Şeref, kumsalı olmayan arızalı bir adadır; bir bırakırsak bir daha geri dönemeyiz. BOiLEAU
E-mail: Şifre: Üye ol | Şifremi Unuttum
Şiir ve Edebiyat Platformu
Anasayfa Şiirler Yazılar Forum Etkinlikler Nedir? Kitap Kitap  Tv TiVi  Müzik Blog Atölyeler Atölye  Bicümle Arama İletişim

Aile Okul Ve Sosyal Çevrede Değer Olgusunun Yeri ve Eğitim

Aile Okul Ve Sosyal Çevrede Değer Olgusunun Yeri ve Eğitim

Öğretmenlik öyle bir meslek ki…Malzemesi insan, girdisi insan, çıktısı yine insan..her meslekte hatalar yapılabilir ve bu hataların telafisi mümkündür..Ancak öğretmenlik dediğimiz zaman hataya asla müsaade yoktur.Çünkü kaybedecek eğitim zayiatı diyebileceğimiz bir tek birey yoktur..

Öğretmenlik öncelikle vicdan işidir..Sevgidir, özveridir..Bu gün haberlerde Başbakanın öğretmenler günü kutlama mesajını dinledim diyordu ki; “hiçbir teknoloji öğretmenin yerini alamaz” Bir an düşündüm; onca görsel malzeme, CD’ler, kaynaklar arama motorları konuşan sözlükler aklıma şu an gelmeyen onca şey… Artık bilgiye ulaşmak öyle kolay ki günümüzde..Cilt cilt ansiklopedileri çöplere attık..Bilgiyi indeks sırasına göre aramaktan kurtulduk.. Öğrenmek istediğimizi yazıyoruz, en geç üç saniye içinde bilgi elimizin altında..Peki öğretmene asıl ihtiyaç hangi noktada doğuyor.
Öğretmenlik mesleğinde iki türlü eğitim vardır. Birincisi akademik, ikincisi ise karakter eğitimi..Ben bu yazımda karakter eğitimi üzerinde durmak istiyorum..Akademik eğitimde kişi ne denli başarılı olursa olsun, karakter olarak toplumun değerlerine ters düşüyorsa, bir hiçtir o zaman..Hani okumuş cahiller dediğimiz insanlar vardır..Ya da toplumsal kurallara uygunsuzluğunu karaktersizlik olarak nitelendirdiğimiz kaypak kişiler…
Bir öğretmen görevinin bilincinde olmalı, öğrencinin karakter eğitimini asla ikinci planda tutmamalıdır…Öncelikle, insanı insan yapan değerlerle öğrencisini yoğurmalıdır..

Öğrenci elimize geldiğinde ham bir maddedir onu en güzel şekilde işlemek, şekil vermek, ayakta durmasını sağlamak ve onu öncelikle kendisine sonra, anne babasına, vatanına, milletine yararlı bir birey olarak yetiştirmek boynumuzun borcudur..Asıl o zaman vazifemizi yaptığımız rahatlığı ile vicdanen rahat olabiliriz..

Zamana atıyoruz suçu, ahlak olarak yozlaşan bir toplumun varlığından sürekli bahsediyoruz.. Üniversiteli gençlerimizin cehaletlerini gözler önüne seren videolar ortalıkta cirit atıyor..Gülüyoruz, kızıyoruz, bazen de ah çekiyoruz...Peki hata nerede diye hiç soruyor muyuz kendimize? Anneler babalar eğitimciler kendimizi yargılıyor muyuz? Düşünmeyen, sürekli tüketime endeksli, marka tutkunu, Cep telefonundaki bilmem kaç bin mesajı bitirmeyi görev edinmiş bu gençleri kim yetiştirdi nerede yanlış yaptık?...

Çocukken çok net hatırlarım..Küfür en büyük kavga sebebiydi..annem zapt edemezdi kardeşlerimi “küfretti anama” diye resmen delirirdi o dönem de çocuklar..ya şimdi ağızlarında sürekli annelerinin edep organı olan çocuklara şahit oluyorum.Eminim sizlerde şahit olmuşsunuzdur.bu edepsizliğe kaç kişi karşı çıkıyor..ben hala delirenlerdenim..”Çocuğum annen bu denli mi ucuz sürekli ağzınızda” diyorum yanlış söze küfre duyduğu zaman kaç kişi tepki veriyor duymazdan, görmezden gelmek kolayımıza geliyor..Ya da çocuklarımız küfre ne zamandır “Yarabbi şükür “demekte.Nasıl bozuldu bu derece ağızları..

