Çirkin ve zarafetten yoksun bazı kadınlar, gerektiği gibi övmesini bildiklerinden, ömür boyunca sevilmişlerdir. ANDRE MAUROIS
E-mail: Şifre: Üye ol | Şifremi Unuttum
Şiir ve Edebiyat Platformu
Anasayfa Şiirler Yazılar Forum Etkinlikler Nedir? Kitap Kitap  Tv TiVi  Müzik Blog Atölyeler Atölye  Bicümle Arama İletişim

Sultan Mehmet’in Rüyası



“Nöbetçiler!Nöbetçiler!”

Sultan Mehmet henüz tahta oturmuş, İstanbul’u almak için fetih hazırlıklarına başlanmış.Çok sıkıntılı günler geçiren Sultan, zar zor uyuduğu uykusundan kan ter içinde uyandı. “Padişahım ben,padişah!” gibi bir takım sesler yankılanıyordu koridorlarda.Saraydaki odasından çıkan Mehmet ilk gördüğü nöbetçiyi çağırdı.

-- Emredin Devletlüm.
-- Çabuk bana müneccim başını çağırın.

Sarayda bir telaş.Padişahımıza ne ola?Sultan Mehmet’in kötü bir rüya gördüğü her halinden belli oluyor.Zaten fetih hazırlıkları başladığından beri sıkıntılı günler geçirdiği herkesçe malum. Apar topar kaldırılır saraydaki yatağından,giyinmesine fırsat verilmeden padişahın huzuruna çıkarılır müneccim başı.

-- Beni emretmişsiniz devletlüm.
-- Evet müneccim başı,gel.Dün gece çok garip bir rüya gördüm müneccim başı.

Müneccim başı “Dinliyorum” anlamına gelen bir hareketle padişahı onayladı.

--Rüyamda yabancı bir yerin tam böyle ortasındayım;yaşlanmışım,gençliğimden eser yok.Bakıyorum etrafıma tanıdık hiçbir şey yok.Garip kıyafetli insanlar gelip geçiyordu yanımdan.Bazıları böyle bizim top arabasına benzer bi şeyin içine girmişlerdi.Sonra kimi Türkçe sesler duymaya başladım,işte dedim bu insanlar benin ecdadımdır;lakin daha sonra ecnebice seslerle bizim seslerimiz birbirine karıştı.Dur bakıyım,böyle simsiyah giyinmiş büyücü tipli bir çocuk vardı:

“Ya kanka extra trendy bir pub açılmış,crazy bi mekan,süper bi atmosfer var,unbelievable yani.”

Gibi bir şeyler mırıldanıyordu.Arada kimi Türkçe sesler vardı ama ben pek bir anlam veremedim.Sonra birden etrafımda ecnebice ışıklı levhalar belirdi. “Vacco, McDonalds,Starbuck” gibi bir takım yazılar vardı.Rüya bu ya işte sanki türk-ecnebi bir memleketin ortasındayım.Sonra “Beymen” diye bir levha gördüm; bu “bey” bizim bildiğimiz bey olsa gerek herhalde;ama “men” ne ola ki?

Müneccim başı da bir anlam verememişti padişahın anlattıklarına;ama padişaha hürmette kusur olmaz.Hiçbir şey demedi.

--Sonra birden fark ettim ki,etrafımda böyle upuzun yapılar;insan elinden çıkmış gibi değil.Yürümeye başladım,ilerde bir baktım bizim saray!Saraya doğru koşmaya başladım,koşuyorum,koşuyorum en sonunda bir girdim ki sarayın bahçesinden,ellerinde garip bi şeyler her milletten insanlar toplanmış bir şeyler yapıyorlar. “Dağılın bre küstahlar,ne işiniz var sarayımın bahçesinde” demeye kalmadan insanlar etrafımı çevirdi,uçundan ışık çıkan o garip aletleri bana doğru çevirdiler.Kendimi zor attım saraydan dışarı,tanıdık bir çehre görme ümidiyle başladım yürümeye.İlerde baktım kocaman bir su, üstünde de garip bir köprü,kocaman bir tabelayla “Fatih Sultan Mehmet Köprüsü” yazmışlar.Başladım bağırmaya “Bre küstahlar,bana sormadan nasıl adıma köprü dikersiniz!” Bir yandan da köprüye doğru koşuyorum ki birden kendimi koskocaman karanlık bir çukurda buldum.Gözlerim karardı,etraftan sesleri duyuyorum sadece.Bir tane erkek sesi:

“Bu kaçıncı kişi be kardeşim.Kazıyorlar çukuru sonra böylece bırakıyorlar.Bir el atın da çıkaralım amcayı.” diyor.

Korkunç bir acı saplanıyor belime;ama öyle böyle değil.Sonra gözlerimi bembeyaz bir yerde açıyorum;iki kişi koluma girmiş,beni ayakta tutuyorlar.Beyaz önlüklü bir adam:

“Yok hemşerim” diyor “Hastanede yer yok,alamayız.”

