [ Cevap yaz ]    


 « Önceki 10 eleştiri   1   2   Sonraki 10 eleştiri » 




SEMRA başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
02.03.2011 15:52:04
Toplam 12 yorum yapıldı
1231 çoğul gösterim
1205 tekil gösterim