"Günlerini düşler krallığında geçirmeyenler, günlerin kölesi olur." Halil Cibran
E-mail adresiniz: Şifre: Üye ol | Şifremi Unuttum
Şiir ve Edebiyat Platformu
Anasayfa Şiirler Yazılar Forum Etkinlikler Nedir? Kitap Kitap  Tv TiVi  Müzik Blog Atölyeler Atölye  Bicümle Arama İletişim

NEDEN KÜRTÇE

NEDEN KÜRTÇE

Beni bu yazıyı yazmama iten sebep 20.12.08 tarihinde Meselci arkadaşımızın yazdığı ‘ Ez yeteme mimoza’ adlı Kürtçe şiiri ve o şiire yapılan bir yorumda Kürtçe diye bir dil olmadığına dair bir iddia. Yorum yapan arkadaş Kürtçe’yi bir şive-ağız kategorisine sokmuş bunun sebebini de ulusal birlikte aramış ve Kürtçe’nin herhangi bir ülkede resmi dil olmamasına bağlıyor. Meselci arkadaşımız da Kürtçe diye bir dil olduğunu ülkelerin bu dile tahammül etmediğini beyan etmiş yoruma karşılık.

İlk önce Meselci arkadaşımızı eleştirmekle başlayacağım. Eleştirimin belli başlı sebepleri şunlar.
1.Kürtçe’ye tahammül etmeyen ülkeler sadece Kürtlerin yoğun yaşadığı ülkelerdir. Buna değineceğim yazımın devamında.
2.Arkadaşın yazdığı şiir zihinde oluşan Kürtçe imgelerin kağıt üzerinde aktarımı konusunda yetersizdi.
3.Şiir yazılırken kolaycılığa kaçılmış. Klavyenin üzerinde olmayan hiçbir harf kullanılmamış. O harflerin yerine onları çağrıştıran harfler tercih edilmiş.

Kürtçe dünya dilleri arasında- yazılı edebiyatı olan 700 kadar dil var- yetkinlik bakımından 31. sıradadır. Türkçe ise 25. sırada. Eğer sözlü edebiyatı baz alırsak Kürtçe’nin çok yukarılarda olacağını söylemek abartı olmayacaktır. Kürtçe Hint-Avrupa dil ailesinin Hint koluna mensup, dünya üzerinde 40 milyon insanın birbiriyle iletişim kurmak için kullandığı bir dildir. Dildir diyorum çünkü onu konuşan insanlar ‘Kürtçe dildir.’ Dedikleri için. Eğer bir ülkede insanlar ben şu dili konuşmak istiyorum, şu giysiyi giymek istiyorum dediklerinde ‘laik,hukuk,sosyal’ bir devlet bu taleplerin yerine getirilmesi için elinden geleni yapması gerek. Devletin işi etimologluk veya teologluk yapmak değildir.
Kürtçe bu ülkede yasaklandı yıllarca hatta konuşulan her Kürtçe kelime için para bile ödendi. Neden yasaklandı. İsterseniz gerekçelere bir göz atalım.
1.Kürtçe diye dil yoktur. Farsça’nın bir lehçesi denildi.
Diyelim ki öyle olsun. Neden Farsça’yı yasaklıyorsunuz ki. Öyle ise İran konsolosluk yetkileri de Farsça konuşmasınlar. Madem Farsça’yı yasaklıyorsunuz diğer dilleri de yasaklayın. Diğerlerin ne farkı var ki. Mesela İngilizce ve Almanca.
2. Kürtçe diye bir dil yoktur. Türkçe’nin bir lehçesidir.
Adama sormazlar mı neden anadilini yasaklıyorsunuz diye. Anayasa bu ülkenin dili Türkçe’dir diyor. Uygulanan yasak anayasaya aykırı olmaz mı?
3.Ulusal birlik için bu dil yasaklanmalı.
Ne ulusal birliği Allah aşkına. Bu ülke ne zaman ulus oldu ki. Tamam T.C kurulurken amaçla kuruldu hatta o yüzden Ermenilerde kovuldu bu topraklardan. Ama çok partili rejim ve isyanlar bunda başarı sağlanmayacağını bize gösterdi.
Bunlar o dili yasaklayan zihniyetin birkaç müdafaası. Ne kadar çelişkili ifadeler değil mi?
İşin ilginç tarafı ne biliyor musunuz? Bu güne kadar ben bu ülkede bir Türk edebiyatçısından kalkıp da Kürtçe ile lakalı olumsuz bir demeç duymadım. Kimler dedi peki. Siyasetçiler. Dikkat edin politikacı demiyorum siyasetçiler diyorum. İkisi çok farklı kavramlardır. Siyaset Arapça kökenli bir kelimedir. ‘seyis’ kelimesini türevidir. Kelime köken olarak ‘ terbiye etmek’ manasına gelir. Ama politika Yunanca kökenli bir kelimedir. ‘polis’ yani kent kelimesinin türevidir. Kelime anlam olarak ülkenin refahı için her türlü erdemli davranışı yerine getirmek manasındadır.