Toplumsal sorunlar kimsenin umurunda değil, günü gün etme telaşında gençlerimiz...Fakirlik,yokluk, siyaset, dünya sorunları, açlık, ülke sorunları, savaşta ölen çocuklar kimin sorunu…Kulaklarında walkmanleri dünyaya kulak tıkıyorlar..Üç boyutlu gözlüklerle film izliyor ancak hayatın en basit boyutlarını görmeyi reddediyorlar..Markalara,fast foodlara,son model bilmem kaç mega pikselli telefonlara avuç dolusu paralar veriyorlar, ancak herhangi bir sorumluluk almıyorlar..Sorun çok; ya çözüm..ya sorunun kaynağı nedir? Ciddiyim bazen çok tıkanıyorum katkılarınıza, yorumlarınıza ihtiyacım var.daha doğrusu ihtiyacımız var ki paylaşarak doğruyu bulalım..

Öncelikle anne babalığımızı yargılamak niyetindeyim.Baba erkil ailelerde çoğumuz baskı ile büyüdük.Şartlar dahilinde belki de, eksik bırakıldık… İstedik ki çocuklarımız bu zorlukları yaşamasın.Bizim gibi olmasın anne baba ilişkilerinde resmiyeti değil samimiyeti bulsun.Birde psikologlar, pedagoglar koca koca eğitimciler,büyük büyük laflar ettiler..Sınırsız sevin, dost olun, arkadaş olun çocuklarınızla dediler..Dinledik doğruyu bilmiyorduk.Onlar söyledi biz uyguladık..Sorumluluk vermedik..İş yaptırmadık her şeyi ellerine verdik. Bireysel ihtiyaçlarını bile yaptırmaya kıyamadık.Sofrasını önüne koyduk, odasını topladık.İstediği her şeyi tüm gücümüzü zorlayarak yerine getirmeye çalıştık...Sürekli verdik, özgür bıraktık, sınır- hudut çizmedik çocuklarımıza..Bencillik abidesi bir nesil yetiştirdik..Sadece kendini düşünen verdiğiniz ölçüde sevginizi tartan çocuklar..Yetmediğimiz yerde, az biraz kısıtladığımızda bize isyan eden çocuklar…Arkadaş olmayı becerdiğimiz, ama bir türlü anne baba olmayı beceremediğimiz çocuklar..Halbuki es geçtiğimiz en önemli nokta, zaten onların yaşamları boyunca pek çok arkadaşı olacaktı...Onların sadece anne babaya ihtiyacı olduğunu göz ardı ettik..Hayat denilen arabanın direksiyonunu bu ehliyetsiz sürücülerin eline verdik..Her çarpıp yara aldıklarında bizim canımız onlardan daha çok yandı..

Ya medya neleri meşhur etmedi çocuklarımızın beynini nasıl karakterlerle doldurmadık ki moda yaptık “Sıla tokası, Bihter parfümü, Ferhunde’nin bilmem neyi” nasıl sevdirdik kızlarımıza bu karakteri düşük rollerden cama yansıyanları.. Nasıl kötüyü örnek almalarını sağlayabildik. Bir türlü kendi olamayan sürekli yanlışı idol (! ) alan, taklit eden çocuklar yetiştirdik...Aile içindeki yanlış ilişkiler,ihanetler öylesine doğal olarak sentezlenip süslenip püslenip medya tarafından verildi ki, en yüksek derece de tabir edeceğimiz ahlaksızlıkları bile yadırgamaz olduk..Normal karşıladık..Haftalık sevgili değiştirmeler normal oldu.Kimse olumsuzlukları yadırgamıyor.. Dün başka arkadaşı ile çıkan kızı koluna takıp, diğerinin yanında en ufak bir rahatsızlık duymadan gezen gençlerle doldu sokaklarımız…Midemiz genişledi..Hazmetmemiz kolaylaştı.. Tüm bunlar ar olmaktan çıktı..Çünkü medya sürekli bunu işledi bunu öğretti… Günümüzde insanların sosyal çevresi, aile ile sınırlı kalmamış; televizyon, sinema, dergi, internet, reklâmlar aracılıyla bütün dünya, gençlerin sosyal çevresi olmuştur. Bu nedenle artık ailenin, eğitimcilerin çocukların değer sisteminin gelişmesindeki etkisi, eskiye göre daha azalmış buna karşın sorumluluğu daha da artmıştır.


