Şeref, kumsalı olmayan arızalı bir adadır; bir bırakırsak bir daha geri dönemeyiz. BOiLEAU
E-mail: Şifre: Üye ol | Şifremi Unuttum
Şiir ve Edebiyat Platformu
Anasayfa Şiirler Yazılar Forum Etkinlikler Nedir? Kitap Kitap  Tv TiVi  Müzik Blog Atölyeler Atölye  Bicümle Arama İletişim

Kırım Kan Ağlıyor (Düşüngülü Eleştiri)






K I R I M K A N A Ğ L I Y O R

( DÜŞÜNGÜLÜ ELEŞTİRİ )

‘Komünizm bütün güzel
hayallerimizin üstüne bir
karabasan gibi çöreklendi.’ Kitaptan.

İşlek bir kalemi olan Yavuz Bahadıroğlu ‘Kırım Kan Ağlıyor’ romanında İkinci Dünya Savaşı’nın vahşetini dile getirmiş.
Stalin’in Kırım Akmescit’te komünist rejim uygulamaları, asimile olmak istemeyen Müslüman halkın direnişi, Sovyet zulmü anlatılırken, Ahmet Cahit ve arkadaşlarının Şeyh Şamil gibi yazdıkları destan öyküsel bir dille anlatılmış.
Bahadıroğlu, kurguyu katmanlara ayırarak yazmamış, serim yok. Bir dizi roman serisinden biriymiş gibi bir izlenim vermiş. Arka kapakta anlatılanlar bir başka romanın öyküsü gibi, bölümler kurguya çok seslilik katmamış. Kurmaca olayın sırası gelince (h)öykülendirilip romana eklenmiş. Çetin Yiğenoğlu’nun ‘Kırmızı Koku’ romanında yaptığı gibi katmanlar arası geçişlerde boşluk bırakmamış, okuru kara deliğe düşürüyor.
Önceki romanlarında Türk toplumunu küçük düşüren Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’nde yaptığı gibi yapmış. Son yazdığı, bir önceki anlattığının kurgusunu çürütüyor! Postmodernist anlatım… Bahadıroğlu’nun Orhan Pamuk gibi düşünerek yazdığını sanmıyorum… Komünizm rejiminde aile olamadığını keskin bir dille vurgularken, yine bir Bolşevik olan Nikolay ile Katya’yı papazın karşısına çıkarmadan el ele tutuşturmuyor!?..
Her öyküyü tartışılır hale getiren kurmacalar: Teğmen, elinde su testisi olan Katya’yı zorla kaçırırken, ‘Bir ara durup arkasına baktı. Peşinden gelen yoktu.’ ‘…Teğmen Rubin Katya’yı basık çatılı bir eve sokmuştu.’ (s.138) Zorla kaçırılan Katya elindeki su testisini bırakmıyor, evin içinde su testisi ile Rubin’i öldürüyor. “ ‘Sağol,’ dedi topuklarını çarparak.” Nato askerlerinin topuklarını çarptığını kabul edelim, Sovyetler Birliği askeri de topuklarını çarpıyor muydu?.. Alman subayı Schneider (Şnayder yazmış) emrindeki teğmene bakın ne demiş?.. ‘Yanına dilediğin kadar adam al, oğlum’ (s.173) Almanlar bir başkasına Türkler gibi oğlum demez. Yazarın vakit vakit abartılı anlatımlar yaptığını da görülüyor. ‘asmak için darağacı dayandıramıyorlar da, telgraf direklerini kullanıyorlar.’ (s.8) ‘Böyle konuşma, anne, genzime tıkanan koca bir çınar ağacı nefesimi kesiyor.’ (s.144) Cephede sürekli ameliyat yapan doktor, yaralıların kurşuna dizileceğini duyunca midesi kabarıyor: ‘midesi kabardı, kusacak gibi oldu, elini ağzına kapadı.’ (s.11) Gerçekçi bir anlatım değil.
Taraflara eşit mesafede durup kutupluluk yaratmamış (0 p) sağduyu ile anlatılmamış. Tek yanlı anlatım gerçekleri saptırmış gibi izlenim veriyor..! Komünizmi karalama kampanyası, muhazafakâr okur için yazılmış gibi… Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türk kültürünün içini Arapça boşaltmıştır. Sanki ezilenler Türk değil, komünizmle İslam dininin çatışması gibi gösterilmiş!.. Aynaya hep o pencereden bakılmış. “Asker mûzip bir tebessümle baktı subayına: ‘Yağma yok,’ dedi gözünü kırparak. ‘Ne mal olduğunu bölükte bilmeyen mi kaldı? Elimden alırsın.’ Melikof gürültülü bir kahkaha attı: ‘Yok canım,’ dedi. ‘Şişirmişler. Elinden niçin alayım? Komünist değil miyiz, ortaklık ne güne duruyor?’ Askerin yüzü kendiliğinden buruştu. ‘Pis bir teklif’ dedi, yere tükürdü. ‘Dokundu mu?’ ‘Sana dokunmaz mıydı?’ ” (s.54) Hoş olmayan sözü, Türklerin unvan olarak verdiği Tanrı’nın adlarından biri, ‘Melik’e söyletmiş!?.. Bir Rus’a değil..?