İlginçtir aleviler söz konusu olduğunda siyasetçilerimiz başta olmak üzere herkes antropolog kesiliyor. Aleviliğin islamdaki yeri ve İslam öncesi donemdeki uzantılarını araştırıyor. Kürtçe söz konusu olunca o guruh bu defa etimolog kesiliyor, dilin kökenini öyle bir dilin olup olmadığını konuşuyor. Türban söz konusu olunca da bu defa ilahiyatçı oluyorlar, türbanın islamdaki yerine bakıyorlar. Devlete, bize düşen şudur. Kendini farklı kimlikler altında tanımlamak isteyen grupların haklı taleplerin yerine gelmesi için yardım etmektir.
Gelgelelim Kürtçe’ye, Mehmed Uzun ‘Bu ülkede yapılacak en zor durum, Kürtçe yazmaktır’ der. Ben bundan iki anlam çıkarırım.
1.Dil devlet nezdinde tanınmadığından ne yazarsanız yazın suçtur. Ondan sonrası zaten hapis,sürgün ve ölüm.
2.Kürtlerin yazılı edebiyata oranla sözlü edebiyata daha fazla rağbet göstermeleri. Bunun sebebi okuma ve yazma,okullaşma oranının Kürtler arasında çok düşük olması.
Bir de Kürtçe’nin ortak lehçe ve şive sorunu var. Son yıllarda Kırmanci lehçesinin Botan şivesi ortak payda olduğu belirtilmiştirdir. Bir dilin çok lehçeli ve şiveli olması olumsuz bir durum mu. Değil. O dilin zenginliğidir bu. Şêrko Bêkes Sorani lehçesinde şiir yazdığında yirminin üzerinde dile çevrilirken Mehmed Uzun Kırmançi lehçesinde roman yazdığında ondan fazla dile çevrilebiliyor. Ve Kürtçe’deki lehçeler sanıldığı gibi birbirinden çok farklı değildirler. Bir dilin böyle çok başlı olması o dilin yasaklanacağı anlamına gelmez.
Kürt sözlü edebiyatı çok güçlüdür dedim. Kürt isimleri ve eserleri ile sizi yormak istemem. Ama bu kaynaktan beslenip, Kürtçe hissedip Türkçe yazan ve bunu demeçlerinde sürekli belirtmiş birkaç isim saysam yeridir. Yaşar Kemal, Murathan Mungan, Ahmet Arif, Yılmaz Odabaşı, Yavuz Ekinci vs.
Şöyle bir iddia ortaya atsam galiba bazı Kürt arkadaşları da kızdıracağım. Kürtçe Latin alfabesi ile değil de Arap alfabesi ile yazılsa hem halka ulaştırmak babında hem de Kürtçe’de olup da Latin alfabesinde olmayan harflerden dolayı daha verimli olacağını düşünüyorum. Ama şu da var dünyaya entegre olmak için de Latin alfabesi şarttı.
Alın size ilginç bir örnek. Osmanlı döneminde Kürt medreselerinde fıkıh ve felsefe kitapları Kürtçe’ye çevrildikten sonra medreselerde okutulurdu. Türk medereselerinde ise Türkçe’ye çevrilmez okumak isteyen Arapça’sında öğrenirdi bilgileri. Tekke ve zaviyelerin kapatılması, tevhid-i tedrisat kanunu ile her ne kadar medreseler ortadan kalkmışken de doğu ve güneydoğuda bazı yerlerde halen o medreseler yeraltından varlıklarını devam etmektedirler. Medreselerin kapatılması ile medrese yoluyla halka ulaşan Kürt dili de çok büyük bir darbe almıştır.
Kürt yazılı edebiyatı güçlü değildir demiyorum sözlü edebiyata oranla güçlü değildir diyorum. Arap tarihçi İbn Vehşiye, 855 yıllarında bitirdiği kitabında Kürtlerin Maso Sorati alfabesini kullandıklarını ve bu alfabeyle yazılmış üç kitabı gördüğünü söyler. Bu alfabenin 36 harften oluştuğunu ve Kürtlerce bu alfabeye altı harf daha eklendiğini söyler. Bunu da bir yana bırakırsak Melayi Ciziri , Feqîyê Teyran, Ahmedi Xani gibi şahsiyetler oldukça verimli eserler vermişlerdir.
Genç Kürt yazarların düştükleri önemli bir hata da şudur. Yazlı edebiyatı sanki kendileri ortaya koymuşlar gibi davranmaları. Eğer modern Kürt edebiyatının Kökünü ararsak bunu 1925- 1950 tarihlerini arasını kapsayan ve bir ekol haline gelmiş olan Hawar grubudur. Kürtçe’nin Latin alfabesine geçişi bu grupta yer alan Celalet Ali Bedirxan ve kardeşi Kamuran Bedirxan la olmuştur. Ayrıca bu donemde 1935 te ilk Kürtçe roman yazılmış. Qadri Can, Nurettin Zaza gibi hikayecileri de bu dönemde yaşamıştır. Bbu ekolun içindeki edebiyatçıların hemen hemen hepsi sürgünde, bu topraklardan ayrı gözlerini yummuşlardır.
Kürt dili bir ummandır. Ne kadar yazarsam yazayım da bitmez. Son olarak şu anekdotu yazıp bitireyim.Rus dilinin büyük ustası Çehov ölürken, son cümlesi “Ich sterbe” (Almanca, –ölüyorum) der. Almanca ölür! . biz de insanları rahat bırakalım. Kim hangi dilde ölmek istiyorsa o dil de ölsün





Etiketler:

 « Önceki 10 eleştiri   1   2   Sonraki 10 eleştiri » 

24 Aralık 2008 Çarşamba 00:07:25



Sn. Göktürkmen

Sizi reelde tanımam... sadece sitedeki yazı ve yorumlarınızı ilgi ile takip ederek birşeyler öğrenmeye ve paylaştığınız bilgilerden faydalanmaya çalışıyorum ama site yoluyla da olsa, takip ettiğim kadar ile diyebilirim ki;

Bu sitede bilgi birikimi, araştırma, genel kültür konusunda bileğinizi bükecek üye yok.

Yazıyı yazan arkadaşı da tanımam ve ilk defa yazısına rastladım, hakkında bir şey söyleyemem ama dikkatimi çekti...
* 12/23/2008 10:37:43 PM *
bu saatte ilk yorumunuzu bırakarak kendisini davet etmişsiniz... davetinize icabet etmesi gerekirdi diye düşündüm... bu da kişisel notum...

Saygılarla





    [ Cevap yaz ]    

23 Aralık 2008 Salı 23:58:25


kutlarım şiir çeketli çocuk güzel konulara değiniyorsun elbette herkesin kendi dilini kullanma özgürlüğü olmalı bende ölürsem benide kürtçe gömün.bu arada bazı kendini bilmez arkadaşlar burdan virüs yolluyolar herkesin haberi olsun


    [ Cevap yaz ]    

23 Aralık 2008 Salı 23:47:25


Ermeni diasporasını savunan insanda BİLGİ BİRİKİMİ OLMAZ


    [ Cevap yaz ]    

23 Aralık 2008 Salı 23:03:39


Buyrun işte, kendisi güya demokrat,özgürlükçü ve de nasıl oluyorsa? En ufak eleştiriye tahammülü olmayan -bay aspendos- geldiler.

Eklediklerine de bakın hele :)

Bunlar kimden? İzadi, Bender, Bruniesesen mi?

Hangi emperyal fonlamış bu saçma araştırmayı, acaba efendim?

Tabi siz de eklediniz. Tartışma kurallarını ihlal etmeye başladınız bile ! (İlk yazdığım ileti madde 5.)

"aspendos" bey, siz önce engelimi kaldırın benim, bilgi birikime güvenen sansürcülüğe sığınmaz.

Size bilgi sopası atma borcum var çünkü.. Bu borcumu zevkle ödeyeceğimden emin olabilirsiniz :))

İyi şairsiniz ama iyi ve doğru bilgi anlamında birikiminiz yok, bir yerdeki eksiğinizi başka yerlerden, o da; konu ile ilintisiz ve ilgisiz yerlerden devşirme ile kapatacağınızı sanıyorsunuz !..

Yanılıyorsunuz tabi ki, açın engelimi sizi bilgi sopası ile nasıl döveceğim ben, göreceksiniz! Düşünme dizgeniz duracak sizin, gerçek bilgi böyle yapar, çarpar insanı !

Anladınız mı sayın "aspendos" ?


Göktürkmen tarafından 12/23/2008 11:21:30 PM zamanında düzenlenmiştir.


    [ Cevap yaz ]    

enkisu  | umut oz
23 Aralık 2008 Salı 23:03:31


sevgili siir ceketli çocuk,oncelikle yazini begenerek okudum..
kurt,kurtçe,mezopotamya ve kurdistan bu ulkede hala bir tabu, bazi kesimler tarafindan ve sen ne kadar su soledir desende onlar onu bildikleri gibi gorur ve yazar...
nasil baskalari bize bildiklerini dogrulatma çabasindaysa ve biz o dogrulari kabul etmiyorsak,birakalim kendi gerçeklerimizide ogretme çabasi içinde olmayalim bence...
bunu biz(yani kurt toplumunun onculeri,aydinlari,yazarlari) çok sefer dile getirdiler ve her seferinde linç kultuzsuzlugune maruz kaldilar bunu orneklemek çok zor degil ama basit ve herkesin bildigi bir ahmet kaya olayi herseyi açiklar bence....
neyse bu guzel yaziyi yazman bile guzel bir dusunce ama degerli arkadasima sunu soleyeyim,sen ne kadar içten samimi duygularinla yazarsan yaz,hep baskalari seni baska sekilde anlayacaktir...
selam ve sevgilerimle


    [ Cevap yaz ]    

23 Aralık 2008 Salı 22:57:46



Kürtler, yerleşik olarak dört devletin (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) sınırları içinde yaşamaktadırlar. Söz konusu ülkelerin resmi dilleri ise Türkçe, Farsça ve Arapçadır. Türkçe Ural-Altay, Arapça Sami, Farsça da Hint-Avrupa dil ailesindendir. Bu dillerden yalnızca Farsça Kürtçe ile aynı dil grubunda yer almaktadır. Ancak ilginç olan, yalnızca Arap ve Fars resmi otoritelerinin Kürtçenin varlığını ve kendi başına bir dil olduğunu kabul etmeleridir. Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti’nin mevcut yasaları ve idarecileri (son dönemlerdeki konuyla ilgili olumlu tartışmaları ve anayasa değişikliği amacıyla hazırlanan taslakları ayrı tutarsak) hâlâ Kürtçenin varlığını ve kendi başına ayrı bir dil olduğunu kabullenememektedirler.

