Biz ancak bize hayran olanları can ve yürekten överiz. LA ROCHEFAUCAULD
E-mail: Şifre: Üye ol | Şifremi Unuttum
Şiir ve Edebiyat Platformu
Anasayfa Şiirler Yazılar Forum Etkinlikler Nedir? Kitap Kitap  Tv TiVi  Müzik Blog Atölyeler Atölye  Bicümle Arama İletişim

Sayın Başbakanım

Siz; hem Ankara’nın, Hem İzmir’in, hem Diyarbakır’ın, hem Rize’nin, hem Adana’nın, hem Snop’un, hem Muğla’nın, hem Tunceli’nin başbakanısınız.

Siz; Ülkemdeki; hem Sünni’nin, hem Alevi’nin, hem Ateistin, hem Roman’nın, hem Süryani’nin, hem Ermeni’nin, hem Rum’un hem Çerkez’in, hem Abaza’nın başbakanısınız.

Siz, hem içki içenin, hem Zemzem içenin, hem tütün içenin, hem şerbet içenin, hem ayran içenin başbakanısınız.

Siz; toprağı hem eşek çiftiyle, hem traktörle işleyenin, hem orakla biçenin, hem biçerdöverlinin başbakanısınız.

Siz; hem bakkalın, hem marketin, hem de dev mağazaların, hem ihracatçının, hem ithalatçının, hem demirci ustasının, hem marangozun, hem çeşmecinin, hem seyyar satıcının, hem tatlıcın, hem turşucunun hem bal satanın, hem sirke satanın başbakanısınız.

Siz; hem memurun, hem işçinin, hem köylünün, hem şehirlinin, hem dulun, hem yetimin, hem şehit annesinin, hem askerin, hem polisin, hem tapu memurunun, hem hâkimin, hem savcının, hem Atatürkçü Düşünce Derneği üyesinin, hem Okyanus ötesinin başbakanısınız.

Siz hem toprak damlı evde yaşayanın, hem apartmanda, hem villada, hem gecekonduda, hem plazada, hem yazlıkta, hem kışlıkta yaşayanın başbakanısınız.

Siz hem başörtülünün, hem de mini, eteklinin başbakanısınız.

Siz hem ömründe deniz görmemişin, hem denizden hiç çıkmamışın, hem sahillerde mayoyla, hem haşemayla tatil yapanın, hem parklarda el ele, göze göze yürüyen sevgililerin, hem kocası üç adım önde karısı beş adım geride yürüyenlerin başbakanısınız.

Siz hapishanelerdeki kader mahkûmlarının, dışarıdaki özgürlük sevdalılarının başbakanısınız.

Siz Türkçe konuşanın da Türkçe konuşamayanın da başbakanısınız.

Siz “cahillerin” de, “göbeğini kaşıyanların” da, “bidon kafalıların” da, “seçmesini bilenlerin ve bilmeyenlerin” de, bu yakıştırmaları yapanların da yapmayanların da, küfür edenlerin de, övgüler düzenlerin de, bu düzeni sevenlerin de, sevmeyenlerin de, 58’in de, 42’nin de başbakanısınız.

Siz bir tek caddesinde 40 tane birahanesi, her mahallesinde 5 tane camisi bulunan, sokaklarda ellerinde şarap şişeleriyle dolaşılanın da Kur’an okuyarak yürünenlerin de başbakanısınız.

Akdeniz’de yaşayanın da, Ege’de yaşayanın da Marmara’da, Karadeniz’de, Doğu’da ve Batı’da yaşayanın da, başbakanısınız.

Siz; ABD’de, Avrupa’da, Asya’da, Afrika’da yaşayan vatandaşlarımızın da başbakanısınız.

Siz bir kilometrelik yolun bakımı için her yıl trilyonlarca para akıtılan şehirlerdeki insanın da, kurulduğu günden bugüne kadar asfalt yüzü görmemiş köy yollarında ömür tüketenlerin de başbakanısınız.

Siz 24 saat, terör korkusuyla, kan ve barut kokusuyla yaşayan; güllerin, papatyaların kır çiçeklerinin kokusuna, bülbül sesine hasret kalmış insanların da başbakanısınız.