Meğer hastaneymiş beni götürdükleri yer.Sonra hastane hastane geziyoruz,kimse içeri almıyor bizi. “Bre densizler,ben ki koskoca cihan padişahıyım beni nasıl almazsınız içeri” diyemiyorum,sesim çıkmıyor.En sonunda bir hastane kabul ediyor bizi.Üstümden elbiselerimi çıkartmışlar,beyaz bir önlük giydirmişler bana.Sinirlerim tepeme çıkıyor,başlıyorum bağırmaya: “Elbiselerim nerde,elbiselerimi getirin.Ben ki koskoca cihan padişahıyım,kaftansız padişah mı olur.Elbiselerimi getirin,size emrediyorum,padişahım ben.Padişahım ben!” Koluma batırılan bir iğneyle yine gözlerim kararıyor.Gözlerimi yine beyaz bir yerde açıyorum,üstüme beyaz bir şey girdirmişler,hareket etmek mümkün değil.Başımda iki tane önlüklü adam duruyor,biri:

“Kendini padişah sanıyor doktor bey,çok yazık,vallaha bu günlerde her şeyin dengesi bozuldu.Adamcağız da haklı,delirmemek elde değil.İşsizlik aldı başını yürüdü,fiyatlar ateş pahası,eğitim imkanları yok,insan hayatına verilen değer sıfır,trafik kazaları gün geçtikçe artıyor.Sonra cinayet,terör eylemler,savaşlar aldı yürüdü.Bu memlekette esas delirmemek şaşılacak bir şey,doktor!”

Telaşlanmaya başladım,ter bastı,bunlar beni deli sanıyorlar müneccim başı.Padişahım ben,padişah.Koskoca cihan padişahıyım,bu ne densizlik.

Padişah kendini kaybetmişti,bağırıp çağırıyor,herkese emirler yağdırıyordu.Zar zor sakinleştirdiler padişahı.Biraz sakinleşince: -İşte böyle müneccim başı.Söyle bakalım ne anlama gelir bu rüya?

Müneccim başı anlamıştı rüyanın hikmetini.Sevinçle bağırdı:

-Padişahım müjdeler olsun!Bu rüyanın dediği odur ki şu İstanbul’e fethetmek size kısmet olacaktır.

Padişah hiç de mutlu olmuş gibi görünmüyordu,hala kafasını karıştıran bir şeyler var gibiydi.

--Peki söyle bakalım müneccim başı,o gördüklerim neydi peki?O insanlar,levhalar,ya o olanlar neydi müneccim başı?
--Devletlüm,öyle sanırım ki o gördüğünüz İstanbul’dur.Gördüğünüz insanlarsa ceddinizden başkası değildir.
--Bu nice İstanbul’dur müneccim başı!
--Padişahım,sanırım bu torunlarınızın torunlarının torunlarının göreceği bir İstanbul’dur.Bizden belki de 500 yıl sonrasının İstanbuludur.

Sarayda bu rüya yorumundan memnun olmayan tek kişi Sultan Mehmet’ti.Öyle ya akıllı adamdı sultan.


--Peki o başıma gelenler neyin nesidir müneccim başı?
--Af buyurun devletlüm;ama onlara ben bir anlam veremedim.
--Ben verdim,müneccim başı,merak etme.Ben çok iyi anladım.Durum odur ki bu İstanbul’un geleceği pek parlak değildir.O halde ne diye almaya uğraşıyoruz lan biz bu çok gereksiz İstanbul’u.

Herkeste bir telaş,padişah fetihten vazgeçmişe benziyor. “Aman devletlüm,yapmayın etmeyin,bunca hazırlık ne olacak?” sesleri yankılanmaya başladı odada.Padişah herkesi susturan bir sesle konuşmaya başladı:

--Fethetmiyorum ulan İstanbul’u.Tebaam olacak gavurlar içine edecek diye,bu risklere giremem ben.Kaç gündür gözüme uyku girmiyor,ömrümden ömür gitti.Bunlar için mi almaya uğraşıyorum ben İstanbul’u?Hiç kendimi yıpratamam,kusura bakmayın.Kaç gündür çalışmaktan validem ağladı.Almıyorum İstanbul’u filan.Çok ısrar eden varsa buyursun,işte İstanbul!Yoruldum müneccim başı,yoruldum.Ben gidiyorum!

Odadaki herkes padişahla birlikte ayaklandı.

--Aman devletlüm,nereye gidiyorsunuz?
--Hareme gidiyorum ulan,hareme gidiyorum!








Etiketler:




Sultan Mehmet’in Rüyası başlıklı yazıya henüz eleştiri yazılmamış.





Sultan Mehmet’in Rüyası başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
08.02.2009 16:09:05
Toplam 0 yorum yapıldı
2985 çoğul gösterim
2873 tekil gösterim