Bu anlayış özellikle Cumhuriyet’in kuruluş yıllarından sonra yaygınlaştı ve resmi görüş haline geldi. Herkesçe biliniyor ki Cumhuriyet’ten önce Kürtler dilleri, kültürleri ve kavim kimlikleriyle tanınıyor, biliniyordu. Örneğin Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde, Kürtçeden ve Kürtçenin lehçelerinden söz eder. Kürtçenin zengin ve kadim bir dil olduğunu; Farça, İbranice ve “Derice”den ayrı olduğunu vurgular.

Şemsettin Sami Kamus’ül Alâm adlı eserinde, Ziya Gökalp de çeşitli makalele ve demeçlerinin yanı sıra Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler adlı eserinde, Kürtçenin diğer dillere benzemediğini ve bağımsız, zengin bir dil olduğunu söyler. Ancak Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra, özellikle de 1924 Anayasası’nın yürürlüğe girmesinden sonra, Kürtlerin varlığı güvenceye alınmadı. Kürt dili, kimliği, kültürü yok sayıldı. Oysa biliyoruz ki Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Cumhuriyet’in birçok resmi belgesinde “Kürt” ve “Kürdistan” ibaresi yer almaktadır.

Bütün Kürdologlar Kürtçenin bağımsız bir dil olduğunu, Arapça ve Türkçe ile bir bağının olmadığını tespit etmişlerdir. Öte yandan Kürtler ve Farslar Ari kökenlidirler. Dilleri aynı grup içinde yer alır, ama her biri bağımsız bir dildir. Kürtler geçmiş dönemlerde kendi dilleriyle eğitim ve öğretim yapmışlardır.

Medreselerde matematik, mantık, gramer, fıkıh ve benzeri konularda eğitim ve öğretim, Kürtçe ve Arapça yapılırdı. Ama öğretim birliği (tevhidi tedrisat) kanunuyla bu medreseler kapatıldı ve yeni sistemde Kürtçe öğretim ve eğitime yer verilmedi. Günümüzde nisbeten olumlu bir tartışma ortamı var. Eskisi kadar katı ve Kürtçe öğretime peşinen reddiyeci şekilde yaklaşılmıyor. Statükocular artık Kürtçeyi yok saymıyorlar; ama onu “geri”, “mahalli bir dil” olarak niteledikleri gibi, mevcut lehçe ve şivelerin varlığının da eğitim-öğretim önünde bir engel olduğunu ileri sürüyorlar. Kürtçede lehçe ve şivelerin varlığı bir gerçekliktir. Bu gerçeklik yalnızca Kürtçeye ait bir özellik de değildir. Tüm dillerde lehçe, şive ve ağızlar vardır. Dilde standartlaşmadan söz ediliyorsa bu, yazı dilinde aranır. Hangi dilde hem konuşma, hem de yazı dilinde birlik sağlanmıştır ki! Standart bir dil için ise her açıdan elverişli koşullara ve zamana, modern kurum ve kuruluşlara ihtiyaç vardır.

Kürtçenin “karma ve derleme bir dil” olduğunu söylerler. Tümüyle arı ve öz bir dilin varlığını hangimiz ileri sürebiliriz ki? Her dilde yabancı sözcükler vardır. Bu konuyla ilgili ilginç bir örnek verilebilir. Bütün Müslüman toplumların dillerinde Arapçanın etkisi göze çarpacak denli fazladır. Hıristiyan dinine mensup ulusların dillerinde aynı etki Latin dili için söz konusudur. Bu etkinin kaynağı dinseldir. Öte yandan, bütün komşu halklar birçok ayrı nedenden ötürü, dil açısından
birbirlerinden etkilenmişler ve sözcük alışverişinde bulunmuşlardır. Günümüzde bile Türkçe, Kürtçe ve Farsçada birçok Arapça sözcüğe rastlamaktayız. Bir zamanlar Fars edebiyatı etkileyici olduğu için Kürtçe, Türkçe ve Arapçaya Farsçadan birçok sözcük geçmiştir. Bu son derece doğal bir olgudur.

Kürtler Mezopotamya’nın yerleşik halkı olup zengin bir kültüre sahiptirler. Kürtlerin atalarından birçok kültürel ve tarihi miras kalmıştır. Bu tarihi miras ve kalıntıların bir kısmı da yazılı belgelerdir. Mevcut belgelerden anlaşılıyor ki Kürtler, öteden beri yazıyı kullanagelmişlerdir.

Tabii ki bu kitapçık, dünyada birçok uzmanın ve hatta sıradan insanın bildiği bu gerçekleri kanıtlama gibi bir “malumu ilan” peşinde değil. Fakat, son zamanlarda konu ile ilgili olarak, Kürt tarafının ya da konuyla ilgilenen enstitü vb uzmanlık alanlarının katıl(a)madığı tartışmalar ve dezenformasyon çabaları, özet birkaç değinmeyi zorunlu kıldı. Temel yaklaşımları ve gerçekleri içeren bu kitapçığın, tartışmaların doğru bir temelde yürütülmesine yardımcı olacağına inanıyoruz.

Kürtlerin Kullandığı Alfabeler
Mevcut yazılı kanıtlar, Kürtlerin geçmiş tarihlerinde birçok alfabe kullandıklarına tanıklık etmektedir. Buna rağmen Kürtlerin ilkin hangi alfabeyi kullandıkları henüz kanıtlanabilmiş değildir. Aşağıda sıralayacağımız alfabelerin dışında Kürtler Arami, Süryani ve Grek alfabelerini de kullanmışlardır. Bugüne kadar Kürtlerin kullandıkları alfabeler:

Çivi yazısı: Medler bu alfabeye altı harf daha eklemişler, böylece bu alfabenin harf sayısı 36’dan 42’ye çıkmıştır. Bu alfabe soldan sağa doğru yazılırdı.
Avesta alfabesi: 44 harften oluşan bu alfabe, sağdan sola doğru yazılıyordu. Kimi kaynaklara göre ise bu alfabede 48 harf vardı.
Arami alfabesi: Kürtçenin en eski ürünleri bu alfabeyle yazılmıştır. Bu belgeler Hewraman yöresindeki mağaralarda bulunmuştur. Kürtçe belge ve eserlerin çoğunun bu alfabeyle yazıldığı söyleniyor. Bulunan belgeler ceylan derisi üzerine yazılmış metinlerden oluşuyor ve en eskileri MÖ 88-87 yıllarına rastlıyor.
Eski Pehlevi alfabesi: Bu alfabeyle “Soranî dinkerd” adında bir kitap yazılmıştır.
Masi Sorati alfabesi: Arap tarihçi İbn Wehşiye, MS 855 yıllarında bitirdiği kitabında Kürtlerin Maso Sorati alfabesini kullandıklarını ve bu alfabeyle yazılmış üç kitabı gördüğünü söyler. Bu alfabenin 36 harften oluştuğunu ve Kürtlerce bu alfabeye altı harf daha eklendiğini söyler.
Yezidi Kürtlerin kullandıkları alfabe: Bu alfabe yüzyıllarca Kürtler tarafından kullanılmıştır. 31 harften oluşan ve sağdan sola doğru yazılan bu alfabeye “Gizemli alfabe” ya da “Hurujul sır” da denmiştir. Yezidilerin kutsal dini kitabı Mushefa Reş ile Cîlwe bu alfabeyle yazılmıştır.
Arap harflerinden oluşan Kürtçe alfabesi.
Latin-Kürtçe Alfabesi.
Kiril-Kürtçe alfabesi
Bu alfabelerin dışında, İran’ın Kürdistan eyaletindeki Zęwę mıntıkasında, gümüş bir tepsi üzerinde bir çeşit yazıya rastlanmıştır. Araştırmacılara göre bu yazı milattan önce 8. yüzyıldan kalmadır ve Medler tarafından kullanılmıştır. Bu belgenin dışında başka yerde bu yazıya rastlanmamıştır.