Gelelim öğretmenliğe akademik başarının getirdiği alkışları daha çok duymak istedi kulaklarımız:..SBS, OKS, YGS, KPSS, LYS daha pek çok “S” lere endekslendik.. Galiba biraz da karakter eğitimini ihmal ettik..Etmedikse de öyle yönlendirildik..Başarıyı rakamlarda aradık, rakamlarla açıkladık; okul başarısı, ilçe, il başarısı, bölge başarısı sonra ülke başarısı en çok bunlar bizlere soruldu..En çok amirlerimiz, kurumlarımızca, bizim akademik rakamlarımız takip edildi..Karakter eğitimimiz sorgulanıp ön plana çıkarılmadı....

Zaman öyle bir zaman ki tekrardan karakter eğitimini akademik eğitimle baş başa götürmek gerekir...Bu toplumun geleceği için yadsınamayacak bir gerçektir artık… Toplumu toplum yapan ahlaki, dini, örf ve adetlerimizden gelen seçkin örnekleri tekrar yaşama dahil etmemiz gerekir..Dahil etmek yetmez yaşamamız, örnek olmamız gerekir.Önce kendimizin üstün karakter vasıflarına inanıp desteklemesi ve öğrenciye vermesi gerekir.
Ahlakın değişmeyen değerleri vardır. En önemli toplumsal değerlerin başında saygı, sevgi, sorumluluk gelir. Bütün zaman ve mekânlarda geçerli olan değerlerden bazıları ise; Adalet, alçakgönüllülük, anlayış, arkadaşlık, bağışlayıcılık, bağlılık, barış, cesaret, cömertlik, doğruluk, dostluk, düşünceli olma, empati, güvenilirlik, hoşgörü, istikrarlı olma, işbirliği, itaat, iyilikseverlik, kanaatkârlık, liderlik, merhamet, nezaket, özgüven, paylaşma, sabır, sadakat, saygı, sevgi, sorumluluk, şükran, tutumluluk, vefa, yardımseverlik, namusluluk (iffet), manevilik, yaşama sevinci, disiplin, söz ve davranışlarda tutarlılık gibi değerler önde gelen değerlerdir.

Bu değerleri çoğaltabiliriz. Toplumumuzda, vatan, millet sevgisi, şehitlik, gazilik, insanları sevme sayma, sorumluluk, sabır, paylaşma, yardımlaşma, şefkat, merhamet, büyüklere saygı, ilme ve sanata sevgi, aileye saygı, aile bütünlüğünü koruma, insan ilişkileri gibi değerler üstün değerler arasındadır. Bu değerlerin köklerini araştırdığımızda, her birinin altında az veya çok Allah’a ve dine olan inançların yattığını görürüz.
Örneğin, vatan sevgisinin altında dinî inanç vardır. İslam dinin öğretilerini göz önünde bulundurduğumuzda değerler öğretisinin ön planda tutulduğunu görürüz. Helal-haram, günah-sevap, kavramları birey için el freni mekanizması yerini tutmaktadır. Ölümden sonra amel defterinin kapanmaması bizi kalıcı eserler bırakmaya yönlendirir.Şehitlik mertebesinin yüceliği vatan sevgimize onun için ölümü göze almamıza etkendir..Sadaka,zekat mekanizması Sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın en önemli mihenk taşlarından biridir...Bu yüzden dini değerlerin öğretimin dışına alınması son derece sakıncalıdır.Gerek anne babalar gerekse toplum dini değerleri öcü gibi görmekten vazgeçmelidir,bu gün çok tartışılmasına rağmen din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri eğitim programı içerisindeki yerini korumalıdır


Çocukların eğitiminde anne babalarında eğitimcilerin de sosyal etkenler arasında sayacağımız medyanın da üstüne düşeni yapması gerekir..Özellikle medya üzerinde bu konularda RTÜK’ün ciddi boyutta yaptırım yetkisi olmalıdır.Bu medyaya müdahale diye adlandırılmamalı aksine ülkenin geleceği düşünülerek ciddi bir şekilde yaptırımlar getirilmeli devlet politikaları bu konuda daha işler hale getirilmelidir…