Öyküler, roman kahramanı üzerinden anlatılmamış, okur kendini romanda bulamıyor. Devinim de yok. Kitap öykü oylumuna daha yakın duruyor.
‘Kırım Kan Ağlıyor’ romanını yüzde 22.9 yabancı sözcüklerle (sayfada ortalama 41.7) yazan (0 puan) Bahadıroğlu kendine özgü bir dil oluşturmuş. Yabancı sözcükler: ‘O ışıkta takallüs etmiş’ (s.11) ‘durumun fecaatini düşünmek’ (s.12) ‘fizyonomisi bir papaz veya müzisyen’ (s.170) Rol verdiği kahramanların ruh hallerini iç seslerini yansıtmak için tümceleri kısa tutan yazar parıltılı sözleri sevmiyor. (4 p)
Kitabın yüzde 38.2’si diyaloglarla geçiyor (4 p), sayfada ortalama 6 kez (2 p) paragraf yapmış. Anlatım çeşitliliği yok, değişik biçemler kullanılmamış. Bahadıroğlu’nun söylemleri: ‘Kızılordu, akıtılacak kızıl kana muhtaçtı, Vampir dişlerini evin kapısına dayamıştı’ (s.201) ‘Rusya’da en meşgul insanlar mezarcılardır’ (s.223)
Şair gibi sözcüğü iyi alımlayan okur albenili, alımlı çalımlı ve parıltılı sözün peşine düşer. ‘Yazarlığın asal ölçütü dildir.’ ‘Şimdi itimad edilecek cinsten arkadaş bulmak altın bulmaktan daha zor.’ (s.133) Deneme ağacı gölgesinin keyfine varamayan yazarın (0 p) hoş olmayan sözleri: ‘Komünizmin girdiği yerde namusun yeri yoktur.’ (s.83)
Aynaya değişik açılardan bakmayan Bahadıroğlu, ayrınyıların yazın diline kattığı işlevselliğin farkında değil!.. (2 p) ‘Devam edemedi. Küçücük vücudu kasıldı, kasıldı. Sonra âniden gevşedi. Derin bir nefes bırakdı.’ (s.223) Ayrıntılarda kadın yazarlarımız daha başarılı.
Modern romanın araç ve gereçlerinden yeteri kadar faydalanmayan Bahadıroğlu, yazın diline işlevsellik katan ve bellekte çağrışımlar uyandıran yananlamı sayfada ortalama 2 kez (14 p) kullanmış. ‘Şehir karanlık içinde yüzüyordu.’ (s.26) ‘Gözlerini genç adama mıhlamıştı.’ (s.43)
Soğuk savaş dönemindeki Sovyet düşmanlığını aynaya düşüren Bahadıroğlu, Kahramanların iç çatışmalarını yansıtan içmonoloğu sayfada ortalama 0.031 kez (0.2 p) kullanmış. “ ‘İnsan değil, kukla bunlar,’ dedi kendi kendine.” (s.12)
Sözcüklerin kökenine bakmadan yazan Bahadıroğlu, sözvarlığı deyimi sayfada ortalama 1.1 kez (7.7 p) kullanmış. Bazı yazarlarımız metinlerine derinlik vermek(!) için özellikle yabancı sözcük kullanıyor. Deyimler: ‘tutarlarsa hapı yuttururlar ikimize de’ (s.60) ‘Can pazarı kurulmuştu dağ eteklerinde.’ (s.210) Çağrışım gücü yüksek, bir eğretileme de olan sözvarlığı atasözünü romanında hiç kullanmamış. (0 p) Oysa o dönemde atasözleri ve deyimlerle laf ebeliği yapılırdı.
Romanına çok seslilik katmayan Bahadıroğlu, yaşamı aralayan ama onu tam olarak aydınlatmayan soruları sayfada ortalama 3.3 kez (9.9 p) sormuş. ‘Boş yere nefesini tüketme. Sanki ne olacak? Bağırırsan komünistler ülkemizi terk mi edecek? Kızılordu cânileri cinayetlerine son mu verecek? İşkenceler bitecek mi?’ (s.45)