Kürtçenin Dünya Dilleri İçindeki Yeri
Birçok dilbilimci ve Kürdoloğun belirttiği gibi, Kürt dili Hint-Avrupa dil ailesi içinde yer almaktadır. Bu ailede yer alan İran dil grubu, Kürtçeyi de içermektedir. Kürtçe, bu grubun kuzeybatı bölümünde yer almaktadır. Bu dil grubunda yer alan bazı dilleri şöyle sıralayabiliriz:
Farsça, Kürtçe, Belucice, Osetçe, Yexnubçe, Peştûca, Pamirce vd.
Kürt dilinin yerinin iyice bilinmesi için dilleri sınıflandırmakta yarar var. Dilbilimciler, genel olarak dili iki yönden; biçimine (morfolojik) ve akrabalık ilişkilerine (genetik) göre ayırırlar.

a) Biçim bakımından diller
Dilbilimciler biçim açısından dili üç gruba ayırırlar.
1) Tek heceli diller: Çin ve Tibet dilleri bu grupta yer alır.
2) Sondan eklemeli diller: Türkçe ve Macarca bu grupta yer alır.
3) Bükümlü diller: Bu grupta Hint-Avrupa ve Sami dilleri yer alır.
Kürtçe de bükümlü bir dil olduğu için, büküm üzerine birkaç şey söylememiz gerekir.
Dilbilimciler bükümü şöyle ifade ederler: “Çekim sırasında kökün, özellikle de fiil kökündeki
ünlünün değişmesi.”
Bükümlü diller için Arapça iyi bir örnektir. Arapçada ünsüzler (konsonant) değişmeyip, sözcüğün başına ve ortasına gelen ünlülerden sözcükler oluşur. Örneğin “ktp” ünsüzlerinden kitap, mektep, kâtip vb sözcükler ünlülerin değişmesiyle oluşurlar. Yine “chl” ünsüzlerinden cahil, cehele sözcükleri oluşur.

Kürtçede sözcükler yüklendikleri göreve göre değişkenlik gösterirler ve bükülürler. Bu kurala göre, değişiklik bazen fiilin köküne kadar yansır. Örneğin, “kirin” fiili birinci tekil şahıs takısını alıp şimdiki zaman kipine göre çekimlendiğinde, di-k-im (yapıyorum) olur. Bu örnekte görüldüğü gibi, fiil kökünden sadece “k” sesi değişmiyor. Bir başka örnekle, “parastin” (korumak) fiilini şimdiki zaman birinci tekil şahısa göre çekimlediğimizde, ez diparêz- im durumuna geliyor. Ez birinci tekil, yalın şahıs zamiridir; di- şimdiki zaman takısı; parêz, emir halindeki fiil kökü; -im, birinci tekil şahıs zamiri ekidir. Aynı fiili di’li geçmiş zamana göre çekimlediğimizde, min parast oluyor. Min, birinci tekil, bükümlü şahıs zamiri; parast, geçmiş zaman halindeki fiil köküdür. Örneklerden anlaşıldığı gibi, Kürtçede yalnızca ünsüzler değil, ünlüler de değişip bükülmektedirler.

“Parastin” fiili şimdiki zaman kipinde çekimlendiğinde, fiilin kökünde (p a r a s t) bulunan “a” “ê”ye; “s” de “z”ye dönüşüyor. Türkçede çekim sırasında fiil kökü değişmez ve böyle bir vakaya rastlamayız. Örneğin Türkçedeki “gitmek” fiilini değişik zaman köklerine göre ekimlediğimizde, fiilin sonuna birçok çekim eki gelir ama, kurallı olarak bir ünlü veya ünsüz bükümüne astlamayız. Gittim, gidildi, gidecek, gitmişlerdi: Örneklerde sadece ünsüz yumuşamasına astlamaktayız.

b) Akrabalık ilişkilerine göre diller
Akrabalık ilişkilerine göre diller beş gruba ayrılır.
1) Hint-Avrupa dil grubu (İngilizce, Fransızca, Kürtçe, Farsça).
2) Sami dil grubu (Arapça, İbranice, Akatça).
3) Bantu dil grubu: (Orta ve Güney Afrika dilleri).
4) Çin dilleri (Çin ve Tibet).
5) Ural-Altay dil grubu (Fince, Macarca, Uygurca, Türkçe, Moğolca).
Yukarıda da belirtildiği gibi Kürtçe Hint-Avrupa dil grubunda yer alır. Hint-Avrupa dil grubu incelendiğinde, bu gruba dahil dillerde birçok ortak ve yakın sözcük görülür. Bu durum aynı dil grubunda yer alan tüm diller için söz konusudur.



Kürtçe de Farsça gibi Batı İran dillerinden biridir. Andreas, Salamann, O. Monn, Meillet, Lent ve T. Tedesco da Batı İran dillerinin iki gruba ayrıldığını söylerler. Bunlar Güney ve Kuzeybatı İran dilleridir ki, iki grup da birbirlerinden çok etkilenmişlerdir. Bu etkileşim ve benzerliklere rağmen, günümüz İran dillerinin birbirlerine yabancı gelen birçok özellikleri vardır. Kürtçe ve Farsça özgün niteliklere sahiptirler. Kürtçe Kuzeybatı İran kolunda yer almaktadır.”

Birçok kişi, Kürtçe ve Farsçada bulunan ortak kelimelerden dolayı, Kürtçeyi Farsçanınbir lehçesi gibi tanımlar. Ama Kürtçeyi yakından inceleyenler bunu kesinkes reddederler.Kürtçe ve Farsça arasındaki bazı ayrılıkları sıralayalım.

Kürtçe ve Farsça Arasındaki Farklılıklar
Kürtçe ve Farsçanın aynı dil grubunda yer almalarından dolayı birçok yönden benzerlik gösterdiklerini belirtmiştik. Birçok çevre bu konuyu istismar ederek, benzerlikleri siyasal inançlarına, etnik arındırma perspektiflerine malzeme olarak kullanmışlardır. Bu istismar bilimsel bakış açısından son derece uzaktır. Tamamıyla öznel bir durumdur. Bu tezi ileri sürenler, Kürtçenin “karma” ve “Farsçanın bozulmuş hali” olduğunu söylerler. Bu nedenle yüzeysel de olsa bu iki dil arasındaki ayrılıklardan söz etmek gerekir. En belirgin ayrılık Kürtçede olup da Farsçada olmayan “cinsiyet”liktir. Kürtçeyi Farsçadan ayıran önemli özeliklerden biri olan “cinsiyet” özelliğine çalışmamızın ileriki aşamalarında ayrıntılı olarak değineceğiz.
Kürtçede iki grup şahıs zamiri bulunmasına rağmen, Farsçada böyle bir özellik görmüyoruz. Bu iki grup şahıs zamiri geçişli fiillerde farklıca kullanılmaktadır. Bu özelliğinden dolayı Kürtçe ergatif bir dildir.