Zaman zaman sorduğumuz, “Ne olacak bu gençliğin hâli?” sorusu, aslında “Ne olacak bu eğitimin hâli?” sorusuyla birebir eşleşmektedir. Çünkü ortada gençliğin “”kişiliğine” dair bir sorun varsa, eğitimde bir “değerler” sorunu var demektir. Çocukların yüreklerinin darmadağınık edildiği bir zamanı yaşıyoruz. Bizim değer sunamadığımız yürekler, bayağı değerlerle dolduruluyor. Bu nedenle toplumu oluşturan her kesimin üzerine düşen görevi büyük bir ciddiyetle yapması gerekir…

Tüm meslektaşlarımın “Öğretmenler Günü” kutlu olsun..

Perihan TUNÇOK KILIÇ
ESMİZE


değer veren okuyan,beğenen beğenmeyen seçkiye layık gören seçki kurulu üyelerine de ayrıca teşekkürler sevgi ile






Etiketler:

 « Önceki 10 eleştiri   1   2   Sonraki 10 eleştiri » 

02 Aralık 2010 Perşembe 09:35:53


Bu özel ve son derece yararlı yazınızı nasıl okumadım.Kendi kendime dövünüp duruyorum.Değerli arkadaşım.Yazdıklarının tümüne katılıyorum.Hem anne babalık,hem öğretmenlik gerçekten özveri ve büyük fedakarlık istiyor.Özellikle anne ve babaların bilinçlenmeleri gerek.Haspelkader çocuk sahibi oluyorlar.Bilinçlendirilmeleri gerek.Anne ve baba eğitimi zorunlu olmalı aslında.Bu sadece bizim ülkemiz için geçerli değil.Tüm dünya ülkelerinin duyarlı olması gereken bir konu.Nesiller nereye gidiyor,bu gidişatın sonu nereye varacak.Sizin,benim ve bizler gibi düşünen insanlarımızın sayısının artması,sorunlara gereken önemin verilmesi gerekir acilen.Yeni yetişen neslin çoğunluğunu görüyoruz.Onlara bir çok değerle beraber,insani değerleri,ulusal değerleri ve bunun gibi bir çok erdemleri erken çocukluk döneminden itibaren vermek gerekiyor.İfade ettiğiniz gibi,akademik eğitimin yanı sıra,karakter eğitimi de şart.

Mutlaka okunması gereken aydınlatıcı ve çok değerli yazınızın üzerine eklenecek sözüm bulamıyorum.Tebrik ediyorum.Eğitim yolunda,yaşamınızda başarılar diliyorum .Sevgiyle ve sağlıkla kalın.


    [ Cevap yaz ]    

25 Kasım 2010 Perşembe 21:29:46


Şayet öğretmenlerimiz bu tür endişeler taşıyor ve çözümler arıyorsa çocuklarımız emin ellerde demektir. Ben eski günleri pek arama taraftarı değilim, Aslında pek de beyendiğimiz yıllar değildi. Bizler malesef hababam sınıfı gibi filimlerle büyüdük avrupada olsa kesinlikle yasaklanırdı bir sınıf düşünün öğretmenine kel, arkadaşına inek diyor okuldan kaçıyor, hırsızlık yapıyor, kopya çekiyor, gayri meşru çocuk sahibi oluyor ama sonunda hepsi çok iyi kalpli çocuklar mesajı veriliyor onu benim külahıma anlatsılar lafı çok uzatmayalım bu filimin bizim eğitim sistemine o kadar zararı olmuşturki yıllar geçse telafi edilemez. Aslında hepimiz öğretmeniz, yani hepimizin öğrenme ve öğretme sorumluluğu var. Çocuk dünyaya geldiğinde bile bazen eğitim için çok geç kalınmış oluyor çok önceleri başlanması gerekir bence. Ayrıca eğitimde çocuklara kızmayın dövmeyin vs diye anlatılanların altında yatan gerçek çocuğun kendine güveninin kaybolmamasıdır ezerseniz çocuğu en kıymetli hazinesi olan kendine güvenini yitirir.Öğretmenler gününüzü kutlar

ekbenem tarafından 11/25/2010 9:36:22 PM zamanında düzenlenmiştir.