Yırtık ayakkabısıyla her gün beş kilometrelik yol yürüyüp okula gitmeye çalışan çocukların da, gardırobundaki 200 çift ayakkabısını böbürlene böbürlene sergilemekten haz duyan şarkıcı kızımızın da başbakanısınız.

Siz geri bırakılmış, cahil bırakılmış, fakir bırakılmış, eğitim ve fırsat eşitliğinden yeterince faydalandırılmamış, töre’den başka ahlaki ve kültürel değerlerin de varlığından haberdar edilmemiş Şehmuz Efendi’nin, Temel Amca’nın Dursun Dayı’nın, Mehmet Emmi’nin, Ahmet Dede’nin de, kendisine birden fazla üniversite bitirebilme, ABD’de, Avrupa’da öğrenim görebilme imkânı verilmiş Onur Beylerin, Erdal Beylerin de başbakanısınız.

Hülasa Sayın Başbakanım siz; sadece Ankaralının değil, Diyarbakırlının da, İzmirlinin de Konyalının da, Samsunlunun da Antalyalının da başbakanısınız.

Sayın Başbakanım!

Yarından tezi yok, Diyarbakır’ın herhangi bir yerinde derhal kamulaştırma işlemlerini başlatınız.. Sadece AK Parti Hükümetinin değil, gelecekteki tüm Türkiye Cumhuriyeti Devleti hükümetlerinin de kullanacağı yılda tam bir ay, ihtiyaç duyulduğunda ise her zaman, Ülkemizin yönetebileceği, sevk ve idare edebileceği, halk ile iç içe olabileceği; Haberleşme, ulaşım, sosyal, kültürel ve benzeri her türlü imkânı bünyesinde barındıran Ankara Hükümetinin bir şubesi niteliğindeki bir yönetim mekanizmasını ve tesislerini orada kurmak için çalışmaları başlatınız. O bir ay içerisindeki; yurt dışı ve yurt içinden resmi karşılamaları, görüşmeleri ve protokolleri orada uygulayınız. O bir ay içerisine denk gelen bayram merasimlerini orada icra ediniz. Bunun için gereken kanunları derhal çıkartınız Sayın Başbakanım.

Göreceksiniz ki bu uygulamanızı bundan sonraki zamanlar içinde, uygulamayan, uygulamaktan imtina eden bir tek Cumhuriyet hükümeti olmayacaktır. Yaptığınız bu iyiliğe son verilmesine teşebbüse dahi cesaret edilemeyecektir. Ne yani; “Ülkemiz Diyarbakır’dan sevk ve idare edilemez, bu durum bölücülüğün ve ayrımcılığın daniskasıdır” mı diyecekler? Eğer böyle diyeceklerse pekâlâ o zaman; Başbakanlarımız ve Cumhurbaşkanlarımız niçin yılın belli dönemlerinde İstanbul’da ikamet edip de Ülkemizi oralardan yönetme ihtiyacı hissediyorlar? İstanbul ile Diyarbakır’ın verdiğimiz önem bakımından ne farkları var? Böyle bir farkın olduğunu iddia etmek ulusalcığımızı, milliyetçiliğimizi, toprak bütünlüğüne olan sadakatimizi tartışılır hale getirmez mi? Bunların sadece hamaset boyutunda, düşünceler boyutunda kaldığını göstermez mi?

Diyarbakır ile birlikte aynı zamanda İzmir’de, Konya’da, Samsun’da, Antalya’da da aynı icraatları başlatınız Sayın Başbakanım. Sevk ve idarenizi birer ay sürelerle ve ihtiyaç hâsıl olduğu her zaman oralardan yürütünüz.