Kurmanci için örnek:
Min nan xwar (Ben ekmek yedim).
Ez nên dixwim (Ben ekmek yiyorum).
Kirmancki (Zazaki) için örnek:
Min nan werd (Ben ekmek yedim).
Ez nanî wena (Ben ekmek yiyorum).
Kısacası, Kürtçede şahıs zamirlerinde erillik ve dişillik vardır ama, Farsçada böyle bir durum yoktur. Ayrıca Kürtçede iki grup işaret zamiri vardır. Ama Farsçada böyle bir özellik bulunmaz.
Bu iki dilin birçok ayrı özelliğinden söz edebiliriz, ancak biz sözü Vlademir Minorsky’ye bırakırsak daha yerinde olur. Kürdolog Minorsky, Kürtçe ve Farsçanın birbirlerinden ayrı ve bağımsız diller olduğunu söyleyerek bu ayrılıkları beş başlık altında toplar:

1) Fonetik bakımdan: Kürt dilinin fonetiği Farsçanınkinden ayrıdır.
2) Ses değişmeleri: Farsça ve Kürtçede bulunan ortak kelimeler ses bakımından büyük
bir değişime uğramışlardır.
3) Şekil ayrılıkları: Zamirlerden tutalım fiil çekim ve bükümlerine, aitlik takılarından
isim tamlamalarına kadar birçok ayrılık mevcuttur.
4) Sözdizimi farkları.
5) Kelime ayrılıkları.

Kürtçenin Lehçeleri
Kürtçenin lehçeleri konusunda birçok ayrı görüş bulunmaktadır. Özellikle de Kürtlerin varlığını ve dillerini kabul etmek istemeyenler, bütün Kürtçe şive ve ağızları lehçeymiş gibi göstermektedirler. Hatta bu çevreler bazen Kürtçe lehçelerin ayrı diller olduklarını bile ileri sürerler.
Oysa bu konu uzun zamandan beri Kürdologlar ve dilbilimciler tarafından aydınlatılıp tanımlanmıştır.

• Daha 16. yüzyılda Şerefxanê Bedlîsî, Şerefname7 adlı tanınmış eserinde, Kürtçe lehçeleri şöyle sıralamıştır:
1. Kurmanci
2. Lori
3. Kelhûri
4. Gorani.

• 1836-37 yıllarında Kürt etnografyası üzerinde çalışmalar yapan G. Girvinli’ye göre Kürtçe iki gruba ayrılır: Aşağı Kürtçe, yukarı Kürtçe.
• Peter Lerch (1857-58) Kürtçeyi beş lehçeye ayırır: Zazaki, Kurmanci, Kelhûri, Gûrani ve Lûri.
• Oscar Mann, Kürtçeyi batı, güney ve doğu olmak üzere üçe ayırır. Mann, Gorani ve Zazakiyi bir kol ya da lehçe saymıyor.
• E. B. Saane, Gramer of Kurmanji or Kurdish Langauge (1913) adlı eserinde, Kürtçeyi üç bölüme ayırır: Aşağı Kurmanci, yukarı Kurmanci ve Lori-Zazaki (Hewrami ve Gorani).
• Ziya Gökalp, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler9 adlı çalışmasında, Kürtçeyi beş lehçeye ayırır: Kurmanc, Zaza, Soran, Goran ve Lor. Gökalp bu lehçelerin kadim Kürtçeden çıktıklarını söyler.
• Dr. Mac Kenzie, Kürtçeyi üç gruba ayırır: Kuzey grubu, orta grup ve güney grubu.
• Kürt dilbilimci Cemal Nebez de Kürtçeyi dört gruba ayırmaktadır. Kuzey Kürtçesi, orta Kürtçesi, güney Kürtçesi ve Gorani-Zazaki.
• Alaedin Secadi, Destûr û Ferhengî Kurdî, Erebî û Farisî adlı eserinde Kürtçeyi Behdinan Kürtçesi ve Sorani olarak iki bölüme ayırıyor.
• Dr. Kemal Fuad’a göre ise Kürtçe dört lehçeden oluşur:
1) Batı Kürtçesi (yukarı),
2) Doğu Kürtçesi (aşağı),
3) Güney Kürtçesi
4) Zazaki-Gorani.
• Fuat Heme Xurşid, Zimanî Kurdî, Dabeşbûnî Cografyayî Diyalêktekaniy adlı yapıtında Kürtçeyi şöyle sınıflandırır:
1) Kuzey Kürtçesi,
2) Orta Kürtçe,
3) Güney Kürtçesi,
4) Gorani.
• Emir Hesenpûr’un10 National and Language In Kurdistan (1918-1985) adlı eserinde ise Kürtçe lehçelerin sınıflandırılması şu şekildedir: Kurmanci, Sorani, Hewrami, Kırmanşahi.

Bu dilbilimcilerin çalışmalarından, genel olarak Kürtçenin başlıca dört lehçeye ayrıldığını görmekteyiz:
1. Kurmanci (Kırdasi),
2. Orta Kurmanci (Sorani),
3. Kırmancki (Kırdki, Zazaki-Gorani),
4. Lorani.

Kuzey Kurmancisi (Kurmanci) ve güney Kurmancisi (Sorani) başlıca iki lehçedir. Bu iki lehçenin zengin bir yazılı edebiyata sahip oldukları kabul edilir. Son dönemlerde Kırmancki (Zazaki) lehçesi de yazılı bir edebiyata doğru adım atmaktadır. Kürtçe lehçeler içinde en çok konuşulanı Kurmancidir. Kürtlerin yaşadıkları bütün bölgelerde bu lehçe konuşulmaktadır.

Türkiye’de sadece Kurmanci ve Zazaki lehçeleri vardır. Lehçeler konusunda karmaşıklık çoğu kez adlandırmadan kaynaklanmaktadır. Örneğin, kuzey Kurmancisine Irak’ta yaşayan Kürtler Behdıni, İran’da yaşayan Kürtler ise Şıkaki derler. Aşağı Kurmanci (Sorani) için yalnızca Kurmanci ya da Sorani denir. Aynı karışıklık Kurmancki (Zazaki) için de söz konusudur. Bu lehçe için, Kırmancki, Dımıli, Dêrsımki, Sobê vb isimler kullanılmaktadır. Hewrami için de Gorani ismi kullanılmaktadır. Oysa yukarıdaki örneklerde izah edildiği gibi, bütün raştırmacıların üzerinde hemfikir oldukları adlandırmalar Kurmanci, Kırmancki ve Kırdki’dir. Diğer adlar bölge ve aşiret adlarıdır.

Kürtçenin Ağızları
Daha önce de belirtildiği gibi, Kürtçenin varlığını kabul etmek istemeyenler her şehrin, her köyün konuşmasını bir şive hatta lehçe olarak adlandırmaktadırlar. Bütün dillerde lehçe ve şiveler bulunduğu gibi Kürtçede de lehçe, şive ve ağızlar bulunur. Unutulmamalı ki dilde birlik yazılı dilde mümkündür. Bir statü oluşmadan, uygun, elverişli koşullar sağlanmadan standart bir dil oluşmaz.

Ehmedê Xanî (17. yy) ünlü eseri Mem û Zîn’de11 Kurmanci lehçesinin üç temel şiveye ayrıldığını ifade etmiştir. Onun bu belirlemesini, şaheseri olan Mem û Zîn’den bir dizeyle aktaralım:
Boht û Mehmedî û Silîvî (Bohtî, Mehmedî ve Silivî şiveleri)
Hin la’l û hinik ji zêr û zîvî. (Kimisi altın ve gümüş, kimisi lâl taşı)

Ehmedê Xanî‘nin bu belirlemesi, Kürt dili şiveleri konusunda yapılmış en sağlıklı belirlemedir. Dilbilimciler, diğer lehçelerin şiveleri konusunda genel olarak aşağıdaki sınıflandırmaları yaparlar:
Orta Kurmanci (Sorani): Sılęmani şivesi, Mukri şivesi, Sine şivesi.
Kırmancki (Zazaki): Dersim şivesi ve Siverek şivesi.