    [ Cevap yaz ]    

25 Kasım 2010 Perşembe 17:06:49


Perihan Hanım öncelikle sizi tebrik etmk istiyorum. Bu arada da geç de olsa öğretmenler gününüzü de kutlarum. Kesinlikle Öğretmenlik, çok özel ve değerli mesleklerden bir tabnesi. Elinize ham malzemeyi alıyor ve onu yoğuruyrsunuz, ona bir manada ruh veriyosunuz. Sizin başarınız, öğrencinin başarısı, hayatta başarılı bir insan olması herşey buna bağlı. Kaçırdığım için üzülürdüğm bu güzel yazıyı fakat olması gereken yerde olduğu için şanslıyım. Tebrik ve sevgilerimle

Nermin Kaçar tarafından 11/25/2010 5:09:55 PM zamanında düzenlenmiştir.


    [ Cevap yaz ]    

YükselAkcum  | yüksel akcum
25 Kasım 2010 Perşembe 16:32:53


Öğretmenlik öncelikle vicdan işidir..Sevgidir, özveridir..Bu gün haberlerde Başbakanın öğretmenler günü kutlama mesajını dinledim diyordu ki; “hiçbir teknoloji öğretmenin yerini alamaz” Bir an düşündüm; onca görsel malzeme, CD’ler, kaynaklar arama motorları konuşan sözlükler aklıma şu an gelmeyen onca şey… Artık bilgiye ulaşmak öyle kolay ki günümüzde..Cilt cilt ansiklopedileri çöplere attık..Bilgiyi indeks sırasına göre aramaktan kurtulduk.. Öğrenmek istediğimizi yazıyoruz, en geç üç saniye içinde bilgi elimizin altında..Peki öğretmene asıl ihtiyaç hangi noktada doğuyor.
Öğretmenlik mesleğinde iki türlü eğitim vardır. Birincisi akademik, ikincisi ise karakter eğitimi..Ben bu yazımda karakter eğitimi üzerinde durmak istiyorum..Akademik eğitimde kişi ne denli başarılı olursa olsun, karakter olarak toplumun değerlerine ters düşüyorsa, bir hiçtir o zaman..Hani okumuş cahiller dediğimiz insanlar vardır..Ya da toplumsal kurallara uygunsuzluğunu karaktersizlik olarak nitelendirdiğimiz kaypak kişiler…
Bir öğretmen görevinin bilincinde olmalı, öğrencinin karakter eğitimini asla ikinci planda tutmamalıdır…Öncelikle, insanı insan yapan değerlerle öğrencisini yoğurmalıdır..

Öğrenci elimize geldiğinde ham bir maddedir onu en güzel şekilde işlemek, şekil vermek, ayakta durmasını sağlamak ve onu öncelikle kendisine sonra, anne babasına, vatanına, milletine yararlı bir birey olarak yetiştirmek boynumuzun borcudur..Asıl o zaman vazifemizi yaptığımız rahatlığı ile vicdanen rahat olabiliriz..

Zamana atıyoruz suçu, ahlak olarak yozlaşan bir toplumun varlığından sürekli bahsediyoruz.. Üniversiteli gençlerimizin cehaletlerini gözler önüne seren videolar ortalıkta cirit atıyor..Gülüyoruz, kızıyoruz, bazen de ah çekiyoruz...Peki hata nerede diye hiç soruyor muyuz kendimize? Anneler babalar eğitimciler kendimizi yargılıyor muyuz? Düşünmeyen, sürekli tüketime endeksli, marka tutkunu, Cep telefonundaki bilmem kaç bin mesajı bitirmeyi görev edinmiş bu gençleri kim yetiştirdi nerede yanlış yaptık?...

işte farkındalık toplumsal bilincin etik olarak yozlaşan yobazlaşan baneneci zihniyetlerin ana baba olma bilinçlerinin tükenmişlikleri , ben yapmadım , ben yemedim sen ye evlatlarımıza iyi yi öğretme yerine hazır yemenin yolları köşedönmeceler en kolay kazanma yolunun öğretildiği tükenmişliklerimiz birey olmanın topluma faydalı birey olmanın özürnde SORUMLULUK duygusunun saygının sevginin özünde birleşmek olduğuna dikkat çekmek böylesi amlamlı görevinin bilince TÜM ÖĞRETMENLERİMİN ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN.SAYGILARIMLA.