Sayın başbakanım, tamam Ankara bizim başşehrimiz. Orası bizim beynimiz. Beynimiz iyi çalışıyor, beynimiz sağlıklı… Fakat başbakanım, kollarımız ağrıyor, omuzlarımız çökük, bacaklarımız romatizmalı, yürümüyor başbakanım.… Gözlerimizin feri sönüyor, burnumuz koku alama özelliğini kaybetti. Kulaklarımız sağır, parmaklarımız uyuşuk… Sayın Başbakanım, hepsinden önemlisi de kalbimiz yaralı, sevgi eksildi yüreğimizden. Saygı yok oldu. Kin ve nefret kapladı her yanımızı. Tedaviye ihtiyacımız var Sayın Başbakanım. Bu hastalığın tedavi edilmesi gerekiyor. Bitmesi gerekiyor bu ızdırabın…

Gelin Diyarbakır’a, İzmir’e, Samsun’a, Antalya’ya “sevgi hastaneleri” kuralım. Sevgi tarlaları oluşturalım. Ekelim tohumları, çimlensin, kök salsınlar derinlere.

“Ülke, Ankara’dan yönetilecek” diye ilahi bir emir mi var Sayın Başbakanım. Her yolu deneyin, denenmemiş bir tek patika bile kalmasın.

Sayın Başbakanım! Neye mal olacaksa, hangi parayla, hangi iş gücüyle, hangi beyin gücüyle yapılacaksa yapılsın, yapınız lütfen. Bu yara kapansın, bu yara iyileştirilsin, bu yaranın vücuda dağılması halinde tedavisi yok, sonu ölümdür Sayın başbakanım.

Bakın bunlar yapılırsa, o zaman neler olacak?

Güneş, memleketimin üstüne bir başka türlü doğacak. Memleketimin dağlarında, kırlarında güller açacak. Kuşlar uçacak gökyüzünde Heron’lar, mermiler yerine. Fesleğenler kokacak barut kokusuna inat. Yüzlerinde gülücükler oluşacak, on yüz milyon baloncuğa kavuşacak çocuklar. İzmir’den Hakkâri’ye Hakkâri’den Samsun’a gizemli yolculuklar yapacak sevgililer. Kitaplar yazılacak sevgi üstüne, türküler söylenecek aşk ve sevda üzerine.

Ben o kitabı yazdım bile Sayın Başbakanım.

---0---

Bir Kitap Yazdım

Bir kitap yazdım,
Henüz yayınlanmadı.
Mayınlanmamış patikalar çizdim içine.
Avuç avuç umut,
Kucak kucak sevgi koydum.
Ne ona pusu
Ne buna tuzak kurdum,
Önsözünü ben yazmadım,
Yazdırdım çocuklara;
“Işıl ışıl gözlerimiz, parlak geleceğimizdir” demişler.
Sonra bir gülücük koyup, cümleyi bitirmişler…
İçindekiler;
Nasırlı eller,
Göz pınarları kuru,
Tertemiz,
Saf,
Dupduru…
Analar,
Anaları,
Analarımız…
Kapağına güller, dikensiz güller çizdim…
Bembeyaz bir kurdele, bir damla gözyaşı…
Son satırı manidar;
“Bitirin bu savaşı! ”

Mayıs/2010






Etiketler:


11 Aralık 2010 Cumartesi 13:57:01


Diyarbakır 'a İzmir 'e v.b. şehirlere gitmekle iş bitmiyor sayın yazarım.

ve bu şehirlere gitmedende anlayabilir, amaç oy kazanma politikası olmamalı
ama hizmet olmalı ve bu halkı anlamalı.

işsizlikten yakınan köylüye ''ananıda al git '' dememeli..

güvenlik güçlerine ''genç , yaşlı , çoluk çocuk demeden gerekeni yapın '' dememeliydi.

önce düşüncelerini ve halkı kucaklama şeklini değiştirmeli...

Filistinli çocuklara ağlarken doğuda can veren Ceylanlara geçmiş olsun bile diyemedi...

sayın başbakan elini vicdanına koymalı.


barış dolu , umut dolu yazınızı kutlarım
saygılar efendim

li_la tarafından 12/11/2010 1:58:03 PM zamanında düzenlenmiştir.


    [ Cevap yaz ]    




Sayın Başbakanım başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
10.12.2010 19:05:17
Toplam 1 yorum yapıldı
403 çoğul gösterim
396 tekil gösterim