Sözdizimi
Sözdizimi (sentaks), dildeki sözcüklerin birbirleriyle hangi ilişkiler içinde bulunduklarını, nasıl sıralandıklarını anlatır ve bir dilde kurulması olanaklı bütün tümce tiplerinin sıralanmasını gösterir. Kürtçede sözcükler arasındaki bağlantı harf-i tarif, yani takılar sayesinde oluşuyor. Kürtçedeki takılar iki çeşittir: Belirli ve belirsizler takılar. Önce belirli olanlar için örnekler verelim.
mala mezin (mal: ev [isim], mezin: büyük [sıfat], “a” takı).
mastê we (mast: yoğurt [isim], we: siz [zamir], ê: takı).
keçên bedew: (keç: kız [isim], bedew: güzel [sıfat], ên: belirli çoğul takısı.)

Belirsiz takılar için aşağıdaki örnekleri sıralayabiliriz:
maleke mezin (mal: ev [isim], mezin: büyük [sıfat], eke: belirsiz dişi, tekil takısı).
keçine bedew (keç: kız [isim], bedew: güzel [sıfat], ine: belirsiz çoğul takısı).

Örneklerde görüldüğü gibi Kürtçe tamlamalar Türkçe tamlamaların tam tersi şekilde oluyor.
Örnek:
mala min = benim evim (mal: ev, a: belirli dişi tekil takısı, min: birinci tekil, bükümlü şahıs zamiri).

Bu tamlamayı Türkçe yazarsak şöyle olur:
benim evim.

Hem takıların yerleri hem de cümle kuruluşunda öğelerin dizilişi farklıdır. Türkçede önce şahıs zamiri, sonra zamire ait olduğu belirtilen isim geliyor. Kürtçede ise önce zamire ait olduğu bildirilmek istenen isim, sonra zamir geliyor. Türkçede zamir takı alırken, Kürtçede böyle bir şey söz konusu değildir.
Kürt dili sentaksı, birçok yönden Fars dili sentaksından da ayrılıyor. Bu hususta Minorsky şöyle diyor: “Özellikle birleşik kelimelerde, geçişli fiillerin geçmişinde bilinmeyenbiçimlerin korunması konusunda Kürt dili sentaksı ile Fars dili sentaksı arasında ayrılıklar bulunmaktadır.”

Cümlenin öğelerinin sıralanışı Türkçe ve Farsçadan ayrıdır. Türkçede kurallı cümlelerin yüklemi hep cümle sonuna geliyor.

Örnek: Ben dün Ankara’ya gittim (özne+zarf tümleci+dolaylı tümleç+yüklem).
Aynı cümleyi Kürtçe olarak kuralım:
Ez duh çûm Enqereyê (özne+zarf tümleci+yüklem+dolaylı tümleç).

Görüldüğü gibi Türkçede yüklem cümlenin sonuna gelirken, Kürtçede cümle kurallı olmasına rağmen yüklem, cümlenin sonuna gelmektedir.

Kürtçede bir cümlenin kurulabilmesi için iki temel öğeye gereksinim vardır. Bu öğeler özne ve yüklemdir. Basitten karmaşığa doğru örnekleri sıralayalım:
ez (ben) çûm (gittim)
özne yüklem

Yüklem şahıs zamirini alarak, yalnız başına da bir cümle oluşturabilir. Yukarıdaki örnekteki birinci tekil şahıs zamirini kaldırdığımızda, çûm (gittim) yalnız başına bir cümle oluşturabilir.
Kürtçe basit cümlelerde özne başa, yüklem sona geliyor. Geçişli ve geçişsiz cümlelerin kuruluşu farklıdır. Kısacası cümlenin yapısına göre, öğelerin yeri de değişebilir. Cümlenin öğeleri şu biçimlerde dizilir:
1. Özne+tümleç+yüklem
Tu li serê çiyayê Sîpanê dijî.
Özne Tümleç Yüklem
2. Özne+nesne+tümleç+yüklem
Şivên nanê xwe dereng xwar.
Özne nesne tümleç yüklem
3. Özne+tümleç+yüklem+tümleç
Hûn dê tu caran neçin Geverê.
Özne tümleç yüklem tümleç

Kürtçe cümlelerde vurgulanmak istenen öğe yükleme yaklaştırılır. Örnek:
Ez ê kevirekî bi tevşo bişkînim.
(3) (2) (1)
Ez ê bi tevşo kevirekî bişkînim.
(3) (2) (1)
Kevirekî bi tevşo ez ê bişkînim.
(3) (2) (1)
Bi tevşo kevirekî ez ę bişkînim.
(3) (2) (1)
Kürtçede devrik cümleler de vardır. Bu cümleler daha çok şiirde ve hitabetlerde olur.
Örnek:
Piştî ku roja me bű [yüklem] tarî, mirin xweştir e [yüklem] ji emberę (Ehmedę Xanî).
Kürt dilinin önemli bir özelliği de ergatif oluşudur. Geçişli fiillerle oluşturulan cümleler, geçişsiz fiillerle oluşturulan cümlelerden farklıdır. Bundan dolayı da Kürtçede iki grup şahıs zamiri vardır. Bu durumlarda, fiil bazen özneye göre, bazen de nesneye göre çekimlenir.
Örnek:
Ez te dibînim (Ben seni görüyorum).
Min tu dîtî (Ben seni gördüm).
Birinci cümlede fiil özneye (ez) göre, ikincisinde nesneye (tu) göre çekimlenmiştir. Bu özelliğe göre geçişli fiillerde, ismin tekil ve çoğulluğu yüklem üzerinde belli olur.
Örnek:
Min sêv xwar (Ben elma yedim).
Min sêv xwarin (Ben elmaları yedim).
Birinci örnekte elma tekil, ikincisinde çoğuldur. Ama biz tekil ve çoğulluğu ikinci cümlenin yüklemindeki “in” takısından anlıyoruz. Türkçe, Arapça ve Farsçada böyle bir olaya rastlamıyoruz.
Şimdiki ve gelecek zaman kiplerinde tekil ve çoğulluk nesneden belli olur.
Örnek:
Ez sêvê dixwim (Ben elmayı yiyorum).
Ez sêvan dixwim (Ben elmaları yiyorum).

Cinsiyet
Kürtçe, cinsiyet özelliğine sahip bir dildir. Tüm sözcükler dişil ve erildir. Canlı varlıklar gibi cansız varlıklar da bir cinsiyete sahiptir. Bu cinsiyet, gramatik bir olaydır.
Sözcüklerin cinsiyeti iki biçimde; tamlama ve büküm takıları ile belirtiliyor. Sözcükler
yalınken nötr durumdadırlar. Örnek:
kevçi (kaşık), çav (göz), pênûs (kalem), giyan (ruh) vs.

Tamlamalarla oluşan cinsiyet:
çavê şîn: mavi göz (çav: göz [ad, eril], -ê tekil, belirtili, erillik takısı, şîn: mavi).
pênûsa ziriçî: kurşun kalem (pênûs: kalem [ad, dişil], -a dişi, tekil belirlilik takısı).

Bükümle oluşturulan cinsiyet durumu:
siya darê
nikulê dîkî
Yukarıda işaretli “-a” takısı dişilliği, “-ę” takısı da erilliği ifade ediyor.