    [ Cevap yaz ]    

25 Kasım 2010 Perşembe 12:26:00


EĞİTİMDEN TOPLUMA YANSIYAN BOZULMALAR ve YANLIŞLAR ÜZERİNE KATKI:

"...Bu değerleri çoğaltabiliriz. Toplumumuzda, vatan, millet sevgisi, şehitlik, gazilik, insanları sevme sayma, sorumluluk, sabır, paylaşma, yardımlaşma, şefkat, merhamet, büyüklere saygı, ilme ve sanata sevgi, aileye saygı, aile bütünlüğünü koruma, insan ilişkileri gibi değerler üstün değerler arasındadır. Bu değerlerin köklerini araştırdığımızda, her birinin altında az veya çok Allah’a ve dine olan inançların yattığını görürüz.
Örneğin, vatan sevgisinin altında dinî inanç vardır. İslam dinin öğretilerini göz önünde bulundurduğumuzda değerler öğretisinin ön planda tutulduğunu görürüz. Helal-haram, günah-sevap, kavramları birey için el freni mekanizması yerini tutmaktadır. Ölümden sonra amel defterinin kapanmaması bizi kalıcı eserler bırakmaya yönlendirir.Şehitlik mertebesinin yüceliği vatan sevgimize onun için ölümü göze almamıza etkendir..Sadaka,zekat mekanizması Sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın en önemli mihenk taşlarından biridir...Bu yüzden dini değerlerin öğretimin dışına alınması son derece sakıncalıdır.Gerek anne babalar gerekse toplum dini değerleri öcü gibi görmekten vazgeçmelidir,bu gün çok tartışılmasına rağmen din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri eğitim programı içerisindeki yerini korumalıdır..."

***


Öncelikle çok hoş bir giriş ve etkileyici bir gelişme bölümü okudum. Önerileriniz, yazınızda çokça vurguladığınız karakter/kişilik sorununu, genel olarak üst yapısal değerlerle ele almış olsa da, sonuçta doğru doğrudur. Doğrunun ahlak ve din ağırlıklı kısmını yakalayıp, ordan bile bir başlangıç yapsa insan; eni sonu külli- kısmi zıtlaştırması yaparak, reel veya bilimsel doğruya erişebilir.

Namus anlayışını bireyden topluma doğru giden, tümevarımcı yöntemsel bir sonuç olarak, toplumsal bir olgu yoğunluğunda değerlendirdiğimizden, kişilikten elbette soyutlayamıyoruz ama kavramı somutlaştırmaktan kaçınmak, yer yer ona yönelik şikayete yakın sözler etmekte, bizi, yine eksik bir öğrenci/insan tipolojisine getirmekten başka yarar sağlamayacaktır.

Namusun "nomos" kökeninden geldiğini bildiğinizi varsayarak, kelimeye öncelikle aydın ve nomos ve de soyut ve somutluk bütününden bakmadıkça, şikayet ettiğimiz hususların devam edeceğini düşünmekteyim. Öyleyse şöyle bir önerme yazarak anlatmak istediğimizi özetleyelim.

Ne erkeklik ne dişilik, öncelikle illa ki kişilik ! Ve devamen; namuslu birey olmak ne toplum baskısı, ne dinsel değer baskısı, ne de başka genel kabul görmüş değerlerden birini tekilci olarak referans alarak algılamış olmak değil, aksine ve bütün bunlardan öte insani bir bütünlemeyle, namusun, insanın düşün ve duyum dünyasında kodlanabildiği ölçüde ve yine kişinin bunu akli/iradi eylemiyle değiştirme, pekiştirme ve dönüştürme yetisiyle gerçekleşebilecektir.

Değerli yazar, en yukarıda alıntıladığım yazınızın sonuç bölümündeki size ait bu satırlar, bunca güzel ve değerli gözlemlemeler yapabilmiş bir eğitimcinin gelebileceği bölümsel ve yukarıda da söylediğim üstyapısal çözümlerde kalmamalı ve bu önermeyle bitmememliydi.

Ülkemiz ve dünyada yükselen değerler; modernist ve akılcı eğitim değil, postmodern, bireyci, din/ahlak merkezli olarak görünmektedir. Görünmektedir diyorum: Burada ısrarla görüntü ve öz arasındaki tutarsızlığı vurgulayarak asıl sorunun burada olmasına işaret etmek amacındayım. Yine ülkemizde ve dünyada, görüntü olarak belirttiğim yükselen değerlere rağmen bir o kadar da dejenerasyon ve vulgarize olmuşun arttığını görebiliyoruz. Ama insanımız, eğitimcimiz, politikacımız, aydınımız ısrarla bunu görmemektedir. Bu hâl süt ve zehir, ateş ve barutun bir arada bulunupta zehirlemeyeceği, patlamayacağına maalesef saf saftirik inanan eğitilebilirlik seviyede bir inanca benziyor, bu hâl ibret verici ve gülümseticidir !