Romanın iç atmosferini sevgisizlik üzerine kurgulayan Bahadıroğlu, bir kanıt türü olan betimlemeyi sayfada ortalama 9.1 satır (1.8 p) yapmış. ‘Nikolay’ın yüzü kireç gibi olmuştu. Pembe dudaklarından bile çekilmişti kan. Bakışlarında sâdece korku vardı.’ (s.56) Çok sayıda roman, öykü ve çocuk kitapları olan Bahadıroğlu, anıları canlı tutan ruh çözümlmelerini sayfada ortalama 0.3 satır (0.1 p) kullanmış. ‘Biliyorum, ana yüreği, fakat unutma ki binlerce ana yüreği, yavrusunu bir daha göremeyecek şekilde kaybetmiş olmanın ızdırabıyla burkuluyor’ (s.200) Kahramanlara ruh verememiş.
Göz izleği zayıf kalan Bahadıroğlu’nun yaptığı benzetmeler vakit ve mekâna uygun düşmemiş. ‘Yaptığı bütün mürâcaatler bir duvara atılmış fasulye taneleri gibi önüne dökülmüş. (s.214) Sayfada ortalama 1.1 kez (4.4 p) benzetme yapmış. Eğretilemeyi ise sayfada ortalama 0.4 kez (1.2 p) yapmış. ‘Gök kör buluttu.’ (s.28) ‘Kanımızı emmeye hazırlanan vampirler’ (s.45) ‘kızılcıklarını ülkemize saldı.’ (s.46)
İnsan yanlarımızı anlatan ayrıntıları görmemezlikten gelen yazar, yazın dilini kuruluktan kurtaran gülmeceyi sayfada ortalama 0.036 kez (0.4 p) kullanmış. ‘Gözlerimi yaşartacaksın. Bir Kızılordu astsubayı önce acımayı unutmalı. O yalnız milletin anasını ağlatmakla vazifelidir.’ (s.180)
Romanına bir dize olsun şiir koymayan (0 p) yazar, bir iç işlevselliği olan imgeyi sayfada ortalama 0.8 kez (6.4 p) kullanmış. ‘Sonra da vampir iştahâsıyla, birer birer hepsini yutmuş’ (s.196) ‘Silahların şaklamasını duyunca’ (s.198)
Diyalektik bir anlatım yapmayan Bahadıroğlu, kahramanın aklından geçenleri dile getiren bilinççakımını sayfada ortalama 0.017 kez (0.1 p) kullanmış. “ ‘Yine bizden birini vurmuş olmalılar’ diye geçirdi içinden.’ (s.60)
Tanrı’ya tevekkül etmeyi öne çıkaran yazar, varlıkların durumlarını gösteren, bezemenin olmazsa olmazı sıfatı sayfada ortalama 2.3 kez (4.6 p) kullanmış. ‘Hâki üniformalı iki kişinin sokağı’ (s.60) ‘Üst cebinden çıkardığı küçük bir ayna’ (s.170)
Nikolay’ın nişanlısı kaçırmasını düzayak anlatan, aşk ve cinselliği işlemeyen Bahadıroğlu, yabancı dillerin etkisinden hâlâ kurtulamayan terimi sayfada ortalama 3 kez (9 p) kullanmış. ‘Türk Mukavemet Teşkilâtı.’ (s.7) ‘Koca Rus rovelveri parmaklarının’ (s.82) Muhafazakâr kesimin yazarları aşkı işlemiyorlar!..
Okurunu yazdığı öykülerle etkileyen, ona roman havası veremeyen yazar, sayfada ortalama 1 kez (2 p) ikileme yapmış. ‘pişkin pişkin sırıtıyordu. Bir müddet öylece durduktan sonra salına salına kapıya yürüdü.’ (s.51) Pekiştirmelere ise sayfada ortalama 1 kez (3 p) yer vermiş. ‘Düpe düz insandı.’ (s.161) ‘Büs bütün sustu.’ (s.185) ‘saçları sim siyahtı’ Sözcüğü ayrı yazmış.
Romanına lirizm havası veremeyen Bahadıroğlu, bir gücü işlevselliği olan ve yazının içinde süs gibi duran alıntıdan faydalanmamış. (0 p)
Yavuz Bahadıroğlu’nun ‘Kırım Kan Ağlıyor’ romanı, Düşüngülü Eleştiri kriterlerine göre 76.8 puan almıştır. Acelesi varmış, toplumun bir kesimi için yazılmış gibi izlenim veriyor. * Kırım Kan Ağlıyor / Yavuz Bahadıroğlu / Nesil Yayınları / 224 s.











Etiketler:




Kırım Kan Ağlıyor (Düşüngülü Eleştiri) başlıklı yazıya henüz eleştiri yazılmamış.





Kırım Kan Ağlıyor (Düşüngülü Eleştiri) başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
03.12.2008 11:08:09
Toplam 0 yorum yapıldı
649 çoğul gösterim
598 tekil gösterim