Veqetandek
Kürtçede tamlamalar “veqetandek” denilen takılarla oluşturulurlar. Bu takılar eril ve
dişildir. Belgili ve belgisiz olmak üzere takılar ayrıca ikiye ayrılırlar. Kürtçede ismin halleri
olmadığı için, tamlama ve cinsiyet takılarıyla terkipler oluşturulur. Takılar aşağıda
gösterilmiştir:
-ê : tekil, eril ve belirli
-a : tekil, dişil ve belirli
-ên : çoğul, belirli (her iki cinsiyet için)
-ekî : tekil, eril, belirsiz
-eke : tekil, dişil, belirsiz
-ine : çoğul, belirsiz (her iki cinsiyet için)

Büküm
Kürtçenin en önemli özelliklerinden biri de bükümlü bir dil oluşudur. Daha önce de
değindiğimiz gibi büküm, çekim sırasında kökün, özellikle de fiil kökündeki ünlünün
değişmesidir.
Kürtçede cümlenin değişken öğeleri (fiil, isim, zamir, takı, sayılar) bükülürler.
Kurmancide yalın isim ve zamirlerin çoğul durumu takı ve fiillerin yardımıyla oluşturulur.
Ama Kırmanckide yalın isimlerin çoğul durumu “-î“ekiyle oluşturulur. Örnek:
Kurmanci:
min pênûs bir (tekil ve belirli)
min pênûs birin (çoğul ve belirli)
min pênûsek bir (tekil, belirsiz)
min pênûs birin (çoğul, belirsiz)

Kırmancki:
min say verd
min sayî werdî
Kurmancide eril isimlerin bükümü iki halde olur:
a) “-î“ eki sözcüğün sonuna gelir.
b) Eğer sözcükte “a” ya da “e” sesi varsa, bu ses “ę”ye dönüşür.

Yalın Bükümlü
şivan gopalę şivanî/şivęn
nan nên/nanî bîne
aş Zîlan û Ronahî ji aşî/êş tê
nivîskar nivîskêr/nivîskarî xweş nivîsandiye

Dişil sözcüklerin bükümü:
“ê” ünlüsü sözcüğün sonuna gelerek dişillik durumu oluşuyor. Örnek:
meha biharê
porê jinikê
Kürtçe bükümlü bir dil olduğu için iki çeşit şahıs zamiri vardır. Bir çeşidi sade, diğeri
bükümlüdür.

Sade olanlar Bükümlü olanlar
ez min
tu te
ew wî/wê
em me
hûn we
ew wan
Not: Yalın sözcüklerin önüne bir edat geldiğinde sözcükler bükülürler.


Sözcük Türetme
Kürtçe önden, ortadan ve sondan eklemeli bir dildir. Kürtçedeki türetme ekleri ikiye ayrılır. Birinci çeşidi yalın fiillerden türetilmiş bir fiil oluştururlar. Diğer çeşit ile isim ve sıfat türetilir. Bazen sözcüğün kökünde meydana gelen bir değişim ile de fiilden isim türetilir. Bu son kural özellikle de emir kipindeki fiillerin kökünde gerçekleşir. Örneğin, bi+şewit+e (yan); emir kipinde olan bu sözcükteki “şewit” fiil kökü, “bi” emir kipi eki, “e” de ikinci tekilşahıs takısıdır. Bu fiilin kökü olan “şewit”teki “i”yı “a”ya dönüştürdüğümüzde şewat (yanma) ismi oluşur. Bunun dışında, emir kipinin kökünden ismi failler oluşturulur.

Örnek: Kuştin (öldürmek) fiili emir kipinde çekimlendiğinde bi-kuj-e olur. “bi” emir kipi takısı ve ikinci tekil şahıs takısı “e”yi atıp, agir sözcüğünü önüne getirdiğimizde, agir+kuj (ateş söndürücü) sözcüğü oluşur.
Türetme eklerinin üzerinde uzunca durmayacağız, ancak anlaşılabilmesi için, örneklerle kısaca değineceğiz.

Önce fiil türeten eklerden örnek verelim:
a) Fiil türetme ekleri
ber+dan (bırakmak)
da+dan (kapatmak)
der+anîn (çıkarmak)
hil+kirin (sökmek)
ra+kirin (kaldırmak)
ro+kirin (dökmek-boşaltmak)
ve+xwarin (içmek)
vê+xistin (yakmak)
wer+girtin (giyinmek-almak)
tê+koşîn (savaşmak)

Şimdi de sıfat ve isimlerin önüne gelerek, yalın fiiller türeten ekleri örneklendirelim:
andin, isandin, ijandin
Bu eklerle geçişli fiiller türetilir.

Örnek:
Saz+andin=sazandin (kurmak, tertip etmek)
nerm+ijandin=nermijandin (yumuşatmak)
rep+isandin=repisandin (tıkabasa doldurmak)
Aşağıdaki eklerle de geçişsiz fiiller türetilir.
în, isîn, ijîn
rep+isîn = repisîn (tıkabasa dolmak)
saz+în = sazîn (kurulmak, tertip olunmak)
nerm+în = nermijîn (yumuşamak)

b) İsim ve sıfat türetma ekleri
Bunlardan sonra, sıfat ve isim türeten eklere değinelim. Bu eklerle türeyen sözcükler
ikiye ayrılırlar; ismî fail (özne) ve ismi mefűl (nesne) adları. Bu ekler, hem sözcüğün önüne,
hem de arkasına gelirler. Önce soneklere birkaç örnek dizelim:
Soneklerle sözcük türetme:
kar+ker: karker (işçi)
ber+ek: berek (testere)
dar+ik: darik (sopacık)
ser+ok: serok (başkan)
aş+van: aşvan (değirmenci)
rim+baz: rimbaz (mızrakçı)
guh+ar: guhar (küpe)
mal+dar: maldar (malı olan)
teng+asî: tengasî (zorluk, engel)
kirîv+atî: kirîvatî (kirvelik)
xwîn+î: xwînî (kanlı)
şer+oyî: şeroyî (savaşkan)
yek+îtî: yekîtî (birlik)
Öneklerle sözcük türetme:
a+şűjin: aşűjin (çuvaldız ipi)
ber+av: berav (dere kenarında bir şeyler yıkama)
ser+dest: serdest (egemen)
ne+yar: neyar (düşman)
hem+pa: hempa (eş, dengi)
hev+kar: hevkar (işbirlikçi)
kele+girî: kelegirî (ağlamaklı)
zir+keç: zirkeç (üvey kız)
bi+kuj: bikuj (katil)
bele+guh: beleguh (kulak arkası kemiği)
gû+stêrk: gûstêrk (ateşböceği)

Ara eklerle sözcük türetme:
ser+an+ser: seranser (baştan başa)
dest+e+bira: destebira (kankardeş)
şad+ű+man: şadűman (mutlu, şen)
rû+bi+rû: rûbirû (yüzyüze)

Sonuç
Her dilin kendine özgü kuralları, özellikleri ve kalıpları vardır. Diğer dillerden ayrılan farklılıklarının yanı sıra, ortak yanları da vardır. Bu ortak kurallar, aynı dil ailesinden olan dillerde çokca görülür. Bundan dolayı bazı dillerin ortak özelliklere ve benzer kurallara sahip olmaları son derece normal ve doğal bir durumdur.
Kürtçe, birçok kural, kalıp ve özellikleriyle Farsça, Arapça ve Türkçeden ayrılmaktadır. Sonuç bölümünde, Kürtçe ve Türkçe arasındaki dilbilimsel ayrımlara değinmek istiyoruz. Türkiye’de bazı dilbilimci, siyasetçi, bürokrat, hatta değişik ve ilgisiz mesleklerden pek çok kimse hâlâ Kürtçenin bir dil olmadığını iddia ederler. Kürt dili hakkında merak sahibi olanların kafasında duru bir düşünce ve yargı oluşabilmesi için, bu iki dil arasındaki birkaç somut farkı şöyle sıralayabiliriz:

• Kürtçe Hint-Avrupa dil ailesinde, Türkçe ise Ural-Altay dil ailesinde yer
almaktadır.
• Kürtçe cinsiyetli (eril-dişil) bir dildir. Türkçede böyle bir özellik yoktur.
• Kürtçe bükümlü bir dildir, oysa Türkçe eklemeli bir dildir.
• Kürtçede iki grup şahıs ve işaret zamiri mevcuttur.
• Türkçe ve Kürtçe tamlamalar birbirlerinin tam tersi bir biçimde oluşurlar.
• Kürtçe önden, ortadan ve sondan ek alırken, Türkçe sondan eklemeli bir dildir.
• Kürtçede sözcükler iki ve üç ünsüzle (strî, stran vb) başlayabiliyorken, Türkçede
sözcük başında birden fazla ünsüz bulunmaz.
• Kürtçe ve Türkçe gramer, fonetik, sentaks ve türetme bakımından birbirinden
ayrılır.

Kürtçe lehçe ve şiveler hakkında yapılan tartışma ve polemiklere de kısaca değinmekte yarar görüyoruz. Nasıl ki her dilde varsa, Kürtçede de lehçe ve şiveler vardır. Kürtçe lehçeler şunlardır:

1) Kurmanci
2) Orta Kurmanci (Sorani)
3) Kırmancki (Kırdki, Dımıli, Zazaki; bunlar eşanlamlı adlarıdır)
4) Lorani.

Bu lehçelerden Türkiye’de sadece Kurmanci ve Kırmancki (Zazaca) mevcuttur. Kurmanci lehçesinin belli başlı üç şivesi vardır: Boti, Sılivi ve Mehmedi. Bu şivelerden Boti, Kurmanci lehçesinin yazı dili için temel alınmıştır. Gramer, imla ve sözlük bu şiveye
göre hazırlanmıştır. Kırmancki (Zazaki) lehçesinin iki temel şivesi vardır: Dersim şivesi, Siverek şivesi. Kürtçe uzun süre bir eğitim ve öğretim dili olarak kullanılmıştır. Kürt medreseleri buna örnektir. Bu medreselerde Kürt dilinin yanında Arapça ile de eğitim yapılmıştır. Sonuç olarak; Kürt dili kendine yetiyor. Eğitim ve öğretim dili olabilmesi için var olan dilsel engeller sınırlıdır. Olanlar da çözümlenebilecek, aşılabilecek, her dil için geçerli olmuş engellerdir.


    [ Cevap yaz ]    

23 Aralık 2008 Salı 22:46:19


her insanın mantığının kabul ettiği şeyler o insanın doğrularıdır. her insan öğrendiklerini kendi mantığıyla sentezleyerek kendi doğrularını yaratır.ve bunuda özgürce dile getirebilme hakkına sahip olabilmelidir.neden kendi doğrularıyla uyuşmayan düşüncelerden rahatsız olur insanlar .bütün dünyada bütün toplumların kendine ait bir yazılı geçmişi vardır en basit söylemle yazınız yerinde ve güzel kaleme alınmış.teşekkür ederim


    [ Cevap yaz ]    

23 Aralık 2008 Salı 22:37:43


"Kürtçe Hint-Avrupa dil ailesinin Hint koluna mensup, dünya üzerinde"

Bunlar Batı merkezli -pankürdik- gaz veren, bilimsel değeri sıfır olan saçmalardır. Bunları ve benzeri bir sürü yalan ve talanı çürüteceğim.

Bilgisi olan gelir...

Onun bunun yazdığı yalan tarihlere güvenmiyorum. Batı merkezli Türkolojiye 'de, güya olmayan -uyduruk Kürdoloji'de- reddiye okuyorum. Bunlar, yani bu yazınızdakilerin çoğu, emperyal yazımı siyasal- ırkçı ve etnik faşo kürdizm sayıklama ve zırvalardır.


Yazmayı bilen, bilgi birikimine güvenen, demogogluk ve bilgi birkimi farkıyla yazmanın erdemini bilen gelir.


Göktürkmen tarafından 12/24/2008 9:07:45 AM zamanında düzenlenmiştir.


    [ Cevap yaz ]    

23 Aralık 2008 Salı 22:11:45


ENTELEKTÜEL ÇAĞRI:

Siz bu yazınızı, bir de hani şu geçen ki Deniz'le ilgili yazınızı foruma başlık açın, ben sizi münazaraya çağırıyorum.

Sizi hiç yan yana dahi getirmeyi sevmediğim, bilgi ve sopa kavramlarından oluşan -bilgi sopası- yöntemle döveceğim, ya da beni siz dövün.

Sanatsal ve edebi küfürlerce, şaka yollu olarak benzetebileceğim biçimde felç edeceğim sizi veya siz beni edin.

Düşünce ve duyumsama dizgenizi dağıtacağım ya da eğer varsa bilgi birikiminiz, zaten siz beni düşünemez ve duyumsayamaz yapacaksınız.

Şartlarımız şu;

1. İnsan tanımından çıkmayacağız.
2. Aşağılama, alay, hakaretti ,tehditti yöntemi olmayacak.
3. Bir kelime ortaya attık mı onu kökeni, anlamı, taşıdığı tüm edebi, tarihi, bilimsel özelliği ile kavramdan uzaklaşmadan ve siyasallaş(tır)madan, izm ve de en önemlisi loji farkının -farkını- bilerek tartışacağız.
4. En önemlisi ise; yazmayı ( eleştiri, polemik, önerme, katkı olarak, edebi ve bilimsel yöntem olarak) bilmeyen -hanzo insan- tipolojidekiler konuya müdahil olmayacak.
5. Laf ola, beri gele ağız nameleri biçimindeki tatlı su romantizmi ile toplumsal model olarak Doğu ve de Batı merkezli tarihsel çözümlemeler, ölçütümüz anlamında kastediyorum, alıntılardan oluşmayacak ve olmayacak..

Var mısınız?

Hodri meydan!


Göktürkmen tarafından 12/23/2008 10:47:25 PM zamanında düzenlenmiştir.


    [ Cevap yaz ]    

23 Aralık 2008 Salı 22:10:29


Arkadaşım iyi hoşta bana resmi kaynak göstermen gerekir, coğrafi yayılımı söylermisin kürtçe coğrafyası nereden nereye kadardır. Tatarca ayrı bir dil gibi görünmesine rağmen neden tüm dünyadaki tatar okullarında türkçe öğretilir ve ana dili türkçe kanul eder tatarlar. ki Tatarca türkçeye pek benzemez kürtçe daha yakındır. Hatta osmanlıca dediğimiz saray dili bu günkü kürtçeye yakındır. açın osmanlıca lügatları bakın ve görün. Osmanlıca arapça farsça ve türkçe karışımı değilmiydi.. Lüten bu yazınızı kanıtlamak için tarihi belgeler koyun. koyacağınız belge bir tek fransadaki kürt enstütüsü olucaktır. onunda zatan amacı bellidir ermeni diasporası tarafından finanse edilmiştir.. ilerdeki plamlarıda kürtçenin ermenice lehçesi olduğu tezini işliceklerdir..


    [ Cevap yaz ]    


 « Önceki 10 eleştiri   1   2   Sonraki 10 eleştiri » 




NEDEN KÜRTÇE başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
23.12.2008 21:40:01
Toplam 20 yorum yapıldı
1947 çoğul gösterim
1924 tekil gösterim