Din olgusunu toplumsal çöküşe kesin çare olarak önerenler, buradaki ikesizliği, bukalemunlaşmayı nasıl görmemektedirler, buna bir hayli şaşırıyorum?!

Demişsiniz ki, sadaka, zekat kültürü değerdir, öyleyse çözümdür ! Değerli öğretmenim, zaten toplum o kültüre alıştırılmış haldedir, yine ve yaklaşık demişsiniz ki din, iman, itikat eksik kalmıştır, katkılanmalıdır, desteklenmelidir. Eksik kalmış hali buysa demekten kendimi alıyorum ! Eğitim ve öğretim alanı başta olmak üzere, her yerde dinsel temelli cemaatlaşma, tarikatlaşma, mezhep kökenli ayrımcı dinsellik, bu gün toplumumuzun en su götürmez ve doğmatik bir gerçeği değil midir?

Ve ne yazık ki, en büyük hırsızlık türleri, çeşitleri, akla hayale gelmedik işler buralarda olmamamış mıdır? Şuraya gelmek istiyorum izninizle... Aşırı anlam yüklemeleri ile başlayan, yanlış anlaşılmamak için adına soyutçuluk ve somutçuluk diyebileceğim haller, şüphesiz ki beraberlerinde çürümüşlüğü getirir.

Felsefi deyimle söylersek Ultra maddecilik ve manacılık birinde soyut, diğerinn somut olarak çürümenin gerçeğidir !

Bu sözünü ettiğimiz çürümenin, toplumsal ön eki zincirlemesi veya tamlaması yapıldığında, anlaşılmaya girizgâh olmasını umuyorum. Sözlerimi bireysellik ve bireycilik farkıyla, toplumsal ahlak ve sizin önerdiğiniz dinsel ahlak yanılsamasını vurgulayarak bitirmek isterim.

Eğitimci bölümsel düşünmemelidir. Siz, şimdi, bir sürü pedagojik bölümsel dizgeyi aklınıza haliyle ve haklı olarak getireceksiniz; ama ben yukarıda belirttiğim temel ve asal olana girizgâh yaptığımızı, kısmi ve kristalze edilmiş olarak açıklamış olayım.

Ümmet eğitimi, halk eğitimi, toplumsal ve kapalı grup eğitimler, ulusal eğitimle örtüşüp/uyuşmuyorsa ve de değerli şahsınızın dinsel olarak onur ve ahlâk referansı ile önemsediği bu hale/durum tespitine, toplumsal ki; içinde kuşkusuz sınıfsal ve ulusal olanıda vardır eklenmiyorsa... Kaliteli ve/ama bireyden özgür topluma, oradan da tam bağımsız halk ve ulus ve de devlet bilincine doğru giden; gerek dini, gerekse ahlâki, kültürel, bilimsel vs, vb. normlarla ulaşılmak amaçlanmıyorsa , ne yapsanız hiç bir şey değişmez.


Bakınız: 1923-38 ve 1938 ve özellikle 1950 sonrası olarak, başta eğitim ve diğer tüm alanlarda ileri gidiş, geri gidiş ve asıl hal-i pür mel'alimiz olan görüntüsel ilerciilik içinde, öz olarak geri gidiş verileri !


Esenlik ve saygıyla, seçkinizi kutluyor, başarılar diliyorum.


Göktürkmen tarafından 11/25/2010 3:15:34 PM zamanında düzenlenmiştir.


    [ Cevap yaz ]    

25 Kasım 2010 Perşembe 12:00:16


O kadar önemli konulara değinmişsiniz ki,inanın her paragraf ayrı ayrı ve çok önemli mesajlar veriyor ve düşündürüyor insanı.Aslında birçoğumuz biliyoruz söylediğiniz şeyleri.Fakat hepimiz hataları yapmaya devam ediyoruz.Bende bir anne olarak çocuğuma benzer hataları ister istemez yaptığımı farkediyorum.Tabiki çocuklarımıza,gençlere manevi değerlerimizi,aile kavramını,arkadaş kavramını çok iyi vermemiz gerekiyor,en önemlisi de karakterlerinin sağlam olması için iyi bir zemin ailede başlıyor.Değerli öğretmenlerimiz çok özverirliler gerçekten.Çocuklarımız için çok uğraşıyorlar,emek veriyorlar.Eğitime kendini adayan her insan aslında bunu her mekanda yapmaya çalışıyor.Susmamamız gerekiyor,yılmamamız gerekiyor."Nereye gidiyor böyle ? "derken; "nereye geldik böyle ? "dememek için vakit kaybetmeden önce kendimizi sonra evlatlarımızı ve gençlerimizi çok ama çok iyi yetiştirmeliyiz.
Güne layık yazınızı tebrik ediyorum
Saygılar..


    [ Cevap yaz ]    

25 Kasım 2010 Perşembe 11:34:41


Tebrik ederim güne gelmeyi fazlasıyla haketmiş değerde bir yazıydı. Öğretmenler gününüz kutlu olsun. Sevgilerimle..


    [ Cevap yaz ]    

onurumsun  | Türkan DİNÇER
25 Kasım 2010 Perşembe 00:53:55


Sevgili öğretmenim. Yazdığınız yazıya sonuna kadar katılıyor, dikkat çektiğiniz konuların üstünde özellikle velilerin durmasının gerekli olduğunu söylüyorum.

Ben çok uzun yıllardır Okul Aile Birliklerinde görev yaptım ve hâlâ da görev yapıyorum. Sinop'un küçük olmasından dolayı öğrenci, öğretmen, veli üçleminde çok fazla sorun yaşamıyoruz ama eğitim ve öğretim konusunda çok sorun yaşıyoruz.

Her yıl yapboz tahtası haline gelen eğitim sisteminden öğretmenlerimiz kadar, veliler, öğrenciler de çok bunaldı. Devlet kendi yetiştirdiği bireye güvenmez oldu ve bu durum da toplum olarak her birimizi soru sorar hale getirdi. Madem yetiştirdiğin öğrenciye iyi öğretim veremediğini kabul ediyorsun koyduğun sınavlarla o zaman bakanlık ve devlet olarak kendini sorgulama gereği duymuyor musun? İlköğretim de üç iki yıl uygulanan SBS, ( neyse ki bu yanlıştan dönüldü.) OKS, YGS, KPSS, LYS gibi sınavlar çocuklarımızın hayatını alt üst etti. Aileler Ticarethane gibi çalışan dershanelere gebe bırakıldı ve bu yanlışlardan hiç kimsenin dönmeye niyeti yok. KPSS ise tam bir aymazlık. Torpili olan KPSS yi kazanıp işe girerken hakkı ile kazanalar ortada kaldı ve gençlik umutsuzluk içinde şöhret olmanın ve kısa yoldan para kazanmanın yolunu arar oldu. Bu arayışlara da ne yazık ki Medya maymunları erkeklerimizi kız rollerinde, kızlarımızı erkek rollerinde ortaya çıkartıp, sirk oyuncuları haline getirdi. Bu gün medya tamamen bu genlik üstünden reytinglerini artırıyor. Ya küçücük çocuklar. Bu küçücük çocukları sahnelere çıkartan medyacıları bir kenara bıraktım, anne ve babaları hiç anlamıyorum.

Ne olacak bizim sonumuz bilmiyorum. Ve sanırım bu gidişata bir dur diyecek kimse de yok.

Bu kadar olumsuzluk içinde eğitim ve öğretim vermeye çalışan öğretmenlerimizin, öğretmenler gününüzü kutluyor sevgi ve saygı ile ellerinden öpüyorum. Sevgiler yüreğinize


    [ Cevap yaz ]    

25 Kasım 2010 Perşembe 00:36:49


Katkı sağlayan emek verilmiş değerli bir çalışmaydı...

kutladım...


    [ Cevap yaz ]    

ilhamialbayrak  | ilhami Albayrak
24 Kasım 2010 Çarşamba 19:09:13


Güzel bir yazı okudum eline kalemine sağlık günün kutlu olsun



    [ Cevap yaz ]    


 « Önceki 10 eleştiri   1   2   Sonraki 10 eleştiri » 




Aile Okul Ve Sosyal Çevrede Değer Olgusunun Yeri ve Eğitim başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.




Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 25.11.2010 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
24.11.2010 00:15:08
Toplam 12 yorum yapıldı
1252 çoğul gösterim
1205 tekil gösterim